Tarih: 01.01.2026 17:17

HAKKI ÖZNUR: YOLUMUZ ŞEHİT LİDER MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN YOLUDUR

Facebook Twitter Linked-in

Küresel bir suikastle şehit edilen BBP'nin kurucu lideri  Muhsin Yazıcıoğlu, doğumunun 71.  yılında kabri başında  dualarla anıldı. Akşam namazını Tacettin Camiinde kılan Muhsin Yazıcıoğlu'nun dava ve yol arkadaşları, sevenleri ve çok sayıda vatandaş daha sonra Kabri başında bir araya geldiler.

Şehit lider, Muhsin Yazıcıoğlu'nun misyonunu sürdüren  ülkemizin önde gelen sivil toplum kuruluşlarından İNİSİYATİF Derneği'nin  Genel Başkanı Fahri Bozgeyik başta olmak üzere İNİSİYATİF görevlileri ,gönüllüleri,   gelen vatandaşlarımıza  sıcak çorba, Lokum ve gül suyu ikramında bulundular  lokma dağıttılar. 

Şehit Yazıcıoğlu'nun mezarı başında yazar Emre Keskin Kur'an-ı Kerim okudu ve dua ettirdi . Gönüllere taht kuran lider,  Muhsin Başkan dualarla ve okunan Kuran'la yad edildi. Mezarı  çiçeklerle donatıldı, gözyaşlarıyla sulandı.

Düzenlenen programda şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu'nun dava ve yol arkadaşı, Ülkücü fikir ve siyaset adamı camianın ağabeyi Hakkı Öznur, Muhsin Yazıcıoğlu'nun 40 yıllık siyasi yaşamını, milli çizgisini ,ilkeli duruşunu, milletten ve demokrasiden yana olan  tavrını, anlatan bir konuşma yaptı.

 Öznur konuşmasında, 37 yıl önce 31 Aralık 1988 yılında hakka yürüyen büyük mütefekkir, bir Horasan ereni, çağımızın yesevi'si, Seyyid Arvasi hocamızı da andı. Öznur, ayrıca Muhsin Yazıcıoğlu ve Seyyid Ahmet Arvasi hoca ile ilgili bir yazılı mesajda   yayımladı.

Yayımladığı mesajın tam metni:

Aziz dava arkadaşlarım, ülküdaşlarım, yiğit Alperenler,

Ömrünü, aziz Türk milletine, Nizam-ı Âlem ülküsüne vakfetmiş, milletin davasına adanmış bir ömür ile milletin adamı, şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, 71  yaşında.   

Bizler, Allah yolunda, Kur'an yolunda, millet yolunda şehit düşen Muhsin Başkan'la beraber olduk. İyi ki onun gibi yiğit bir liderle, yol ve dava arkadaşı olmuşuz. Ne mutlu bizlere…

Türk siyasi ve demokrasi tarihine ilkeli ve dik duruşuyla yiğit tavrıyla,  damga vuran  milletin adamı şehit liderimiz  Muhsin Yazıcıoğlu'nun yokluğu, derinden hissediliyor. Şehadetinden bugüne 16 YIL  9 ay, 7 gün geçti. Toplam 5395  gün geçti.  Acımız, hala dipdiri. Hüznümüz, devam ediyor. Türkiye, yiğit dava adamını, Muhsin Yazıcıoğlu'nu arıyor.

Ömrünün her aşamasında ihlas ve istikamet üzerinde olan, cennet mekân Muhsin Başkan, kadirşinas Türk milletinin gönlünde taht kurdu. Manevi rütbeler aldı. Aziz Türk milleti, şehit Muhsin Başkan'ı zahiren Tacettin Dergahı'na, manen kendi yüreğine gömdü.

Ülkücülerin hikayesi bitmez. Milletin adamı yiğit lider  Muhsin Başkanımızın yarım kalan hikayesini inşallah Türkiye'nin geleceği ve teminatı olan Türk gençliği tamamlayacaktır. Muhsin Başkan'ın hikayesi  hikayemiz, hayalleri hayallerimizdir.

Muhsin Başkan Türkiye'nin milli direnç merkeziydi, meclisin sigortasıydı Anadolu'nun bağrından çıkan bu yiğit liderin, bu büyük siyaset ve millet adamının kahramanca, idealist mücadelesi her zaman toplum da büyük saygı uyandırdı. Milyonlarca insan ona sevgi ve hürmet besledi. O'nun dik duruşuna davasına olan bağlılığına hep hayran oldu.

Muhsin  Başkanın siyasi çizgisinde kırıklık yoktur. İstikameti-kıblesi dosdoğru bir dava adamıdır. İman ve ahlak abidesi bir şahsiyetti. O, istikamet ve vakar sahibiydi. O, makam ve mevkileri değil, sonsuzluğu düşünen bir liderdi.

Bütün ömrünü, bütün varlığını Kur'an'a bağlayan bir adamdı. Davasını Kur'an'la anlatan, ülküsünü iliklerine kadar yaşayan Muhsin Yazıcıoğlu,  kamil bir Müslüman, feraset sahibi bir liderdi.

 Muhsin Yazıcıoğlu deyince Kur'an'a adanmış bir ömür ve Allah ve peygamber sevdası ile dolu bir yürek karşımıza çıkıyor.

Yüce kitabımız Kur'an diyor ki, "Allah, Muhsinlerle beraberdir."

Kur'an ayetlerinde 'Muhsin' ifadesi birçok yerde geçmektedir.

Kur'an'ın açıkladığı 99 güzel isminden biri de Muhsin olan Cenab-ı Allah, güzeli ve güzellik sergileyenleri sever. O, gerçekten Muhsinlerdendi. Muhsin Başkan, güzel bir insandı.

Allah, iyilik ve güzellik insanı olan Muhsinlerle beraberdir. Hiç şüphesiz yüce Allah, dünyada ve ahirette kötülerle değil, Muhsinlerle/iyilerle beraberdir. Dünyada kiminle birlikte olursak, kıyamet günü de onunla birlikte oluruz.

Rabbimizin yüce kitabında Muhsinleri sevdiğini ferman ettiği ayetlerindeki gibi kendini Allah'a adamış yiğit ve güzel bir insandı Muhsin Başkan…

Acımız hale taptaze, tarifi mümkün değil. Acımız, hüznümüz devam ediyor. Muhsinlerle de hüznümüz Allah'adır bizim…

Muhsin Başkan'ın hayatı cesaret, adalet ve şehadetti.

Biz Allah yolunda, Kur'an yolunda, millet yolunda şehit düşen Muhsin Başkan'la beraber olduk. İyi ki onun gibi yiğit bir liderle, adam gibi adamla yol ve dava arkadaşı olmuşuz. Ne mutlu bizlere…

Muhsin Yazıcıoğlu'nun "gizli" ajandası yoktu. Açık, şeffaf ve milletiyle, dava arkadaşlarıyla iç içe, bir bütün olan milli bir liderdi. Muhsin Yazıcıoğlu için kişilerin, grupların bekası değil, devletin, milletin bekası, ülkenin yarınları önemlidir.

 Şehit Muhsin Yazıcıoğlu deyince dava adamlığı, davaya adanmışlık, fazilet, fedakârlık, vefa, kadirşinaslık, hasbilik, beklentisizlik akla gelir. Kendisi için bir gün yaşamadı. Ömrünü, hayatını, verdiği yüce davasına adadı. Her türlü istibdada karşıydı, İstiklal aşığıydı. Çile adamıydı. Davasının çilesini çekti hep.

Hep dik durdu, düz yaşadı, çizgisini bozmadı, istikametini değiştirmedi. İnandığı değerlere hep bağlı kaldı. Kendisi için bir gün yaşamadı. Ömrünü, hayatını, verdiği yüce davasına adadı.

Siyaset üslubunda seviye, nezaket, naiflik, hoşgörü, diyalog, kuşatıcılık vardı. Bugün ülkeyi yönetenlerin üslubunda ise tam tersi var. Güç zehirlenmesi yaşayan siyasetçileri daima uyarmıştır. Güç çılgınlığı ile yoldan çıkan saldırgan ve çirkin bir dil kullanan, kendini "tek adam" olarak görenleri, otokrasiye saplanmakla itham etmiştir.

MODEL ŞAHSİYET :  MUHSİN YAZICIOĞLU

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, 33 yıl önce Türk siyasetine "sivil inisiyatif programı" ile tarihi bir çıkış yapan, Türk demokrasi tarihinde ilk ve önemli bir yere sahip olan sivil toplum, sivil siyaset, sivil anayasa, adalet, demokrasi ve özgürlük vurgusu yapan, tarihi bir manifesto olan, bugün de yarın da her zaman geçerliliğini koruyan, millet merkezli programın çizgisi ve savunucusudur.

Sivil siyaset programı; sivil siyaset, sivil toplum vurguları askeri vesayete ve darbe anayasalarına karşı çıkan, sivil bir anayasa ve özgürlükçü demokrasiyi savunan, milli iradeye sahip çıkan özgün düşünceler, ilkeli, seviyeli siyaset anlayışı, başta aydınlar, sivil toplum kuruluşları olmak üzere toplumun çeşitli kesimlerinin dikkatini çekmiş, destek bulmuştu.

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, her zaman hak, hukuk, adalet çizgisinde siyaset yapan, daima demokrasiyi, adaleti ve özgürlükleri savunan,  milletten yana olan milli çizgidir.

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, darbelere, kalkışmalara, muhtıralara, gece yarısı gelen e-bildirilere karşıdır ve bunlarla mücadeleyi, demokrasi mücadelesi olarak görür.

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, 28 Şubat ve e-muhtıra günlerinde, "Biz, milli iradeden ve demokrasiden yanayız. Demokrasinin köklü bir şekilde yerleşmesi için sandıktan çıkan iradeye herkes saygı göstermelidir. Demokrasiye balans ayarı yapmak isteyen hadsiz, militarist, darbeci, cuntacı, millet düşmanı vesayetçi çevrelerle her türlü odaklarla mücadelemiz devam edecektir. Ülkemizin istikrarsızlığa düşürülmesine asla müsaade etmeyeceğiz. İstikrarın temini için her şeyi yapacağız" diyen, milletten ve demokrasiden yana olan şehit Yazıcıoğlu çizgisine sonuna kadar bağlı olmaktır.

 Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, Türkiye'nin en karanlık yıllarında ölüm tehditleri, gözdağları vermeye çalışan iç ve dış mihraklara, askeri vesayete bağlı BÇG vb. millet ve demokrasi düşmanı karanlık yapılara, "Kimse bizim aldığımız kararı değiştiremez, kimse bize dayatma yapamaz, milletin aleyhine iş yaptırtamaz. Biz, milletimiz ne diyorsa onu yaparız. Demokrasiyi tanımayanları, milli iradeyi tanımayanları, biz hiç tanımayız. Bizim hayatımız, şer odaklarıyla mücadeleyle geçti. Zalimlere, darbecilere, cuntacılara asla boyun eğmedik." diyen yiğit lider Yazıcıoğlu çizgisidir.

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi 28 Şubat sürecinde milletten ve demokrasiden yana olan tavrını değiştirmesi için Meclis'te kendisini ziyaret eden, askeri vesayetle, bürokratik oligarşi ile bağlantılı bazı vekillere, eski bakanlara  "Benim adım Muhsin Yazıcıoğlu. Ben kimseden emir ve talimat almam. Allah'tan başka kimseden korkumuz yok. Biz milli iradeye inanıyoruz. Milli iradenin dışında hiçbir iç ve dış odak tanımayız. Demokrasi dışı arayışlara şiddetle karşıyız. Demokrasinin arkasında durmaya ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz. Hiçbir güç odağı Muhsin Yazıcıoğlu'na milletin aleyhine, demokrasinin aleyhine bir iş yaptıramaz. Ben ve dava arkadaşlarım, milletle siyaset yaparız. Sadece milletimize hizmet ederiz. Herkes bunu böyle bilsin." diyen  cesur lider, Şehit lider  Muhsin Yazıcıoğlu çizgisidir.

MUHSİN YAZICIOĞLU ÇİZGİSİ, HAK, HUKUK, ADALET ÇİZGİSİDİR

Şehit liderimiz Bir konuşmasında şunları ifade etmiştir: 

"Bizim siyasi projelerimizin esasını, milli, manevi, insani ve demokratik değerler üzerinde yükselecek, her halükârda kudretli ve büyük bir Türkiye ideali oluşturmaktadır."

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, adaleti, demokrasiyi ve özgürlükleri savunan, özgürlükçü ve demokrat bir çizgidir.

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, tek adam, tek parti rejimi peşinde koşan zihniyetleri, ülke ve demokrasi açısından tehlikeli olarak görmüş ve her türlü otoriter anlayışa ve otokratik siyasete karşı çıkmıştır.

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, oligarşik ve bürokratik dikta rejiminin devamından yana olan otoriter ve totaliter düşünceye sahip zihniyetlere karşı, sivil, demokratik, hukukun üstün olduğu iradeyi ortaya koyan, milli ve yerli bir çizgidir.

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, demokrasi düşmanlarına asla boyun eğmez, hiçbir güç ve odak tanımaz, askeri vesayete karşı çıkar, vesayetçiliği mahkum eder.

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, otokratik siyasete, otokrat liderlere, otoriterleşmeye ve otoriter eğilimlere kökten karşıdır.

Otokrasi, diktatörlüğün bir türüdür.  Yazıcıoğlu çizgisi , siyasette her türlü otoriterleşme eğilimlerini demokrasi için tehlike olarak görmüştür.

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisine göre son dönemde, otokrasi ve otoriteryanizm, devlete hakim olmuştur. Tek parti güdümlü otoriterleşme  demokrasiyi ve özgürlükleri tehdit etmektedir.

Otoriter ve totaliter yönetimler, mutlak gücü kaybetmemek adına çoğunlukla baskıya ve şiddete başvururlar. Otokrat liderler, millete değil sahip oldukları makamsal güçlerine güvenirler.

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisine göre, demokrasiye yönelik otokratik tehdit gibi bir başka tehlike de otokrasiyle yakından ilişkili olan oligarklardan gelmektedir.

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, darbecilerle, darbe peşinde koşanlarla, cuntalarla, bürokratik oligarşi ile her türlü otoriter zihniyetlerle daima mücadele eden, demokrasiyi ve milli iradeyi savunan demokrasi çizgisidir.

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, ötekileştirici değil birleştirici ve bütünleştiricidir. Milletin evlatlarını "bizler" ve "onlar" diye ayırmaz.

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, kutuplaştırıcı ve nefret dilini kullanan her türlü ilkesiz, omurgasız, kirli ve pasaklı siyaset dilini demokrasiye ve millete tehdit olarak görür ve bunlarla mücadele etmeyi görev kabul eder.

Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, tiranlığa, diktalara, diktatörlüklere şiddetle karşıdır. Millet ve insanlık düşmanları ile mücadeleyi merkezine koyar.

MEKTEP  ADAM : SEYYİD AHMET ARVASİ

Büyük mütefekkir Seyyid Ahmet Arvasi Hoca, Ülkücü Hareket'e en çok tesir eden ve yokluğu en fazla hissedilen isimdir. 27 yıl süren eğitimciliği sırasında inanç ve ülkülerin mücadelesini veren ve bu yüzden hayatı sürgünlerle, zulümlerle geçen Arvâsî, samimi ve tavizsiz bir Türk milliyetçisidir.

Seyyid Ahmet Arvasi Hocamız, bu ilkelerde "milletinin ve bütün insanlığın saadeti için çalışan Türk Milliyetçiliği bu ilkelerden hareketle idealine ulaşacak, İ'la-yı Kelimetullah uğruna can verecek ve Nizam-ı Âlem'i sağlayacaktır, düşüncesini" ortaya koyuyordu.

Müslüman Türk gençliğine İ'la-yı Kelimetullah'ı ve Nizam-ı Âlem'i anlattı. Diyalektiğini yazdı, estetiğini gösterdi. Onun Ülkücülük anlayışı, ülkemizde ve yeryüzünde Allah'ın nizamını kurmayı hedefleyen cihanşümul bir hareketin adıydı. Nizam-ı Âlem Ülkücülerine de hedef olarak bu ideali göstermiştir.

Bir makalesinde, "Türk milletinin ve dolayısıyla Türk milliyetçiliğinin davası Allah ve Rasul'ünün davasıdır. Ve bunun adı İslamiyet'tir." ifadesiyle milliyetçilik anlayışını en veciz bir şekilde ortaya koymuştur.

Ahmet Arvasi'nin ilk kitabı olan 44 maddeden oluşan "İleri Türk Milliyetçiliğinin İlkeleri" Türk-İslam ülküsünün iskeleti mahiyetindedir. "

"Türk-İslâm" Ülkücüsü, insanı hem maddesi hem de ruhu ile kavrayan çağdaş bir "Alperendir."

Eserlerinde Türk-İslâm Ülkücülerine, Allah ve Rasul'ünün yolundan ayrılmamalarını, Kur'an ve sünneti mutlak rehber olarak kabul etmelerini, İslâm'ı bir hayat tarzı olarak benimseyip hayata geçirmelerini tavsiye etti.

"Yaşanmayan bir davanın, yaşama şansı yavaş yavaş ortadan kalkar. Zafer, davasını yaşayarak yaşatanlarındır" der Arvasi Hoca. 

"Türk-İslam Ülküsü" kitabında "Türk-İslâm Ülkücüsü, her şeyden önce bir iman adamıdır. O, yüce ve şanlı kurtarıcımız ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (O'na selam olsun) gibi inanır." der.

Arvasi Hoca Ülkücüyü şöyle tarif etmiştir:

"Kendini Allah ve Rasul'ünün davasına adamış, sırf Allah rızası için canını, malını ve mevkiini, din ve devleti, mülk ve milleti için fedaya hazır, şanlı, mukaddes, ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde dövüşen, nefsini düşünmeyen ve ülküsünde  fani olmuş yiğitlerdir. Onlar, büyük ve şanlı tarihimizin doğurduğu Allah ve Rasul'ünün hizmetine sunduğu ulvi kadrolardır. Küfrün bütün oyunlarını bozan, cesaretini kıran, yolunu kesen kadrodur Türk-İslâm Ülkücüsü."

İslâm iman ve ahlâkından güç alan, yeni bir Ülkücü nesil, tarihin bağrından fışkırmış ve her gün biraz daha güçlenerek gelmektedir. Bunlar müminlere kaşı alçak gönüllü kâfirlere karşı onurlu ve zorlu, Allah yolunda savaşanları kınayanların kınamasına aldırmayan yiğitler. Bu nesil, Allah'ın Türk milletine ve İslâm dünyasına ihsanıdır."

Her mütefekkirin bir temel dayanak noktası, değer ölçüsü ve inancı vardır.  Arvasi Hocamız da temel, İslâm'dır. Bütün görüşlerini de bu temele göre incelemiştir. Arvasi hocamız, 56 yıllık yaşamında inançlarının mücadelesini vermiştir.

 Bu yüzden hayatı sürgünlerle geçti. Hayatı boyunca zalimlere karşı eğilip bükülmemiş. hüseyni tavrıyla adeta onlara kök söktürmüştü. İlk gençlik yıllarından itibaren, ecdadından gelen İslâmî şuurla, öğretmenlik hayatına atıldığı döneme kadar, memleket meseleleri karşısında hiçbir zaman kayıtsız kalmamış, fikri ve siyasi hayatı yakından takip etmiştir.

Arvasi hoca, kendi gündemini kendisi tayin eden, dolayısıyla Türkiye gündemine Ülkücülüğü bir fikir ve aksiyon olarak getiren bir entelektüeldir. "Türk-İslâm Ülküsü" adlı köşesinde yazmaya başladığı makalelerde, ilk bakışta göze çarpan özellik, meselelerimizi İslâm'ın ışığında teşhise tabi tutması ve İslâmî prensipler dairesinde hal çaresi aramasıydı.

Ülkücü Hareket'in çizgisinin, Kur'an ve sünnet doğrultusunda tevhidi bir dünya görüşüne bağlı olduğunu beyan eden Hergün'deki günlük yazıları, Türk-İslâm ülküsünü oluşturan çizginin mihenk taşı olmuştur.

1958 yılından itibaren eğitimci olarak görev yaptığı Van, Balıkesir, Bursa, İstanbul gibi illerde memleketin kaderine yön verecek millî, manevî değerlere bağlı, Ülkücü kadroların yetişmesine çalışmıştır. Bulunduğu her yerde, her zeminde milliyetçi, mukaddesatçı derneklerle yakın ilişkisi olmuş, çıkartılan millî-İslâmî yayın organlarında makaleler yayınlamıştır.

56 yıllık ömrüne ciltler dolusu eserler sığdıran ve "Bir Mektep Adam" olan Seyyid Ahmet Arvâsî, bütün yazılarında Türk milletinin dolayısıyla da Türk milliyetçilerinin dâvâsının "Allah ve Rasûl'ünün dâvâsı" olduğunu her zaman ve her zeminde ifade etmiştir.

Arvasi Hoca, milliyetçilik anlayışını şöyle özetlemiştir: 

"Ben, İslâm iman ve ahlâkına göre yaşamayı en büyük saadet bilen, Türk milletini iki cihanda aziz ve mesut görmek isteyen ve böylece İslâm'ı gaye edinen Türk milliyetçiliği şuuruna sahibim. Benim milliyetçilik anlayışımda asla ırkçılığa, bölgeciliğe ve dar kavmiyetçilik şuuruna yer yoktur. İster azınlıklardan gelsin ister çoğunluktan gelsin her türlü ırkçılığa karşıyım. Bunun yanında şanlı Peygamberimizin "Kişi kavmini sevmekle suçlandırılamaz. Kavminin efendisi, kavmine hizmet edendir. Vatan sevgisi imandandır" tarzında ortaya koydukları yüce prensiplere de bağlıyım".

Arvasi, Türk milliyetçilerinin, Türk-İslâm Ülkücülerinin dâvasının, Allah ve Rasûl'ünün dâvası olduğunu, bunun da "İ'lâ-yı Kelimetullah" dâvası olduğunu ve kıyamete kadar süreceğini savunuyordu. Aksini iddia edenlerin ya Türk milliyetçilerini tanımadığını ya da bühtan ettiklerini söylüyordu ve "Türk milliyetçisi, her şeyden önce bir iman adamıdır" diyordu. Türk milletinin dünyaya "Nizâm-ı Alem" vermek üzere gönderildiğine inanıyordu. "Kesin olarak iman etmişimdir ki, Müslüman Türk milleti ve onun devleti güçlüyse İslâm dünyası da güçlüdür" diyen Arvasi İslâm dünyasını esir almak isteyen şer kuvvetlerin ilk hedefinin Türk devleti ve Türk milleti olduğunu belirtiyordu.

ÜLKÜCÜ ŞEHİTLERİN CENAZELERİNDE, ÜLKÜCÜ GENÇLERİ CEZAEVİ ZİYARETLERİNDE, OCAK KONFERANSLARINDA, , ÜLKÜCÜLÜĞÜN HER FAALİYETİNDE EN ÖNDE GİDENLERDENDİ

10 Haziran 1979'da yapılan MHP'nin 14. Büyük Kongresi'nde  kendisinin haberi olmadan MHP Genel İdare Kurulu Üyesi oldu. Arvasi Hoca, bu göreve seçildiğini 11 Haziran 1979 Pazartesi günü radyoda saat 13.00 haberlerini dinlerken öğrendi.

12 Eylül 1980 İhtilaline kadar 15 ay MHP Genel İdare Kurulu üyeliği görevi yaptı. Bu sürede yapılan bütün MHP Genel İdare Kurulu toplantılarına düzenli olarak katıldı. Seyyid Ahmet Arvasi 27 Şubat 1979 tarihli Hergün'de yayınlanan "Ülkücü Hareketlin Politikası" başlıklı yazısında, Ülkücülerin politik çizgisinin ve anlayışının nasıl olması gerektiğini şu sözleriyle vurgulamıştır:

"Türk-İslâm Ülkücüsü, "küçük" politika yapmaz. O 'küçük politikacı' değildir; küçük politika oyunlarına gelmez ve alet olmaz. Onun kendisi ile ilgili bir hesabı yoktur ve bu türden hesabı olanları hareketin 'çekirdeğine' yaklaştırmaz." diyordu.

Seyyid Ahmet Arvasi Hocamız, 12 Eylül öncesi MHP ve Ülkücü kuruluşların düzenlediği etkinliklere katılır gerek MHP gerekse Ülkücü Ocakları'nın düzenlediği konferanslara sohbetlere çağrılır ve konuşmalar yapardı. Hoca, o zor ve fırtınalı yıllarda her gün şehitler verdiğimiz o yıllarda birçok şehit Ülkücünün cenazesine katılmıştır, şehitlerimizle ilgili yazılar yazmıştır. Yine birçok yazısında "Yusufiye" olarak adlandırdığı cezaevlerinde yatan Ülkücü gençleri de birçok kez kaldıkları cezaevlerinde ziyaret ederek, onlara büyük manevi destek vermişti.

12 Eylül öncesi bir kış günü "Eskişehir Cezaevi'nde" yatan, çok sevdiği Ülkücü evlatlarını ziyaret etmişti. Rahatsız olmasına rağmen onları ziyarete gitmiş, "Bu çocuklar Türkiye'nin istikbali. İçeride iyi yetişiyorlar." demişti.

Arvasi hocamız, "Yusufiye-taş medreseler" olarak adlandırdığı zindanlarda, inandığı davası uğruna nice zulümler gördü ama yaşadığı bütün zorluklara, sıkıntılara rağmen inançlarından ve fikirlerinden asla taviz vermedi. Tutuklu bulunduğu koşullarda bile mahkemelerde bile "Ülkücülük, sadece bir inanç, bir kimlik değil her türlü baskılara, zulümlere karşı sönmeyen, söndürülemeyecek olan bir meşaledir." diyordu.

DİL OKULUNDA,  NAMAZDA, İMAMET MAKAMINDA

Arvasi Hocamız MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasında, 5 yıldan 15 yıla kadar ceza talebiyle yargılandı. Dört ay tutuklu kaldıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere hapisten çıktı. Dava sonunda beraat etti.  

ABD ve NATO uşağı ,Amerikan emperyalizminin  yerli işbirlikçisi   diktatör Kenan Evren'in  kendisiyle birlikte hareket eden Amerikancı generallerle, " Beşli Konsey"le yaptığı, 12 Eylül 1980  darbesinin ardından  onbinlerce  ülkücü gözaltına alınmış, tutuklanmıştı.  Ülkesine vatanına , milletine , bayrağına, davasına, ülküsüne  sevdalı  Seyyid Ahmet Arvâsi Hocamızda darbeden 26 gün sonra İstanbul'da gözaltına alındı. Ardından tutuklanarak MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasından yargılanmak üzere Ankara'ya getirildi. Önce; MHP Genel İdâre Kurulu Üyesi olması sebebiyle dil ve istihbarat okulunda Alparslan Türkeş dâhil MHP üst düzey yöneticilerinin yanında hapsedildi. 

MHP GİK üyesi olan Arvasi hocamız, 12 Eylül Darbesi sonrası tutuklandığında kalbinden rahatsızdı. Fakat yine de tutuklanmıştı. Tutuklu kaldığı zaman içerisinde hapishanenin genişçe bir yerini Dil Okulu'nda kalan MHP yöneticileri, evlerinden getirdikleri kilim ve örtülerle mescit haline getirdiler. Burada başta hareketin lideri Alparslan Türkeş olmak üzere MHP mensupları, beş vakit birlikte namaz kılmışlar, dua ve sohbetlerde bulunmuşlardı.

Arvasi Hoca, Dil Okulu'nda rahatsızlık geçirdi. Bir süre Ankara Mevki Hastanesi'nde tedavi gördü.  Milliyetçi Hareketin lideri Alpaslan Türkeş Arvasi hocanın rahatsızlığı ile ilgili şunları  anlatıyor:

"Cezaevinde geçirdiği kalp rahatsızlığı dolayısıyla Ankara Mevki Hastanesi'ne kaldırıldı. O gün, görevliler kendisini hastaneye götürmek için aşağıya indirdiler. Biz, yukarıda kalmıştık. Odamın penceresinden dış kapıya çıkan merdivenleri görebiliyordum. Arvasî hocamızı hastaneye götürecek cankurtaran henüz gelmemişti. Ayakta bekleyecek hali yoktu, bitkin bir vaziyette taş merdivenlere oturarak cankurtaranın gelmesini bekledi. Yukarıdan askerlere seslendim. Bir binbaşı çıktı. Kendisine Arvasî Bey'in rahatsız olduğunu, bir sandalye getirilmesi için emir buyurulmasını rica ettim. Bu ricamdan sonra bir sandalye getirdiler. Daha sonra cankurtaran geldi ve uzaktan birbirimize el sallayarak ayrıldık, vedalaştık".

Arvasi Hoca tutuklu  bulunduğu Dil Okulu'nda  imamet makamına geçerek  Namaz kıldırdı Yakın dostlarına "orada mermerin üzerinde kıldığım namazın lezzetini hiçbir yerde bulamadım" demiştir.

ARVASİ HOCA 1987  GENEL SEÇİMLERİNDE   MÇP'YE DESTEK VERDİ

Arvasi  Hoca kendisini ziyaret eden ailesine ve yakınlarına, "Bizi merak etmeyin, biz iyiyiz, bugünler de geçecek, sakın moralinizi bozmayın" derdi. 4 aylık bir hapis hayatından sonra 9 Ocak 1981'de çıktığı mahkemede beraat etti. MHP davasından tahliye olduktan sonra, yine ülküsüne ve milletine hizmetten geri durmadı. 

12 Eylül öncesi  Genç Arkadaş, Hasret, Nizâm-ı Âlem, Milli Eğitim ve Kültür, Ülkücü Kadro" dergilerinde ve Hergün  gazetesinde yazılar yazdı. Cezaevinden çıktıktan sonrada yazmaya devam etti. 

1982 yılında "Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz" adlı eserini neşretti. 1983'te dönemin "Yeni Düşünce", "Hamle", "Doğuş", "Milli Eğitim ve Kültür" gibi Ülkücü yayın organlarında makaleler yayınlayarak, hizmetini sürdürüyordu. Arvasi hoca 12 Eylül sonrası bugün Türk devletini ve milletini tehdit eden en büyük tehlike olan bölücülük hareketini ve onun arkasındaki emperyalizmin oyunlarını şark meselesi olarak ele aldığı 1986 yılında yayınlanan "Doğu Anadolu Gerçeği" adlı eserinde hem bölge halkına hem de bütün Türkiye'ye mesajlar vererek, bölgenin meselelerini bir eğitimci gözüyle yaklaşmış, bu problemin boyutlarını, PKK'nın gücünün bugünkü noktaya gelmeden evvel, belki de ilk olarak, başlangıç yıllarında ortaya koymuştur. 

12 Eylül sonrası Ülkücüler, MÇP'nin etrafında toplanmışlardı. Başbuğ Türkeş'in liderliğinde Ülkücü mücadeleye devam ediyorlardı.  Ülkücü dava arkadaşlarının ve ömrünü Türk-İslâm ülküsü doğrultusunda yetişmeleri için harcamış olduğu genç Ülkücülerin toplandığı MÇP'nin hilal içindeki dokuz yıldızlı ambleminin mahzun olmasına gönlü razı olmamıştı.

 Herkes seçimlerle ilgili değerlendirmelerde bulunurken, Arvasi de siyasetle ilgili kanaatlerini ve hangi partiye oy vereceğini, seçimlerden bir gün evvel, 28 Kasım 1987 tarihli Türkiye gazetesinde yazdığı "Yarın Kime Oy Vereceğim?" adlı yazsında, desteğini açıkça MÇP'den yana koyan "Ülkücü Tavrıyla" gösteriyordu:

"Bazı okuyucularım, ısrarla soruyorlar: 'Hangi partiye oy vereceksiniz?'

Benim oy vereceğim kişi ve kadrolar, Türk-İslâm kültür ve medeniyetinin yoğurduğu 'millî ve mukaddes terkibe' bağlı olmalı ve onu geliştirmeyi ideal edinmeli. Elbette, ben, millî ve manevî değer ve mukaddeslerine yabancılaşmış kişi ve kadrolara oy veremem.

Benim oy vereceğim kişi ve kadrolar, planlarını, programlarını ve faaliyetlerini, dış mihraklarca hazırlanmış senaryolara göre değil, tamamı ile 'Türk milliyetçiliği' şuuru içinde ve millî ihtiyaçlara göre tedvin etmiş olmalı.

Benim oy vereceğim kişi ve kadrolar, gücünü, öz tarihimden, öz kültürümden, öz medeniyetimden almak; beni, millî ve mukaddes hüviyetimi koruyarak yüceltmeye çalışmalı; iç ve dış düşmanlarına asla taviz vermemelidir.

Benim, oy vereceğim kişi ve kadrolar, dinime, dilime, tarihime, hak ve hürriyetlerime, mutlak manada saygı duymalı; beni, kendi öz vatanımda parya durumuna sokmamalıdır.

Benim oy vereceğim kişi ve kadrolar, zindanlarda, tutuk evlerinde inleyen, maddi ve manevî ıstırap çeken kardeşlerimin acısını ta yüreğinde duymalıdır. Evet, şu anda, benim ülkemde, en çok itilen, ezilen ve kovulan kadro hangisi ise ona oy vereceğim. Evet, Komünistlerin en çok korktuğu, locaların hiç sevmediği, iç ve dış, her türlü destekten mahrum kadrolara...

"Yıldızlı göklerde dolaşan hilalin mahzun olmasına gönlüm razı olmuyor."

BİNLERCE ÜLKÜCÜNÜN KATILIMIYLA FATİH CAMİ'NDEN SONSUZLUĞUN SAHİBİNE UĞURLANDI

Türk-İslâm ülküsünün mütefekkiri, "asrın yesevi'si" Seyyid Ahmet Arvasi,  Bir dava adamıydı, bir "mektep adam"dı. Arvâsi Hoca, 31 Aralık 1988'de 56 yaşındayken İstanbul Erenköy'deki evinde daktilosu başında günlükyazılarının yayımlandığı "Türkiye Gazetesine" yazısını yetiştirmek üzere çalışırken ikinci kalp kriziyle daktilosunun başında Rahmet-i Rahmâna kavuştu.

Vefatının duyulması üzerine, yurdun dört bir yanından talebeleri, dava arkadaşları ve ömrünü hizmetine adadığı Ülkücü Hareket'in mensupları, İstanbul'a akın ettiler. Arvasi Hoca'ya karşı son vazifelerini yerine getirmek için sabahın erken saatlerinden itibaren Fatih Cami'ne akın ettiler.

Daha öğle vakti girmeden caminin avlusu dolmuş, dışarıya taşmıştı. Seyyid Ahmet Arvasi'nin rahle-i tedrisinden geçen fakat vazifeleri sebebiyle birbirini göremeyen öğrenciler, öğretmenler, siyasetçiler, bürokratlar, devlet adamları, hocalar, gerçek bir âlimi kaybetmenin acısı içerisinde, FatihCami'nde ona karşı son görevlerini yerine getirmek için toplanmışlardı.

Öğle namazının kılınmasından sonra, binlerce kişiden müteşekkil cemaat, Arvasi'ye son vazifelerini yapmak için tabutunun arkasında saf saf dizildiler. Cenaze namazını eski Van Müftüsü Seyyid Kasım Efendi kıldırdı. Yetişmelerinde büyük emeğinin bulunduğu Ülkücü gençlik, hocanın naaşını tekbir sesleri arasında Edirnekapı Mezarlığı'na kadar götürdüler. Seyyid Ahmet Arvasi'nin naaşı, Kur'an-ı Kerim tilaveti, dua ve salavatlarla burada defnedildi.

Müslüman Türk gençliğinin millî-İslâmî şuurla yetişmesine, eğitimine büyük önem veren Arvasi Hoca, başkanlığını yaptığı Türk Gençlik Vakfı'nı 21 Temmuz 1979 tarihinde İstanbul'da kurdu. Seyyid Ahmed Arvâsî Hocamız, 12 Eylül 1980'den önce ve sonra Türk gençliğinin felahı için durmadan uğraşmıştır. Arvasi Hoca, tam bir idealistti. Türk milletinin bir gün, eskiden olduğu gibi Nizam-ı Alem'i gerçekleştireceğine inanıyordu.

Şanlı Peygamberimizin izini takip eden Arvasi Hocamızın bir ülküsü vardı. O da gençlerimizin Kur'an-ı Kerim'in ahlakı ile ahlaklanmaları idi. Arvasi hocamızın bütün eserleri, "Arvasi Hoca Okuma Programları" düzenlenerek konularında uzman eğitimcilerin rehberliğinde gençlerimizle derinlemesine mütalaa edilmelidir. 

ÖMRÜNÜ TÜRK- İSLAM ÜLKÜSÜNE VAKFETTİ

68 kuşağı Ülkücülerinden İstanbul Ülkü Ocakları Birliğinin Genel Sekterliğini de yapmış olan kurucularından ve Seyyid Ahmet Arvasi Hocamızı yakından tanıyan, hukuku olan, Arvasi Hoca'nın kurduğu Türk Gençlik Vakfı'nın Müdürlüğünü yapan ve bu vakfın yayın faaliyetlerini yürütmüş olan Ülkücü yazar, akademisyen Doç. Dr. Sakin Öner'in şu tespitleri önemlidir:

"Seyyid Ahmet Arvasi, bir misyon(amaç) ve vizyon(hedef) sahibiydi. Misyonu; Türk gençliğine ve milletimize "İ'lâ-yı Kelimetullah" idealini ve Türk-İslâm ülküsünü benimsetmekti. Vizyonu ise, bu ideal ve ülkünün alperen ruhuyla yetiştirilecek gençler eliyle dünyaya yayılmasına vesile olmaktı. Bütün ömrünü bu amaç ve hedef uğrunda çalışma ile geçirdi."

İstanbul Nizam'ı Alem Ocakları'nın Aralık 1994 yılında Fırat Kültür Merkezi'nde düzenlemiş olduğu Seyyid Ahmed Arvasi'yi anma toplantısında şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, "Arvasî Hoca 'Türk-İslâm Ülküsü' isimli 3 ciltlik eseriyle Türk gençliğine büyük ışık tutmuştur. Yani gerçek manada davanın kitabını Arvasi Hoca yazmıştır." demiştir.

Ömrünü "Türk-İslam Ülküsü"ne vakfetti. Arvasi hoca ; "Türk-İslam Ülküsü" adlı 3 ciltlik kitabıyla Ülkücü Hareket'in anayasasını yazan, tarihe, beşeriyetin hâfızasına ve Türk milliyetçilerinin gönlüne silinmez harflerle yazılan büyük bir mütefekkirdi. O, Ülkücü Hareket'in fikri temellerini İslâmî ölçülere göre şekillendiren ve yönlendiren çok önemli fikir adamlarından birisiydi,

Arvasi Hocamız, Türk milliyetçiliğini "İ'lâ-yı Kelimetullah için Nizâm-ı Âlem ülküsü" diye adlandıran isimdir. Eşine az rastlanır bir mütefekkir, bir ahlâk ve dava adamı olan Arvasi, entelektüel kişiliğiyle Türk fikir ve kültür hayatına damga vurmuştur. Arvasi Hocamız, ömrünü millî ve manevî davaya adamış; gecesini gündüzüne katarak Türk milli eğitimine ve Türk gençliğine hizmet için her sıkıntıya göğüs germiş, müstesna bir insandır. 

Seyyid Ahmet Arvâsî, hayatını "..Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.." (Hûd, 11/112) İlâhî îkazına göre şekillendiren, Kur'ân-ı Azimüşşân'ı her konuda rehber olarak gören, hiçbir zaman şanlı Peygamberimiz(s.a.v.)'in sünnet-i seniyyelerinden ayrılmayan, ömrünü inancına ve milletine adayan, Efendimiz'de en kâmil manasıyla tebarüz eden birçok güzellikleri ve özellikleri bünyesinde toplayan bir alimdi.

Dr. Mehmet Güneş Hocamızın ardından yazdığı "Bir Îmân Burcu Seyyid Ahmet Arvâsî" adlı yazısında "Seyyid Ahmet Arvâsî, yaşadığını yazan, yazdığını yaşayan, inandığını söyleyen, söylediğinin arkasında duran bir münevver olan Seyyid Ahmet Arvâsî, örnek bir Alp-Erendi. O, 56 yıllık kısa ömrüne çok büyük hizmetler sığdıran gerçek bir âlim, sâlih bir Mü'min, müstesnâ bir insandı. O; sıradan bir kişi değildi, ender yetişen kelimenin kâmil manasıyla tam bir muallimdi. O, bütün hayatını İslâm dinine ve bu hak dine 1000 yıllık hizmetiyle şereflenen Türk milletine adamış, mükemmel bir eğitimci, farklı bir yazar, ufku geniş bir erbâb-ı kalemdi." sözleri hakikatin kendisidir.

ARVASİ HOCAMIZIN  VE ŞEHİT LİDERİMİZ  MUHSİN BAŞKAN'IMIZIN  YOKLUĞU DERİNDEN  HİSSEDİLİYOR

Her iki "Büyük Ülkücü", iki "Büyük Alperen", iki "Kutup Yıldızı", şehit liderimiz Muhsin Başkan ve onun "davanın kitabını Arvasi Hocamız yazdı" dediği, "MEKTEP ADAM", "sırat-ı müstakim" doğruluğunda bir çizgi üzerinde hayat sürdüler, bu mübarek çizgide Hakk'a yürüdüler.

Her iki büyük "ÜLKÜCÜ", Türk-İslam ülküsü çizgisinden taviz vermemiş, ömürlerini Allah rızası uğrunda harcamışlardır.

Çileli ve fırtınalı geçen hayatımızı vakfettiğiniz "İ'LA-YI KELİMETULLAH DAVASI" davamız; "NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ" ülkümüz olacaktır.

Hayatı boyunca zalimlerin önünde asla başını öne eğmeyen, her türlü güç ve şer odaklarına karşı dik durarak Hakk'ın ve haklının yanında yer alan Şehit Muhsin Yazıcıoğlu'nun misyonunu inançla, kararlılıkla sürdüreceğiz. Hakkı, adaleti, sadakati, samimiyeti ve ahlakı, bu davanın mensupları olarak savunmaya devam edeceğiz.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun izinde giden dava arkadaşları, ülküdaşları, şehit liderlerinin öğrettiği yüce ülkü ve değerlerin ışığında adaleti, demokrasiyi savunmaya, milletin adamları olmaya devam edeceklerdir.

Muhsin Başkan gibi, inançlarımızdan asla taviz vermeyeceğiz. Hakkaniyetten ayrılmayacağız. Söylediği gibi dik duracağız, doğru söyleyeceğiz, düz yürüyeceğiz.

Hüseyni yolun sevdalısı, şehit liderimiz Muhsin Başkan, yolundan, davasından dönmemişse, onun izinden ve yolundan giden yiğit, kahraman Alperenler de eğilmeden, bükülmeden Hüseyni yolda şan ve şerefle yürümeye devam edecektir.

Zannetmesinler ki suikastın peşini bırakacağız. Zannetmesinler ki kumpasçıların yaptıklarını yanlarına bırakacağız. Zannetmesinler ki susacağız, korkacağız, çekineceğiz, meydanları terk edeceğiz. 

Yiğit lider, şehit lider, Muhsin Başkanımızı ve 31 Aralık 1988 yılında rahmet-i rahmana kavuşan büyük mütefekkir, Türk-İslam ülküsünün mimarı, Seyyid Ahmet Arvasi hocamızı, şehadete yürümüş tüm şehitlerimizi dava büyüklerimizi, dava arkadaşlarımızı rahmetle yâd ediyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.  Onları asla unutmadık ve unutmayacağız. 

Fatihâlar ve Yâsinler, Muhsin Başkan ve Arvâsî Hoca'ya… 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —