Bir Horasan Ereni : Şeyh Edebali

Osmanlı Devleti’nin mânevî kurucusu, Osman Gâzî’nin kayınpederi ve üstadı Şeyh Edebali'nin huzurundayız. Kolonizatör Türk dervişlerinden olan Şeyh Edebali, Osmanlı devletinin kurulmasında ve yükselmesinde büyük rolü oldu. Osman Gazi'ye söylediği nasihatler tarihe geçti. Fikirleriyle, düşünceleriyle, dualarıyla, görüş ve önerileriyle Osman Gazi'ye yön verdi. İleri görüşlülüğü, mücadele ruhu ve ilmi derinliğiyle Anadolu'da İslam'ın yayılması ve Müslümanların birliğinin sağlanmasında büyük katkısı oldu
Eklenme Tarihi: 10.09.2017 15:15:13 - Güncellenme Tarihi: 10.09.2017 20:01:47

Şeyh Edebâli Türbesi’ne gece geldik. Ertuğrul Gâzi, oğluna “Benden önce O” dediği için biz de onun dediğine uyduk. Sabah kahvaltıda Şeyh Edebâli Türbesi’nde Bilecik Muradiye Vakfı'nın ikram ettiği çorbayı içtik.

Bilecik Muradiye Vakfı'nın çorba ikramı

Osman Bey, Şeyh Edebâli’nin zâviyesinde (Türbenin olduğu zâviye değil, daha önceki zâviye) misâfir olduğu bir gece, bir rüyâ gördü.  Şeyh Edebâli’nin koynundan çıkan bir ay, geldi kendi koynuna girdi. Göğsünden bir ağaç bitti. Öylesine büyük bir ağaç oldu ki dalları gökleri, kökleri tüm dünyaya sardı. Gölgesi bütün yeryüzünü tuttu. İnsanlar o ağacın gölgesinde toplandılar. Ulu dağlara ve dağların eteğinden çıkan coşkun sulara hep o ağaç gölge etti.

Osman Bey, rüyâsını Şeyh Edebâli’ye anlattı. O da şöyle yordu. ” Hak Teâlâ, sana ve soyuna hükümranlık verdi. Mübârek olsun. Kızım Malhun Hatun senin helâlin olsun.” dedi. Şeyh Edebâli’nin bu yorumu üzerine Osman Gazi Malhatun ile evlendi.

Peki kimdi bu Şeyh Edebâli. Bu dağ başında ne işi vardı? Bu rüyâyı niçin devlet müjdesi olarak yordu? Osman Bey, bu rüyâyı neden kendi çadırında değil de Şeyh Edebâli’nin zâviyesinde gördü?

“Şeyh Edebâli âlim bir insandı. Kerâmet ehliydi. Bu yüzden Osman Bey’in devlet kuracağını sezdi.” gibi ifâdeler, bu soruların cevâbı olmaya yetmez.

Ordudan önce gidip dağ başlarını mâmûr eden, bağ- bahçe ve sürü yetiştirip geleni geçeni doyuran, ıssız yerleri şenlendiren, elde ettikleri nüfûzu sultanın hizmetine sunan ve ona hem hürmet hem nasihat eden, gözü her dâim garbe doğru bakan dervişleri, Horasan erenlerini anlamadan Osmanlı’nın kuruluş felsefesini anlamak mümkün değildir.

Şeyh Edebâli’nin yorduğu rüyâ, aslında kendi rüyâsıydı. Çünkü O, Horasan erenlerindendi. O erenler ki soylarındaki cihangirlik ile İslâm’daki cihad ruhu birleşince, hep batıya doğru gittiler. Çünkü, batıda Kızıl Elma vardı. Batıda, Peygamber müjdesi olan kara sevdaları İstanbul vardı. Onlar bu müjdenin peşinde, vatan bırakıp geldiler. İşte Şeyh Edebâli, böyle bir Horasan ereniydi. 1206’da Merv’de doğdu. 1326’da Bilecik’de vefat etti.

DURSUN FAKİH

Kahvaltıdan sonraki istikâmet Dursun Fâkih Türbesi. Türbe, Söğüt yolu üzerinde, koni biçiminde bir tepenin başında. Biz gittiğimizde, tepenin dibindeki aşevinde pilâv hazırlıkları başlamıştı.

Dursun Fakih Türbesi'nde Yörük pilavı ikramı

Şeyh Edebâli’nin hem talebesi hem damadı olan Dursun Fâkih, Osman Bey’in de bacanağı. Fıkıh âlimi olduğu için böyle anıldı. Osman Bey adına ilk hutbeyi okudu. Hocasından devraldığı “Sultana hem hizmet hem nasihat etme” geleneğini sürdürerek Orhan Bey’in yanında da yer aldı. Haber :Kerime Yıldız

http://enpolitik.com/haber/148110/bir-horasan-ereni-seyh-edebali.html

Sizin Yorumunuz:

*
*