Yer ve gök arasındaki yalnız Türkmenler ve Kerkük…

Prof. Dr. Suphi Saatçi, Hasretini ve Kerkük’ü anlattı.
Eklenme Tarihi: 25.01.2018 03:10:45 - Güncellenme Tarihi: 25.01.2018 12:09:12

Prof. Dr. Suphi Saatçi, Hasretini ve Kerkük’ü anlattı. Manisa’da düzenlenen Kerkük gecesinde  “Kırk yılımı Kerkük için feda ettim. Kerkük için kitaplar, makaleler yazdım, konferanslar verdim fakat BİR KERKÜK TÜRKÜSÜ KADAR ETKİLİ OLAMADIM” diyerek türkülerin bize yaşattığı duygunun etkisini vurguluyor. Kerkük sevdasını hep içinde taşıyan ve dönüp topraklarında hizmet etmek isteyen saatçi, Türkiye'de evlenip bir kız babası oluyor. O artık hasretini kitaplara yazıp, çalışmalarını Kerkük üzerine yaparak hizmet ediyor. İki farklı  kitabı 1.lik ödülüne layık görülüyor.

Saatçi: “Kerkük ne olacak onu bilmiyorum, tek derdimiz o. Göz göre göre Türkiye’de yüz yıldan beri bu konuyu doğrusu ihmal ettik. 1918’de kaybettik şu anda 2018’deyiz. 100 yıl olmuş oradaki Türkmenlerin acısı dinmedi. Çünkü zamanında verilen karar yanlıştı. Yani Lozan’da her şey çözüme kavuştu ama Musul üzerinde anlaşmaya varılamadı. Lozan anlaşmasının dışında tutuldu Musul. Denildi ki: “9 ay içinde İngiltere ile Türkiye arasında müzakere edilsin bir sonuca bağlansın” öyle kabul edildi Lozan anlaşması. Türkiye Musul’u Lozan’ın dışında bıraktı ama daha sonra halledilmek üzere.” diyerek daha sonra orada kalan Türkmenlerin Osmanlı’nın unutulmuş yetimleri olarak tanımlıyor.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Kerkük’ten geliş hikâyeniz nedir?

1946 yılında Kerkük’te doğdum. Liseye kadar Kerkük’te okudum. Eğitim dilini Arapça olarak okudum. Liseyi bitirdikten sonra İstanbul’da -güzel sanatlar akademisiydi o zamanlar adı- Yüksek Mimarlık Bölümü'ne girdim, 5 yıldı. Yüksek mimar olarak mezun oldum ve Kerkük’e dönüp hizmet etmek istedim. Fakat abim dedi ki Türkmenlere baskı arttı, sen kendini oyala bir süre daha. Ben de işte Kerkük Evleri doktorasını yaptım. Boş durmamak için. Doktora bitince döneyim dedim. Bu sefer daha kötü dedi abim, biraz daha meşgul ol. Bu sefer doçentliğimi aldım, profesör oldum Mimar Sinan Üniversitesi’nde kendi üniversitemde rektör yardımcılığına kadar yükseldim. Yaş haddinden emekli oldum 2013’te.

Gönlünüzde hep Kerkük’e geri dönüp hizmet etme isteği mi vardı?

Evet, dolayısıyla Kerkük içimde bir acı oldu yani. Oraya dönüp evlenme projemiz vardı. Onlar da olmadı. Oradakiler de mağdur oldu, bizde mağdur olduk.

Peki aileniz Kerkük’te mi kaldı?

Evet, ailem orda kaldı. Ablalarım var. Abilerim var. Bir abim Ankara’ya geldi İstanbul tıp mezunuydu. Ablamın biri diş hekimi o da İstanbul mezunuydu ama o Kerkük’te. Diğer Ablam da öğretmen Kerkük’te, bir abim de rahmetli oldu Bağdat’ta. Yani evimiz var orada, ben referandum öncesi oradaydım gittim, ziyaret ettim. İki ablam da daha önce vefat etmişti. Annem de vefat etti. Cenazesine gidemedim. 1978’de 2003’e kadar işgal dönemine kadar 25 yıl gidemedim yani. “25 yıllık hasretin adı Kerkük” diye bir kitap hazırladım. 2003’te Kerkük’e gidince, bu kadar yıl sonra yaşadığım heyecan ve duygularımı dile getirdim. Sonra yayınevinin önerisiyle “Hasretin adı Kerkük” oldu kitabın adı.

Peki, bu uzun sürede niçin gidemediniz Kerkük’e?

Saddam hakkımızda bir sürü takibat açmıştı. Dosyam idamlıktı. Abim de söyledi bana sakın gelme diye. Neyse çok şükür sonra düşünce iktidardan işgal sonrası düzelir dedik. Fakat maalesef bu sefer Kürtlerin baskısına maruz kaldı Kerkük. Son referandum meselesinde de Kürtler de iyi burunları kırıldı geri çekilmek zorunda kaldılar. Kerkük şu anda rahat ama ne olacak kimse bilmiyor. Bağdat da tam otorite sağlayamıyor, ordusu ulusal gücü olmadığı için. Amerika öyle yaptı yani. Ordusunu dağıttı Irak Devleti’nin.

Kerkük’ün Asıl sorunu neydi?

Şimdi ben şöyle diyorum; Türkiye’de Allah’a şükür ki petrol yok yani. Petrol olsaydı bizim başımız belaya girerdi. Petrol yüzünden biz yıllardır bu acıyı çekiyoruz. Sömürgeciler yakamızı bırakmadılar. Türkiye’nin de tabi bize sahip çıkmasını beklerken, yani Osmanlının yetimleri olarak orda kaldık. Son yıllarda yitik şehir haline geldi Kerkük. Osmanlı yetimi bir toprak. Herkes oraya sahip olmaya çalışıyor Türkiye hariç. Esas sahibi de Türkiye! Bu tabi bizi çok üzüyor. Ama son yıllarda bu biraz anlaşıldı galiba. Bu kent bizden bir parça, bu kentin türküleri bizim türkülerimizden farksız.

Manisa’da düzenlenen Kerkük Gecesine siz de katıldınız, nasıl bir organizasyondu? Neler hissettiniz?

O gece herkes çok hüzünlendi, hatta ağladı. Çok anlamlı bir etkinlikti. Organizasyonu düzenleyenlere ve Sayın Manisa Ak Parti Milletvekili Dr. Selçuk Özdağ’a çok teşekkür ediyorum.

Ordumuzun sınır ötesi operasyonları hakkındaki düşünceleriniz neler?

Türk milleti savaşmak için yaratılmış bir millettir. Bizim tarih boyunca en büyük özelliğimiz çok iyi savaşçı bir millet olmamız ama zulüm için değil. İnsanlara adaleti, şefkati dağıtmak için. Osmanlı misyonu ve Selçuklu misyonu, oydu. Dolayısıyla şemsiyeyi çok geniş tuttular. Selçuklular biliyorsunuz; Kınık boyuna mensuptu öz ve öz Türkmen’di, Oğuzlardandı. Osmanlılar da Kayı boyundan, onlar daTürkmen’di. Ama hiçbir zaman ırkçılık yapmadılar. Türk, Arap, Çerkez diye kimseyi ayırmadılar. Hepsini kucakladılar. Türkiye coğrafyası da çok önemli bir coğrafya bana göre. Dünyanın yönetim merkezi burası. Roma, Bizans ve en son Osmanlı buradan yönetmiş. Türkiye, Balkanların ve Ortadoğu’nun sığınacağı bir liman her zaman. Bu coğrafyayı Türkiye ’siz yönetmek, Türkiye’nin aksi gelişmelere gebe olmak, Türkiye’yi, dolayısıyla düzeni de bozar.

Afrin Harekâtı’nda çok geç kaldı Türkiye. Belki daha erkenden gidip vursaydı, temizleseydi belki bu kadar gelişmelerine fırsat vermezdi. Şimdi Suriye’deki Kürtlerin sayısı %8 nüfus olarak. Ama Suriye topraklarının %40’ını işgal etmişler Amerika’nın desteğiyle maalesef. Mutlaka sökülüp atılacaklar oradan yani. Bu Amerika’nın planı oldu ve Amerika ne yaptığını bilmeyen, aptal bir politika güdüyor. Kendi aleyhine de olacaktır. Irak’taki Kürtleri ne hale getirdi. Şımarttı, şımarttı bir anda hepsi ortada kaldılar. Ben oradayken Amerika’ya yapılan küfürlerin bini bin paraydı Kürtler tarafından. “Bizi sattılar, bizi aldattılar” falan diye ağlıyorlardı.

Aldıkları desteği, devamında bulamadıkları için mi?

Evet. Yani onlar sanıyorlardı ki taşeronla devlet kurulur. Böyle bir şey yok. Kimse bir milleti bağımsız yapıp “Al anahtarı teslim edelim, bu devlet senin devletin”  demez yani. Bunu anlamaları lazım. Biz de her ne kadar Amerika, müttefikimize her zaman sadık davranmışsak da maalesef o samimi olmamıştır bize karşı. Biz tabi biraz da saf, iyi niyetli bir toplumuz. Dolayısıyla çok aldanmışız. Sadece halk değil. Yani siyasilerimiz de çok yediden yetmişe bu saflık genlerimizde var. Ama Allah da koruyor bu saflığa mensupları. Galiba o temizliğimizden dolayı biraz bizi yukardan Mevla’m takip ediyor, koruyor. Allah bu coğrafyaya zeval vermesin. Türkiye güçlü olmak zorunda. Çünkü ayakta durmak zorunda.

Neden?

Söyleyeyim. Biz sıkıştığımız zaman Ortadoğu’da Kerkük’te; Türkiye’ye sığınırız. Balkanlar sıkışınca Türkiye’ye sığınır, iltica eder. Ama Türkiye sıkıştığında gidecek yeri yoktur. Onun için güçlü durmak zorunda. Bu büyüklüğünü, sığınaklık durumunu her zaman korumalıdır. Ve stratejik deneyimleri olan bir coğrafya burası 3 kıtanın kavşak noktası. İki denizin birleştiği yer, doğunun en doğusu, batının en batısı, hem Bizans hem roma, hem Osmanlı hem Sasani, hem Selçuk kültürü nün daha arkaik dönemlerin birikimiyle bu topraklarda çok zengin medeniyetler oluşmuştur. Bunun farkına varmamız lazım.

Kerkük’ün kimliğini mi istiyorsunuz? İşte Kerkük türküleri… Dinleyin siz karar verin.  Manisa’da yaptığım konuşmada da onu söyledim. Manisa şu an Kerkük’ün arkasında neden?

Çünkü onu kendinden görüyor. Türkülerin diliyle, Türkülerin verdiği mesajla. Manisalıların hiç biri Kerkük’ü görmemiş ama Kerkük’ün sıcaklığını o türkülerde yaşamış. Bu önemli. Türküler, biliyorsunuz musiki sınır tanımaz. Musiki deler geçer. Sınır, siyasi filan hiçbir şey durduramaz musikiyi. Bu müzik zenginliği de bizim için çok önemli bir enstrüman. Çok iyi kullanmamız lazım. Yani o bakımdan Manisalılara da teşekkür ediyoruz. Selçuk Beye de tekrar teşekkür ederim. Güzel bir fırsat verdi bize. Ben orada da hepsine teşekkür ettim.

Kerkük Türküleri ve hoyratları, çekilen acıları mı anlatıyor?

Müthiş bir şey Evet, Türkmenlerin halk musikisinde hoyratlar önemli bir yere sahiptir. Bölgeye özgü bir şeydir. Hoyratlar yedi heceli dörtlüklerdir fakat ilk mısra 3, 4 veya 5 heceden oluşur. Ve cinas oluşturur. Yani iki kelimedir veya üç kelimedir. Fakat değişik anlamlara gelir. Bir örnek vereyim:

Gülenaz bülbül eyler güle naz,

Girdim dost bahçesine,

Ağlayan çok gülen az.

“Gülenaz” bu sefer gülen az oldu. Bu bir cinastır. Böyle cinaslar da çok güzel. Çarpıcı örnekler var. Kerkük’te de bunu sanatçılarımız çok güzel kullanıyor. Ve Çok canlı bir oluşum hoyratlar. Halen yazılıyor. Her gün Hoyrat yazılır Kerkük’te. Hiç duymadığınız yeni hoyratlar duyarsınız.

Bu doğaçlama mı oluyor? Yoksa düşünülüp kayda mı geçiriliyor?

Doğaçlama evet. Tabi çok iyi bu kültüre sahip olanlar daha çabuk ve kolayca söyleyebilirler.

Peki, gençler bu kültürü devam ettiriyor mu?

Evet, çok seviyorlar. İyi hoyratçılar yetişiyor. Giderek artıyor yani. Özünden kopma durumu yok.

Hoyrat demek Türkmen demek, Türkmen demek Hoyrat demek olmuştur. Mesela meşhur bir hoyratımız var:

(Kalasıs; Kala, biliyorsunuz kale demek yani. Kerkük’ün meşhur bir kalesi vardır. )

Kerkük olmaz kalasıs

İşte ben gidiyorum siz sağlıkla kalasıs. Bu da bir cinas.

Başka bir örnek vereyim:

Gündemen (Yani güneşte ben),

Yılda kurban bir olur.

Sana kurban gündemen.

Yani ben her gün sana kurban olurum. Sevgilisine böyle aşkını ifade ediyor. Yani basit ama güçlü bir ifade. Sonucunu dinleyince insan daha bir heyecanlanıyor. Sürprizli bir şey geliyor çünkü.

En sevdiğiniz Kerkük Türküsü hangisi?

Ben çok emek verdim türkülere. Hatta kitap çıkardım Kerkük Türküleriyle ilgili o yüzden ayırmıyorum. Kitabın adı “Kerkük’te derlenen Olay Türküleri” 2. Baskısına girdi. Kerkük Folklorunda Hoyrat geleneği isimli yeni bir kitap daha çıkacak.

Kerkük evleri üzerine çalışmanız var, Mimaride Kerkük evlerinin özelliği nedir?

Şimdi tabi Kerkük, sosyal ve kültürel yönden Anadolu’nun devamı ama fiziksel yönden de Anadolu’nun bir devamı olduğunu ortaya koydum ben. Kerkük evleri mimarisi tamamen Anadolu’nun doğal bir parçası olduğunu gösteriyor. Türkmenlerin konut mimarisini ortaya koydukları plan da dikkat çekici. Onu da kitabımda vurguladım ben. Yani bize özgü planları. Ne Arap’ta ne Kürt’te böyle bir plan yok. Orijinal bir plan. Ve bunun varyantları yani tipolojisi Türkmenlere özgü. Buna paralel bir Türkmen sözlüğü de ortaya koydum. Türkmen mimarisinde kullanılan sözcükler, mekân isimleri, kullanılan alet isimleri. Bu da bize özgü bir şey. Kitabın sonunda sözlük olarak verdim.

Çalışmalarınız ve Kerkük sevdanız hiç bitmesin. Keyifli sohbet için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

RÖPORTAJ: DERYA BUDAK

http://enpolitik.com/haber/158549/yer-ve-gok-arasindaki-yalniz-turkmenler-ve-kerkuk.html

Sizin Yorumunuz:

*
*