Ülkemizde 'Resim Sanatı'nın durumu

Enpolitik yazarlarımızdan Göktan Ay, ülkemizde “Resim Sanatı”nın durumunu", Prof.Dr. Süleyman Saim Tekcan ile gerçekleştirilen röportajda ele aldı.
Eklenme Tarihi: 09.04.2018 14:53:25 - Güncellenme Tarihi: 09.04.2018 14:53:25

Enpolitik yazarlarımızdan Göktan Ay, ülkemizde “Resim Sanatı”nın durumunu", Prof.Dr. Süleyman Saim Tekcan  ile gerçekleştirilen röportajda ele aldı.

Göktan Ay'ın bizler için gerçekleştirilen "Ülkemizde “Resim Sanatı”nın durumunu, Prof.Dr. Süleyman Saim Tekcan  ile konuştuk… " başlıklı röportajı şu şekilde:

Değerli bağlama sanatçısı, İTÜ TMDK Mezunumuz Ayla Karacan beni hep uyarıyor; “Hocam, bir etkinliğimiz var, yoğunsunuz, sakın atlamayın, bekliyoruz” diye... Süleyman Saim Tekcan Hoca ile geçen sene 24. İstanbul Türk Müziği Festivali’nde Ayla Han.konseri  aracılığıyla  tanışmıştım. MSÜ GS Üniversitesi Tophane-i Amire’de güzel bir ortam hazırlanmış, emeği geçenleri kutluyorum. Ben, 15 Nisan’da başlayacak 25. İstanbul Türk Müziği Festivali’nin hazırlanmasının en yoğun günlerinde olduğum için Ayla Hanımdan rica ettim. Çünkü, Ayla Karacan hocanın kızı gibi ve açılışta bağlaması/solosu ile seyircilerden tam puan aldı. Soruları birlikte hazırladık, benim ve sizin adı(nıza)ma bir söyleşi yaptık. Hocamızın kızlarından, sevgili Elvan Tekcan’da yardımcı oldu. Yararlı bir söyleşi olduğuna inanıyorum.

Önce sergi hakkında kısa bilgi verelim: Süleyman Saim Tekcan’ın, 60 yıla yaklaşan sanat yaşamında ürettiği eserlerin tümünden, farklı bir bakış ile yapılan seçki sonucunda kurgulanan “Döngüsel Seyir” başlıklı sergi,Tekcan’ın sanatındaki zaman dizgesini zamansızlığa doğru odaklayarak;  izleyicisini daha farklı bir gözle ve bilindik algılarından arındırarak, bütünsel sürecini sağlam temelli bir düşünsel bağlama taşımayı hedefledi. Bu doğrultuda 1976 tarihli iki tual resmin etrafında kurgusu olgunlaşan soyut işler, yanı sıra atlar serisinden eserler, çeşitli serilerden başka işlerle bir araya gelerek içerik aksı oluşturulan sergide, diğer yandan da teknik çeşitlilik göz önünde tutuldu. Kara kalem desenlerden, lavi işlere, kağıt üzeri yağlıboya tuale marufle eserlerden, tual üzeri yağlıboya işlere, çeşitli boyut ve ölçülerde resimlerin yanı sıra, ilk kez bu sayıda ve teknik çeşitlilikte heykelleri ile de çıktı karşımıza Tekcan. Bronz, alüminyum ve çeşitli metal dökümlerin yanı sıra ahşap yontular, lüle taşı ve doğal taşlardan yapılmış eserlerle çok geniş bir yelpazede üretilmiş, farklı ölçeklerde heykeller ile bambaşka bir kulvar açtı izleyicisine.

Yaklaşık 10.000 kişinin izlediği sergiye çeşitli eğitim ve özel kurumlardan toplu ziyaretler olduğu gibi şehir içi ve dışından da pek çok sanat turları yapıldı. Bunun dışında devlet protokolünün de sergiye ilgisi olağan dışı ölçüde gerçekleşti. Sergi sonunda eserlerin büyük kısmı, -izleyicilerin en çok merakını uyandıran “bu kadar eser bugüne dek neredeydi” sorusuna da karşılık gelecek biçimde- her zaman sanat severlerin görüşüne açık oldukları evlerine, IMOGA’nın Üsküdar/ Ünalan’da konumlanan müze binasına döndü.

A.Karacan/G.Ay: Hocam, Sunay Akın'ın moderatörlüğünde 20 Mart’ta Tophane-i Amire’de açtığınız sergi mekanında, sıcak/samimi  güzel bir söyleşinizi izledik. Siz çok zeki ve sayısalla arası iyi  olan bir kişiymişsiniz. Neden resim? Başka bir sanat dalı/meslek  değil?

S.S.Tekcan: Bizim gençlik dönemimizde, Trabzon’da - kendi memleketimde bitirdim liseyi - ekonomik şartlarımız çok zordu. Biz devletin eğitim verdiği çocuklarız ve aynı biçimde lise sonrasında devletin sunduğu olanaklar ile büyük şehirlerdeki belli okullarda ki Gazi Eğitim bunların başında geliyordu, belli alanlarda, Türkiye’nin dört bir yanından gelen benzer koşullarda genç ile yatılı ve devlet desteği ile okuduk. Bu durumda da eğitim almak üzere seçebileceğimiz alanlar sınırlı idi. Akademik başarısı çok yüksek, fen ve matematik dersleri çok başarılı bir genç olarak bu olanaklar içinde resim bölümünde okumayı seçtim. Bundan hiçbir zaman mutsuzluk duymadım, hatta zaman içinde sanat yapmanın, sanatçı olmanın ki müzikte de aynı durum geçerli, en önemli şartlarından birinin soyut düşünebilme kabiliyeti ve analitik zeka olduğunu fark ettim, bunun için de matematik zekanızın çok yüksek olması gereği var. Bir de bizim Gazi’deki eğitimimiz çok yönlü bir sanat eğitimi idi, resim okuyorduk ama sinema da müzik de mimari de sanat ile ilgili tüm alanlar birbiri ile ilişki içinde bir eğitim aldık biz. Kimimiz müzikte uzmanlaştık, kimimiz resimde, kimimiz edebiyatta. Ama hepimiz aynı potada şekillenmiş çocuklardık.

A.Karacan/G.Ay: Üniversite hayatınızda en çok neye önem verirsiniz? Öğrencilerinize neler tavsiye derdiniz?

S.S.Tekcan: Üniversite, hatta lise, eğitimin her dönemi insanın tüm hayatına dair gelişiminde son derece önemli. Eğitimde, en önem verdiğim husus, genç bir insanın yüreğine merak ve öğrenme aşkı nakşetmektir. Çünkü eğitim sonu olmayan bir yolculuk. “Oldum” dediğiniz anda ölürsünüz. Dolayısı ile öğrenmek hiç bitmez, bir ömür boyu devam eder. Bu çok temel bir tutum ama sanat için bundan da ileri bir gereklilik var, o da seçtiğiniz bu yola aşkla, tutkuyla, kendinizi vakfedecek kadar güçlü bir istek ile bağlı olmak. Bu da samimi olmadan yapılabilecek bir şey değil. Dolayısı ile tüm hocalık hayatımda en büyük hedefim öğrencilerimin içinde, dimağında bu duygunun oluşmasına gayret etmek, doğru bir yaşam örneği olarak onlara bu sevgiyi geçirebilmek olmuştur. Eğer, hoca olarak siz bir şeyi yaşamıyorsanız, karşınızdakine sizden onun geçmesini bekleyemezsiniz. Ben ne yaşıyorsam ancak öğrencime de onu verebilirim, öyle değil mi? Sanat, temel bir bilgi eğitimi ve bu duygu deneyiminden sonra, aktarabildi iseniz bu kaynak ile insanın kendi yolculuğunu yapabilmesini gerektirir, siz kanat çırpmayı aktarmakla ve uçmanın mutluluğunu özendirmekle vazifelisiniz, uçacak olan kişinin kendisidir…

A.Karacan/G.Ay: Ülkemizde resim sanatından para kazanmak mümkün mü?

S.S.Tekcan: Para kazanmak, aslında hayatta ne yaptığınız ile ilgili bir şey değil. Yaptığınız iş ne olursa olsun bunun insanların ihtiyaçlarını karşılamada ve hayatın tümüne bir katma değer kazandırmakta bir karşılığı var mı. Eğer var ise bunun da bir maddi ederi vardır ve siz bu işi yapmaktan para kazanırsınız. Resme gelince, resim, ya da genel anlamı ile sanat tam da hayata mutlak bir katma değer sağlayacağınız bir alandır. İnsan, bu geçici dünyada, salt hayvani ihtiyaçlarının dışında, “insan” olması ile ilgili en temel kavrayışını ve uyanışını, ruhunun beslenmesini ancak sanat ile doyurabilir. Resim de işte, insana insan olabilme yolculuğunda ayna tutan alanlardan birisidir. Dolayısı ile değeri çok yüksek bir katkıdır bu, gerçekten bir sanatçı olmayı başarabilir ve hakiki anlamı ile sanat üretebilirseniz, hakikate dair bir ürün sunabilirseniz, bu insanların özlerine ulaşabilecek bir aracınızın olduğu anlamı taşır, o öze de ulaştığınız zaman bunun karşılığını her anlamda alırsınız, maddi ve manevi.

A.Karacan/G.Ay: Çok fazla Güzel Sanatlar Fakültesi kurulması, içinde Resim Bölümü olması gelişmenin bir işareti olabilir mi?

S.S.Tekcan: Bu gelişmenin değil de evrensel değerlere yaklaşmanın bir ölçütü olabilir ancak, her alanda olduğu gibi eğer bir gelişme ya da ölçülebilir bir gelişme salt şekilde kalır ve manasına kavuşamaz ise, yani maddeyi sağlar, karşılığına denk gelen manadan yoksun kalır ise hiçbir gelişmeden söz edilemez. Dolayısı ile sayısal bir çoğalma değil, içerik ve kalite anlamında sağlanan bir çoğalma ancak gelişmenin kriteri olabilir. Yine de bu daha fazla güzel sanatlar fakülteleri olmasın demek değil tabii, hem sayısal, niceliksel, hem de nitelik bakımından bir gelişmeyi önemsiyorum, bunun altını çizmek istedim.

A.Karacan/G.Ay: Biz çok kalabalık bir kitle gördük, bu resim almaya da yansıyor mu? Yani, bu kitle evine/çalışma yerine resim yer alıyor mu?

S.S.Tekcan: Resim bir kültürdür, bir yaşam kazanımıdır. Aynı damak tadı gibi, bir şeyin tadını bilmiyorsanız onu yemeye ihtiyaç duymazsınız, bilmediğiniz, tanımadığınız bir şeyi isteyemezsiniz. Hatta tadına bakıp, yabancı geldiği için beğenmeyedebilirsiniz. İşte resim de bir göz aşinalığı, eğitimi gerektirir. Evinizin duvarı hep boş ise o boşluğu fark etmezsiniz, dolu olan şeyin boşluğu fark edilir. İşte bizler, insanımızı, toplumumuzu bu zevk ile aşina kılmaya, onların yaşamını ve duyumsama kabiliyetlerini görsel bir aracı ile zenginleştirmeye gayret ediyoruz. Güzellik en yüce sıfattır ve bilinmek ile insanı zengin kılar, öyle değil mi? Sanat da bunun en güçlü araçlarından birisidir.

A.Karacan/G.Ay: Resim sanatı ile Müzik sanatının bir yerde buluşması mümkün mü? Mümkünse hangisi öncül olabilir?

S.S.Tekcan: Sadece resim ve müzik değil, tüm sanat alanları buluşabilir ve bu buluşma etki gücünü çok boyutlu hale getirebilir. Söz ile müzik buluşunca anlamın güçlenmesi gibi görüntü ve müzik de bir araya geldiğinde daha fazla duyuya hitap ederek daha fazla bir etki alanı oluştururlar. Burada en önemli etken uyumdur. İki farklı sanat doğuşunun denk bir biçimde birbirini beslemesi ve sonucu yukarı taşıması önemlidir, bu da aslen sanatçıların uyumu ile ilgili bir şeydir. Açıkçası öncüllük değil de bir bütünü ortaya çıkarmak üzere bir denklik daha güçlü bir uyum sağlayabilir. Ama hangi üretim diğerine ilham oluşturur derseniz bu çok göreceli ve her seferinde farklı bir akış yönü olabilecek bir şeydir diyebilirim.

A.Karacan/G.Ay: Sergilerinizi gezen üst makamlar oluyor mu? Ne diyorlar? Devletin sanata ve resme bakışı nasıl?   Dünle kıyarlar mısınız?

S.S.Tekcan: Evet oluyor. Örneğin bu sergide bir çok kıymetli bürokratımızı ve devlet erkanımızı ağırladık, sadece gezmekle kalmadılar, oldukça vakit ayırdılar, uzun sohbetlerimiz ve fikir alış verişlerimiz de oldu. Zaten devletin bir çok etkinliğinde eğitimci ve sanatçı kimliğimizle, bir kültür insanı olarak bugüne dek her zaman üzerimize düşen görevi yerine getirmeye, katkı sağlamaya ve görüşlerimizi her türlü imkan sağlanan ortamda açıklıkla ifade etmeye gayret ediyoruz. Ancak bunun sonuçları alınabiliyor mu derseniz, bu sonuçları kısa süreçte çok etkili biçimde görebildiğimiz yönünde cevap veremeyeceğim.

Devletin sanata ve resme nasıl baktığına net bir şey söyleyebilmem olanaksız. Sanat genel bir yaklaşım. Sanat ve kültür alanının önemi hükümetler tarafından anlaşılıyor, buna şüphe yok, ancak bu önemli aracı toplumun kültür inşası yönünde ne şekilde kullanacakları hükümetlerin kendi kültürel yaklaşımlarına göre değişebiliyor. Ben dünyada pek çok ülkede iletişim içinde olan bir sanatçı olarak burada bir tek şeyin altını çizmek isterim; sanat geniş bir kapsayış alanıdır, siz sadece bir tek bakış açısından ele alırsanız kısırlaşırsınız ve hakiki anlamda sanat üretme yetkinliğinden uzaklaşırsınız. Sanat bütüne dairdir. Yani bütünleyicidir. Bakın, bizim köklerimize, geçmişimize baktığınızda, Osmanlı sultanlarının gücünün dünyanın tüm kültürlerine açık bir eğitimden geçtiğini, böylece dünyanın tüm toplumlarını anlamaya, kavramaya odaklı bir düşünce yapısı kazandıklarını görürsünüz. İstanbul’u feth eden Fatih Sultan Mehmet, bizansı ve kültürünü anlamış ve kavramış olmasa idi bunu başarabilir miydi, düşünebilmek dil gerektirir, o sultan hem batı dillerine hem doğu dillerine vakıf yetişmiştir. Bunlar mühim meselelerdir. İşte sanat da insanın ruhunu kavramak adına en değerli alandır ve siz ruhunu kavrayamadığınız bir toplumla iletişim kuramazsınız. Dolayısı ile devletin sanat anlayışı evrensel olmak zorundadır, hele ki bugün, teknoloji ve iletişim çağında, global bir dünya içinde, siyasi ve ekonomik olarak batıyla ve doğu ile rekabet içinde iseniz hepsini aynı şekilde anlamak ve kavramak durumundasınız. Dolayısı ile sanat üzerinden iletişim sağlamak için de her dile hakim olmanız gerekir, siz eğer devlet olarak yüzünüzü sadece bir yöne çevirirseniz, sırtınızdan darbe alırsınız.

A.Karacan/G.Ay: Olağanüstü başarılı bir iş yapmış, “Müze” kurmuşsunuz...Nereden aklınıza geldi? Ailenizin bireylerinin de sanatla ilgili olması tesadüf mü? Müzeyi  kurarken ilçe, il yetkililerinden destek aldınız mı?

S.S.Tekcan: Para insanları zenginleştirmiyor; etrafta çok parası olan ve yaşamları aynı derecede fakir olan öyle çok insan var ki. O kültür içinde yaşadıklarınızın değerini anlayamıyor ve onu kullanamıyorsanız fakirsiniz demektir. Zenginler müze yapmazken ben fakir bir adam olarak müze yapıyorum. Çünkü bu Cumhuriyet, bu devlet bizi yatılı okullarda okuttu; bu sayede kariyer yaptık. Bu müzeyi kurarak bu ülkeye olan borcumu ödüyorum.

Müzeyi on dört yıl önce Üsküdar’da Ünalan Mahallesi’nde açtık. O zaman müzenin caddesinde kurulan bir pazar vardı; müze faaliyete geçince belediye pazarı biraz daha ileriye taşıdı. Her sabah camlarımızın hepsini kırılmış halde buluyorduk. Bu üç yıl boyunca böyle devam etti. Sonra öğrendik ki, kıranlar mahallenin çocuklarıymış. Müzeyi bir tehdit olarak görmüşler. Oradaki tüm okullara yazı yazdım ve öğrencilerini müzeye davet ettim. Çocuklara anne, babalarını da getirmelerini söyledik. Zaman içinde camlarımız kırılmaz oldu; hatta aynı çocuklar o binayı koruyup kollamaya, bize sahip çıkmaya başladılar.

Dolayısı ile müze, sanat alanında en temel toplum eğitiminin başladığı kurumdur. Ben de herşeyden evvel bir eğitimci olarak bu müze kuruluşu ile yaşam misyonumu yerine getirdiğime inanıyorum. Bir çok üniversite, fakülte kuruluşu, kurucu dekanlığı gerçekleştirdim ama en geniş kitlelere ve en temel anlamda eğitim sağladığım kurum şüphesiz ki müze aracılığı ile oldu. Tabii ki bir baba olarak da yine benim eğitimci kimliğim bu rolümden bağımsız değil, sanat bizim ailemizin tümü için genel bir misyon. Armut dibine düşüyor doğal olarak.

Üsküdar Belediyesi ile daimi bir irtibatımız var tabii ki, tüm belediye başkanlarımız her zaman bizimle irtibat içindeler ancak somut bir destek için farklı zeminlere, uygulamalara ihtiyaç var tabii.  Müzemizin açılışında rahmetli belediye başkanımız Mehmet Çakır da hazır bulunmuşlardı. Her zaman müzenin fahri bir destekçisi idi, kendisini de bu vesile ile rahmetle anıyorum. Dolayısı ile kişisel yaklaşımların dışında kurumsal anlamda, iyi niyet dışında bir destek almamız mümkün olamadı, dediğim gibi bu tamamen sitemden, düzenden kaynaklı bir durum.

A.Karacan/G.Ay: Son olarak neler söylemek istersiniz?

S.S.Tekcan: Bizler, sanatçı, eğitimci ve kültür emekçileri olarak daima içinde yaşadığımız topluma katkı sağlamak gayreti içinde olacağız, evrensel değerleri savunacağız ve gençlerimizi, çocuklarımızı daha zengin, daha geniş, daha özgür düşünen ufuklara kavuşturmak için çalışacağız. Üreteceğiz, son nefesimize kadar, insanlara “insan”a dair olanı ulaştırmak için çaba sarf edeceğiz. Maddi ve manevi tüm imkanlarımızı bu uğurda sarf ediyoruz ve her daim bu böyle devam edecek.

A.Karacan/G.Ay: Teşekkürler.. Başarılı  ve sağlıklı bir ömür diliyoruz.

http://enpolitik.com/haber/161734/ulkemizde-resim-sanatinin-durumu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*