Bir 27 Nisan vesayetçiliği: Tarih tekerrür etmedi

Ülkemizde askeri vesayetin demokrasiye yönelik girişimleri kimi zaman kanlı askeri darbeler, kimi zaman ise muhtıralarla olmuş, vesayetin her hali tarihe kara bir kalemle not edilmişti.
Eklenme Tarihi: 27.04.2018 16:31:15 - Güncellenme Tarihi: 27.04.2018 17:32:06

Ülkemizde askerî müdahaleler, tarih boyunca kimi zaman ordunun kurumsal olarak, kimi zaman ise bazı yüksek rütbeli subayların kendi başlarına inisiyatif alarak sivil yönetime el koyma girişimleri olarak vuku bulmuştu. Bunlardan bazıları başarıya ulaşmış, bazıları ise millet iradesi ile seçilen hükümetlere yapılan tehditvari bildirilerle kalmıştı ancak millet iradesi ile başa getirilmiş hükumetlere yönelik her müdahale girişimi demokrasi adına büyük bir utanç tablosu oluşturmuştu. Bugün ise 27 Nisan e-muhtırasının 11'inci yılı.

Bugün aynı zamanda 27 Nisan 2007'de Ak Parti hükümetine karşı elektronik bildiri ile uyarı veren anlayışın II. Abdulhamit'i de tahttan indirdiği tarih. Bu topraklar, 1908 ve 2007 yıllarının 27 Nisan tarihlerinde iki kritik olaya sahne oldu. 1908'de Sultan II.Abdulhamit Han tahttan indirildi. 2007'de ise TSK, dönemin merkez medyası ve bazı çevrelerin desteği ile internet sitesinde bir e-Bildiri yayınlayarak, Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkan'ı seçilmesini engellemeye çalıştı.

2007'de hükümeti yöneten AK Parti'nin demokrasiden taviz vermeyen tutumuyla atlatılan darbe girişimi başarılı olamadı. Ancak İttihat Terakki, arkasına aldığı askeri güçle Abdulhamit'i tahttan indirdi. İşte tarihin tekerrür etmediği iki farklı 27 Nisan hikayesi.

Abdulhamit'in tahttan indirilişi

Bundan 107 yıl önce bu topraklarda daha sonra da denenecek olan bir çok darbe girişimi girişimi başarılı olacaktı... Osmanlı'da yükselen milliyetçilik hareketlerinin sonucu olarak güçlenen İttihat Terakki hareketinin komutasındaki "Hereket Ordusu"nun, 31 Mart olayını bahane ederek tesis ettiği silahlı üstünlük, Abdulhamit'in azledilmesi ve yerine V.Mehmet'in geçirilmesiyle sonuçlandı.

Balkanlarda yitirdiği üstünlüğü ve çeşitli cephelerde aldığı darbelere rağmen Osmanlı, özellikle de potansiyel petrol bölgelerini kontrolü altında tutan konumunu koruyordu. Oysa Batı'da endustriel devrim patlamış ve enerji özellikle de petrol önemini stratejik düzeyde artırmıştı.Sultan Abdulhamit, döneminin çalkantılı koşullarında son gücüyle imparatorluğun topraklarını ve kazanımlarını korumuş, önemli reform ve değişiklikler gerçekleştirmiş dirençli kişiliğiyle aynı anda hem sevilen ve hem de nefret edilen bir Sultan olmuştu.

Abdulhamit Han döneminde ordunun ve eğitimin modernleşmesi, yaygınlaşması adına atılan adımlar o derece güçlüdür ki Osmanlı tarihinin en yerinde reformları olarak bilinir. Hesaplamalara göre Türkiye, Abdülhamid dönemiyle kıyaslanabilecek bir okullaşma düzeyine yeniden ancak 1950'li yıllarda ulaşabilmiştir.

Abdulhamit döneminde, ulaşıma da özel bir önemle yaklaştı. Karayolu projeleriyle Anadoluyu donatırken, İmparatorluk çapında da demiryolu şebekesi yayıldı.
Bunun dışında Sultanın İstanbul için, Galata Köprüsü ve boğaz altından geçecek bir tüp gecit gibi projeleri de vardı.

Ancak Osmanlı tarihinin belki de bu en donanımlı ve en zeki liderinin önü, "Kardeş kanı dökülmesin" diye ordusunu karşısına çıkartmadığı İttihat Terakki tarafından kesildi ve örgüt, Sultana tahttan indirildiğini, Emanuel Karasu (Yahudi), Aram Efendi (Ermeni), Esat Toptani (Arnavut) ve Ahmet Hikmet Paşa'dan (Sultan Abdülhamit'in uzun süre yaverliğini yaptıktan sonra muhalefet saflarına geçti) oluşan bir heyet ile bildirdi

27 Nisan ve e-muhtıra

Tarih 27 Nisan 2007'yi gösterdiğinde, Türkiye'de bir ezber bozulmuş, tarih tekerrür etmemişti. Genelkurmay Başkanlığı’nın 27 Nisan 2007 gecesi internet sitesi aracılığıyla 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, meclis tarafından Cumhurbaşkanı seçilmesi süreci ile ilgili yayınladığı bildiri; postmodern bir vesayet örneği olarak e-muhtıra olarak tanımlanmıştı.

CHP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili ilk oylamayı Anayasa Mahkemesi’ne götürdüğü gece saat 23:17 itibariyle Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde yayınlanan basın açıklamasında, “Türk Silahı Kuvvetlerinin (TSK) laikliğin savunucusu olduğu” hatırlatılarak; bu konumunun kararlılıkla sürdürüleceği ve gerektiğinde bu görevin eksiksiz yerine getirileceği sert bir şekilde dile getiriliyordu. Bu bildiriyi daha önceki askeri vesayet bildirilerinden ayıran tek özellik kullanılan mecranın farklılığıydı.

2007 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen öncesinde verilen bu postmodern muhtıra, yakın tarihimizde kritik bir viraj olarak tarihteki yerini almıştır. 27 Nisan bildirisi öncesinde ve sonrasında yaşanan süreç, Türk siyasi tarihi bakımından bir kırılmayı ifade etmekte. Baskıcı ve vesayetçi anlayışın topluma ve demokrasiye hakim olmak için nasıl bir çalışma yürüttüğü ve bu çalışmaya TSK içindeki demokrasi karşıtlarının nasıl destek verdiği, 27 Nisan’a kadar gelinen süreci, e-muhtıra gecesi yaşananları ve sonrasındaki gelişmeleri iyi tahlil etmek gerekecektir.

Muhtıra Öncesi Süreç

TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu, 2012’de hazırladığı raporda, 27 Nisan’a giden süreci, Ak Parti’nin iktidar yıllarının başlangıcındaki laiklik tartışmalarını, Deniz Kuvvetleri Eski Komutanı Özden Örnek’in günlükleriyle ortaya çıkan darbe teşebbüslerini 2002-2007 yılları arasında yaşanan faili meçhul cinayetlerini de kapsayan bir hatırlatmayla ele almaktadır. Bu dönemde yaşanan cinayetleri ve toplumsal hareketleri darbe girişimlerinin dışında tutmak mümkün değildir.  Ülkede kaosun hakim olmasını isteyen güçler, 2006’da Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba atılması, Danıştay ve Rahip Santoro cinayetleri, 2007’nin başında ise Hrant Dink cinayetini gerçekleştirmişlerdi.

ABD'li Hudson, 'darbe olacak' demişti

ABD’den Hudson Enstitüsü Türkiye uzmanı Zeyno Baran, 2006’nın son günlerinde Newsweek Dergisi’nde çıkan bir makalesinde “2007 yılında Türkiye’de yüzde 50 ihtimalle darbe olacağı” ile ilgili öngörüsünü dile getirmiştir. Baran’ın dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Ergun Saygun’dan aldığı bilgiyle bu öngörüde bulunduğu iddia edilmişti.  Kamuoyundaki tartışmalarla ve medyada yer alan böyle öngörülerle şartların olgunlaştığını düşünen TSK, bir kez daha gücünü denemek istemiş; 28 Şubat 1997 ve sonrasında “1000 yıl sürecek”  denilen iklimin kalıcılığı için harekete geçmişti. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de muhtıradan iki hafta önce gerçekleşen takvime göre başkanlık edeceği son Milli Güvenlik Kurulu’ndaki (MGK) irticai faaliyetlerin arttığıyla ilgili tartışmaları gündeme getirmişti. Genelkurmay Başkanlığı 10 Nisan MGK’sının ardından cumhurbaşkanının “cumhuriyet değerlerine sözde değil özde bir bağlılık taşıması” gibi öznel bir kriterini dile getirmişti. Tam da bu vakitlerde Nokta Dergisi 13 Nisan günü, 2002 sonrasını kapsayan günlerde darbe planlayan bir cuntanın varlığıyla ilgili yaptığı haberler sebebiyle Askeri Mahkeme kararıyla baskına uğradı ve kapatıldı.

Cumhuriyet Mitingleri

Cumhurbaşkanlığı seçimi giderek AK Parti‘ye karşı muhalefetin yoğunlaştığı bir alan haline gelmiş ve irtica-laiklik-türban tartışmalarının etrafında cereyan etmeye başlamıştır. Bu tartışmaların gölgesinde Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) ‘Cumhuriyet’e sahip çık’ çağrısıyla düzenlenen mitingler; Çankaya Köşkü’nü “yıkılmayacak kaleleleri” olarak görenlerin laiklik bahanesiyle meclisin, yani milletin iradesinin yansımasını engellemek adına gerçekleştirdiği gövde gösterileri oldu.

ADD Başkanı Şener Eruygur ve gazeteci Tuncay Özkan’ın başını çektiği Cumhuriyet mitinglerinin ilki 14 Nisan’da Ankara Tandoğan’da tertip edilmişti. Mitinge Cumhuriyet Halk Partisi, Demokratik Sol Parti, Genç Parti, İşçi Partisi gibi siyasi partilerle, Cumhuriyet Kadınları Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), İstanbul Barosu gibi kuruluşlar da destek veriyordu. Bu mitingler daha sonra İzmir, İstanbul, Çanakkale, Antalya ve Diyarbakır gibi illerde de yapılmıştır. Tandoğan mitingi e-muhtıra öncesi gerçekleşen tek miting olması sebebiyle üzerinde durulması gereken bir organizasyondur. Mitinglerin ortak özelliği “Mustafa Kemal’in askerleri” olduklarını söyleyen kimselerin sivilliklerini unutup “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganına geri dönmeleri ve askere davetiye çıkarmalarıydı.

2007, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) cumhurbaşkanlığı için, Türkiye genelinde ise milletvekili seçimleri için sandıkların kurulacağı bir seçim yılıydı. İngiliz Observer Gazetesi, iktidarın seçimlerin favorisi olduğunu, ama seçimi kazanmaları halinde darbe olabileceğiyle ilgili bir analizine dayanak olarak cumhuriyet mitinglerini ve bu mitinglerde yapılan konuşmaları gösteriyordu.

'Eşi türbanlı biri Çankaya'ya çıkmayacak'

“Cumhuriyetin bekçisi” olduğunu iddia eden kesim laikliğin tehlike altında olduğu propagandasını yayarak seçimlere hazırlanırken “cumhurbaşkanlığı seçiminde eşi ‘türbanlı’ birini Çankaya’ya çıkartmayacakları” vaadi ana muhalefet liderinin ağzından duyuldu. İktidar partisi 24 Nisan günü Abdullah Gül’ün ismini açıklamış, böylece Gül partiden 2 gün önce adaylığını açıklayan Ersönmez Yarbay’dan sonra ikinci aday olmuştu. Bu günlerde Ak Parti’nin 354 vekiliyle tek başına adayını seçtiremeyeceği, nitelikli çoğunluk olan 367 milletvekili olmadığı için diğer partilerin seçime katılmaması halinde herhangi bir adayın köşke çıkamayacağı fikri Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu tarafından dile getirilse de gözler seçimlere çevrilmişti. 27 Nisan günü gerçekleşen seçimlerin ilk turuna muhalafetin küçük desteğiyle 361 milletvekili katılmış ve 367 sayısının altında kalınmıştı.

Muhtıra Gecesi ve Ertesi

Seçimin ilk turunun ardından Metehan Demir ve asker kökenli gazeteci Nuri Elibol gibi bazı gazetecilerin Genelkurmay’da ışıklarının sönmemesi ve komutanların bir çalışma içerisinde olduklarını haber almalarıyla beraber hükümet kanadıyla bu bilgiyi paylaştıklarında iktidarın olan bitenden haberdar olmadığı hatta böyle bir bildiriyi hiç beklemedikleri anlaşıldı. Saatler 23:17’yi gösterdiğinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) resmi web sitesinin Basın Açıklamaları ve Duyurular kısmında sonradan “e-muhtıra” olarak nitelendirilecek olan bildiri yayınlandı.

Muhtırada laiklik hassasiyetinden bahseden TSK, Kutlu Doğum faaliyetleri sırasında ortaya çıkan başörtülü kızların görüntülerinden ve ilahi okumalarından rahatsızlıklarını dile getirdi. Bu kutlamaların 23 Nisan ile aynı döneme denk gelmesini “(devletin) temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin” hususi gayretlerine bağlayan Genelkurmay, “dini duyguların istismar edildiği” tespitini de yaptı. Buna dayanak olarak gösterilen haberlerinin içerisinde tekzip edilenlerin olması TSK’nın asıl maksadını da ortaya koyuyordu. Gelişmelerin buradan cumhurbaşkanlığı seçimine ve “sözde değil özde rejime bağlılık” ilkesine bağlanmasıyla bildiri; hükümetin içişlerine tamamıyla karışarak muhtıra hüviyetine bürünmekteydi. Bildiride ayrıca seçimlerin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuran ana muhalefet partisine de örtülü bir destek sunulmuş oldu. Laikliğin tartışılmasından endişe duyulduğunun ifadesiyle devam eden e-muhtıra “Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.” düşmanlaştırmasıyla bitiyor ve TSK’nın müdahalelerine devam edeceği “kesin inancıyla” noktalanıyordu.

Muhtıranın tam metni şöyleydi:

Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir. Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

Bu faaliyetlere girişenler, halkımızın kutsal dini duygularını istismar etmekten çekinmemekte, devlete açık bir meydan okumaya dönüşen bu çabaları din kisvesi arkasına saklayarak, asıl amaçlarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Özellikle kadınların ve küçük çocukların bu tür faaliyetlerde ön plana çıkarılması, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne karşı yürütülen yıkıcı ve bölücü eylemlerle şaşırtıcı bir benzerlik taşımaktadır.

Bu bağlamda;
Ankara’da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları ile aynı günde kuran okuma yarışması tertiplenmiş, ancak duyarlı medya ve kamuoyu baskıları sonucu bu faaliyet iptal edilmiştir.

22 Nisan 2007 tarihinde Şanlıurfa’da; Mardin, Gaziantep ve Diyarbakır illerinden gelen bazı grupların da katılımı ile, o saatte yataklarında olması gereken ve yaşları ile uygun olmayan çağ dışı kıyafetler giydirilmiş küçük kız çocuklarından oluşan bir koroya ilahiler okutulmuş, bu sırada Atatürk resimleri ve Türk bayraklarının indirilmesine teşebbüs edilerek geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve niyetleri açıkça ortaya konulmuştur.

Ayrıca, Ankara’nın Altındağ ilçesinde “Kutlu Doğum Şöleni” için ilçede bulunan tüm okul müdürlerine katılım emri verildiği, Denizli’de İl Müftülüğü ile bir siyasi partinin ortaklaşa düzenlediği etkinlikte ilköğretim okulu öğrencilerinin başları kapalı olarak ilahiler söylediği, Denizli’nin Tavas ilçesine bağlı Nikfer beldesinde dört cami bulunmasına rağmen, Atatürk İlköğretim Okulunda kadınlara yönelik vaaz ve dini söyleşi yapıldığı yolunda haberler de kaygıyla izlenmiştir.

Okullarda kutlanacak etkinlikler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilgili yönergelerinde belirtilmiştir. Ancak, bu tür kutlamaların yönerge dışı talimatlarla yerine getirildiği tespit edilmiş ve Genelkurmay Başkanlığınca yetkili kurumlar bilgilendirilmesine rağmen herhangi bir önleyici tedbir alınmadığı gözlenmiştir.

Anılan faaliyetlerin önemli bir kısmının bu tür olaylara müdahale etmesi ve engel olması gereken mülki makamların müsaadesi ile ve bilgisi dahilinde yapılmış olması meseleyi daha da vahim hale getirmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Cumhuriyet karşıtı olan ve devletimizin temel niteliklerini aşındırmaktan başka amaç taşımayan bu irticai anlayış, son günlerdeki bazı gelişmeler ve söylemlerden de cesaret almakta ve faaliyetlerinin kapsamını genişletmektedir.

Bölgemizdeki gelişmeler, din ile oynamanın ve inancın siyasi bir söyleme ve amaca alet edilmesinin yol açabileceği felaketlerin ibret alınması gereken örnekleri ile doludur. Kutsal bir inancın üzerine yüklenmeye çalışılan siyasi bir söylem veya ideolojinin inancı ortadan kaldırarak, başka bir şeye dönüştüğü, ülkemizde ve ülke dışında görülebilmektedir. Malatya’da ortaya çıkan olayın bunun çarpıcı bir örneği olduğu ifade edilebilir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin çağdaş bir demokrasi olarak, huzur ve istikrar içinde yaşamasının tek şartının, devletin Anayasamızda belirlenmiş olan temel niteliklerine sahip çıkmaktan geçtiği şüphesizdir.

Bu tür davranış ve uygulamaların, Sn. Genelkurmay Başkanı’nın 12 Nisan 2007 tarihinde yaptığı basın toplantısında ifade ettiği “Cumhuriyet rejimine sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak” ilkesi ile tamamen çeliştiği ve Anayasanın temel nitelikleri ile hükümlerini ihlal ettiği açık bir gerçektir.

Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.

Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur."

kaynak: mynet.com/darbeler.com/ karar.com

haber: enpolitik.com/ Melek S. Tunç

http://enpolitik.com/haber/162243/bir-27-nisan-vesayetciligi-tarih-tekerrur-etmedi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*