İşkenceden idama: Özdağ ülkücü şehitleri unutmadı

Selçuk Özdağ, 12 Eylül darbesinde ağır işkenceler gören ve 5 Haziran 1983'te idam edilen iki ülkücü genci şehadetlerinin 35'inci yılında andı.
Eklenme Tarihi: 05.06.2018 11:49:00 - Güncellenme Tarihi: 05.06.2018 15:39:36


AK Parti Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ yaptığı açıklamayla Ülkücü Şehitler Selçuk Duracık ve Halil Esendağ'ı andı.

12 Eylül 1980 darbesinde cezaevine konulup iki gün süren ağır işkenceden geçirilen ve idam edilen iki ülkücü genç Halil Esendağ ve Selçuk Duracık'ın şehadetinin üstünden tam 35 yıl geçti.


(Halil Esendağ)

İki gün işkence edildi 

Halil Esendağ, Manisa’nın Saruhanlı kazasına bağlı Gözlet köyündendi. 21 yaşında olup evliydi. Bir takım olaylara karıştığı iddiasıyla polisler tarafından yakalandı. Tutuklandıktan kısa bir süre sonra, 12 Eylül Mahkemeleri tarafından mahkum edildi. 3 Haziran tarihinde, hakkındaki idam cezasının sabaha karşı infaz edildiğine dair Radyo ve Televizyondan yayın yapılmasına rağmen, polisler tarafından cezaevinden alınıp Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Burada, “itiraf” etmesi için iki gün boyunca akıl almaz işkenceler yapıldı ve 5 Haziran günü Buca Cezaevi’ne geri getirilip, sabahın ilk saatlerinde asılarak şehit edildi.


Selçuk Duracık, Yugoslavya göçmeni bir ailenin çocuğu olup 22 yaşındaydı. Ailece, Manisa'nın Turgutlu ilçesinde oturuyor, seyyar satıcılık yapıyordu. Polisler tarafından arandığını öğrenince kendiliğinden giderek emniyete teslim olmuş fakat, yargılandığı 12 Eylül adaleti dağıtan İzmir 2. Nolu Askeri Mahkemesi tarafından idam cezasına çarptırılmıştı. 3 Haziran günü, idam edildiğine dair haberler radyoda yayınlanırken İzmir Emniyet Müdürlüğü'nde işkence ile yeni ifadeleri almaya çalışılıyordu. İki gün sonra Buca Kapalı Cezaevi'nde sabaha karşı asılarak şehit edildi.

AK Parti Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ, iki genç ülkücü şehidi ölümlerinin 35'inci yılında unutmayarak bir mesaj paylaştı. 

'Ülküleri için mücadelemiz devam ediyor'

 Özdağ açıklamasında, “Onlar benim aynı davadan yargılandığım insanlardı. Kardeşlerime Allah’tan rahmet diliyorum. Selçuk Duracık, Halil Esendağ, Muhsin Yazıcıoğlu ve diğer kardeşlerimizin ruhlarına Fatiha okumaya devam edeceğiz, ülkülerini ve hayallerini gerçekleştirmek için mücadelemizi sürdürüyoruz” dedi.

 Özdağ, “Halil de, Selçuk da bir büyük davaya gönül vererek gittiler. 4 Haziran’ı 5 Haziran’a bağlayan gece yarısı yanımızdan alınıp idam edildiler. Arkalarında ebediyen yaşatacak bir destan bıraktılar. Onları,12 Eylül’ün cuntacı askerleri astı. Onlarla birlikte onların ülkülerini de. İdamların infazından sonraki ilk duruşmada, manifestoyu ben okumuştum ve onları asanların gözlerinin içine bakarak bu idamların er geç hesabının sorulacağını söylemiştim. Aradan 35 yıl geçti. Onların intikamını almak demek, onları asan kirli ve kahpe el ile beraber olmamak, o çizgiyi ebediyete kadar sürdürmektir” diye konuştu. 

12 Eylül zindanlarında hukuk ve kanun yoktu

Sağ ve sol görüşe mensup kişilerin 12 Eylül'den  sonra darbe mahkemelerinde ve darbecilerin işkence hanelerinde hukuk ve kanun dışı uygulamalara maruz kaldıklarını belirten Özdağ, 

“Darbenin hukuku yoktu. Darbenin kanunu vardı. Kanun da suçlu ve suçsuz demeden insanları cezaevlerinde ömürlerini tükettirmek ya da idam sehpalarına göndermekti. Kenan Evren o dönemde, “Ne yapalım, asmayalım da besleyelim mi?” diyordu. Bu gençlerden ikisi de Selçuk Duracık ve Halil Esendağ’dı. 

12 Eylül 2010 referandumuna 'Evet' dedik

Cezaevinde yanımızdan alınıp götürüldüler, idam edildiler. Yargılandığımız mahkemede 35 yıl önce manifestoyu ben okumuştum ve “Gün gelecek bir gün bunların hesabı sorulacak” demiştim. Evet, gün geldi, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarında vesayetçilerle mücadelesinin bir safhasında da 12 Eylül 2010 Referandumu halk oylamasına sunuldu. 12 Eylül'ü yaşayanlar ve zindanlarının çilesini çekenler, işkencelerini görenler ve tanıyanlar Anayasanın değişmesini istediler ve bağımsız ülkücüler olarak ‘Evet’ kampanyasını yürüttük. Bizler “Düğmeyi doğru ilikleyelim” dedik. ‘Tüm büyük hedeflere küçük adamlarla varılır’ dedik ve ‘Evet’ kampanyasına destek vererek Bağımsız Ülkücüler Platformunu kurduk. Daha sonra da bu darbeciler yargılandılar. Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya müebbet hapis alarak er rütbesiyle öldüler ve bu şekilde gömüldüler. Dosyaları o zaman Yargıtaydı ve ölmeselerdi oradan onanacaktı. Demek ki yapılan zulüm ve işkenceler, haksızlıklar er veya geç ortaya çıkıyor ve cezasını buluyor” diye konuştu.

Türkiye'nin solu yerli sosyal demokrat olacak

12 Eylül 2010 Referandumuyla darbecilerden hesap sorulduğuna inandığını belirten Özdağ sözlerini şöyle sürdürdü, “İnşallah daha önemli işlere de imza atacağız ve Türkiye’yi demokratikleştireceğiz. Bir daha insanlar ideolojilerinden dolayı dövüşmeyecekler ama Türkiye’nin solu da gerçek manada Türkiye’nin solu gibi olacak. Yerli sol olacak. Türkiye’nin solu da Rusya’nın, Çin’in, Küba’nın, Yugoslavya’nın, Arnavutluk’un, Bulgaristan’ın solu olmayacak. Kemal Tahir, Cemil Meriç gibi Türkiye’nin solu, yerli sosyal demokrat olacaklar. İnşallah o günlere bir daha dönülmez. Gençler farklılıklarını zenginlik olarak kabul ederler. Partiler, kurumlar ve insanlar araçtır. Amaç milletimizin mutluluğu, devletimizin zenginliği ve de insanımızın madde ve mana planında hür olmasıdır, bunu yapabilmektir. Bu hayallerin peşinde koşmaya devam edeceğiz” ifadesinde bulundu.

http://enpolitik.com/haber/195658/iskenceden-idama-ozdag-ulkucu-sehitleri-unutmadi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*