Müslüman coğrafyasında kadın direnişçiler

Müslüman coğrafyasının, doğunun, adı bilinmeyen yıldızlarıydı onlar. Gittikleri yolda, attıkları adımlarla, söyledikleri sözlerle bir nefes oldular. Bazen, kadın hakları için hükümete veya sisteme, bazen kendi toplumlarının kaderi için işgalci ülkelere başkaldırdılar. Bazen, kendilerini yok sayan sistemle ‘sessizce’ ve ‘derinden’ mücadele ettiler.
Eklenme Tarihi: 08.06.2018 18:52:00 - Güncellenme Tarihi: 08.06.2018 18:52:29

Müslüman coğrafyasının, doğunun, adı bilinmeyen yıldızlarıydı onlar. Gittikleri yolda, attıkları adımlarla, söyledikleri sözlerle bir nefes oldular. Bazen, kadın hakları için hükümete veya sisteme, bazen kendi toplumlarının kaderi için işgalci ülkelere başkaldırdılar. Bazen, kendilerini yok sayan sistemle ‘sessizce’ ve ‘derinden’ mücadele ettiler.

Siyasette bir şeyi söyletmek istiyorsanız bir erkekten isteyin. Bir şeyi yaptırmak istiyorsanız, bir kadından isteyin.” Bu söz İngiltere’nin ilk kadın başbakanı ve uyguladığı katı politikalar nedeniyle ‘Demir Leydi’ lakabıyla anılan Margaret Thatcher’a ait. Hepsi politikacı olmasalar da toplumsal, siyasi ve psikolojik olarak çığır açan, toplumları değiştiren kadınlar onlar. İslâm coğrafyasında büyük direnişleri örgütlediler, büyük itirazları başlattılar, özgürlük hareketlerinin en ön saflarında yer aldılar. Kimi canı pahasına mücadelesini sürdürdü, kimi can vermeyi canları kurtarmak için göze aldı, kimi de İbrahim’i kurtarmak için ateşe su taşıyan bir karınca oldu. Hepsi kendi toplumlarında, kendi coğrafyalarında bir kıvılcım yaktı, bir hareketi başlattı.

Batılı bir kadın politikacı veya sanatçı değil; Müslüman coğrafyasının, doğunun, adı bilinmeyen yıldızlarıydı onlar. Gittikleri yolda, attıkları adımlarla, söyledikleri sözlerle bir nefes oldular. Bazen, kadın hakları için hükümete veya sisteme, bazen kendi toplumlarının kaderi için işgalci ülkelere başkaldırdılar. Bazen, kendilerini yok sayan sistemle ‘sessizce’ ve ‘derinden’ mücadele ettiler. İşte İslâm coğrafyasının direnişçi kadınları...

Filistin davasını dünyaya duyuran kadın

Leyla Halid, 9 Nisan 1944’de İngiliz yönetimi altındaki Hayfa’da doğdu. Ailesi, dört yaşındayken Der Yasin katliamı üzerine ülkeyi terk etti. Babasını geride bırakarak ülkeden ayrılan Halid, Lübnan’ın Sur şehrine mülteci olarak gitti. Tüm hayatı vatan özlemiyle şekillenen Leyla Halid, 15 yaşında Filistin Halk Kurtuluş Örgütü’ne katıldı. Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde tıp eğitimi gören Halid, üçü eşzamanlı olmak üzere dört uçak kaçırma eylemine katıldı. 29 Ağustos 1969 günü, Amerikan TWA uçağını kaçırdığında üzerinde silah ve bombalarla uçuş kabinine girip, uçağı doğum yeri olan Hayfa üzerinden uçurarak, Şam’a iniş yaptırdı. İkinci uçak kaçırma eyleminde ise Amsterdam’dan New York’a uçan İsrail menşeli El Al uçağını kaçırmakla görevlendirildi. 6 Eylül 1970 günü, üzerindeki iki el bombasını kullanarak eylemi gerçekleştirdi. Yaptığı eylemlerden sonra artık dünyadaki en tanınan simalardan biri olmuştu. Tıpkı, isminin ve yüzünün bilinir olması gibi Filistin davası da teknolojinin ulaşabildiği en ücra köşeye kadar ulaşmış oldu.

Bedenini yıkıma ve işgale siper etti

16 Mart 2003’te Filistinli bir doktor ve ailesinin evini yıkmaya gelen İsrail askeri dozerini engellemek isterken, ezilerek katledilen Uluslararası Dayanışma Hareketi üyesi Rachel Corrie’nin ölümünün üzerinden tam 14 yıl geçti. O, ABD’de yaşarken Filistin meselesine eğilen, eylemler yapan ancak bunun yeterli olmadığını düşündüğü anda da kalkıp Filistin’e gitmiş bir isimdi. Oraya gittiğinde ise aslında Filistin meselesinin dışarıdan göründüğünden çok daha vahim olduğuna şahitlik etmiş, yaşanan her türlü zulmü gördükten sonra ailesine rağmen Filistin’de kalmaya karar vermişti. Rachel artık yıkılan evler, gasp edilen su kuyuları, kontrol noktalarındaki aşırı uygulamalara karşı direniyordu. Kendine kucak açan bir ailenin, Dr. Samir‘in evini korumaya çabalaması ise 23 yaşındaki genç kadının son mücadelesi oldu. Evi yıkmak için ilerleyen buldozerin önüne çıkmış, buldozer ona yaklaştıkça o geri adım atmamış ve bir anlamda bedenini işgale karşı siper etmişti.

Mısır’da darbeye direnen bir genç kız

Mısır, 3 Temmuz 2013’de seçilmiş Devlet Başkanı Muhammed Mursi’ye karşı halkın iradesini hiçe sayan ve yönetime el koyan bir askeri darbeye şahit oluyordu. 14 Ağustos’ta ise Mısır güvenlik güçleri, buna karşı sokağa çıkan Rabiatul Adeviyye ve Nahda meydanlarındaki göstericilere müdahalede bulunmuş, yaşanan katliamda 3 bin 533 kişi hayatını kaybetmişti. Müslüman Kardeşler Teşkilatı yöneticilerinden Muhammed Biltaci’nin kızı Esma Biltaci de bu kişiler arasındaydı. 17 yaşındaki Esma’nın şehadetini annesi Sena Biltaci, şu sözlerle anlatıyordu: Esma, 4 ay önce Kur’an-ı Kerim hıfzını tamamlamıştı. Rabia meydanını, oradaki yaralıları Kur’an okuyarak korumaya gayret gösteriyordu. Tanık olanların anlattığı kadarıyla vurulduğu esnada Sahra Hastanesi’nin önünde elindeki mushaftan Kur’an okuyormuş. Bir elinde Kur’an’ı tuttuğu diğer eliyle de taş toplayıp gençlere verdiğini söylediler. O, zulme ve tuğyana karşı mücadele ederken şehit oldu.

6 yıl cezaevinde kaldı

Zeyneb el-Gazali, 2 Ocak 1917 tarihinde Kahire’nin kuzeyinde yer alan el-Buheyre vilayetinde dünyaya geldi. Gençlik yıllarında, feminist bir teşkilat olan Kadınlar Birliği bünyesinde çalıştı. 20 yaşında ise Müslüman Kadınlar Birliği’ni kurdu. Yaptığı protesto eylemleri ve mitingleriyle bir taraftan Mısır hükümetinin tepkilerini üzerine çekerken diğer taraftan Müslüman kardeşler Cemiyeti’nin desteğini aldı. 1948 yılında Müslüman Kardeşlere katıldı. Cemal Abdunnasır, Müslüman Kardeşleri dağıttı ve bütün mallarına el koyduğunda Zeyneb el-Gazali’nin eşinin servetini de devletleştirdi. Zeyneb el-Gazali, 1959 yılında daha önce dağıtılan Müslüman Kardeşleri yeniden düzenlemede aktif bir rol oynadı ve bu işe öncülük etti. 1965 yılında tutuklandı. 1971 yılında cezaevinden çıktıktan sonra birçok şehir ve ülkede konferanslar vererek, tebliğ çalışmalarına devam etti. 3 Ağustos 2005 tarihinde vefat eden Zeynep el-Gazali, geride 8 eser bıraktı.

Dindar bir doktor hanım

İmam Hatip Okullarının kurulmasına öncülük eden Celaleddin Ökten’in kızı olan Ayşe Hümeyra Ökten; 1925 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. İstanbul Kız Lisesi’ni birincilikle bitiren Ökten, Çapa Tıp Fakültesini bitirdikten sonra aynı okulda dahiliye ihtisasını yaptı. Kendi anlatımıyla bir hastasının duası üzerine de Mekke ve Medine’de doktorluk dönemi başladı. İstanbul’da, Verem Savaş Dispanserinde de doktorluk yapan Ökten, ardından muayenehane açarak burada hizmetine devam etti. 85 yıllık ömrünün 57 yılını doktorluk yaparak, insanlara hizmetle geçirdi. Başörtülü bir kadının eğitim alarak, doktor, avukat veya mühendis olarak hizmet etmeyi aklından bile geçiremeyeceği bir zamanda mesleğini başörtülü olarak icra ettiğinden dolayı, İstanbul’un mütedeyyin tek hanım doktoru olarak tanındı, “Tabibe-i hazıka-i mütedeyyine” diye nam saldı. Hayatını hastalarına adamış, tek başına bir vakıf gibi çalışan bir isim olarak bilindiği için muayenehanesi dolup dolup taştı. O, tesettürlü bir doktor olmasının yanında, hastalarının çocukları ve gençler için de her zaman örnek alınacak bir isim oldu.

Dünyanın sessizliğine karşı derin bir çığlık

1992-1995 yılları arasında Bosna’da kadınlara karşı yaşanan tecavüz, işkence, ölüm gibi savaş suçlarına karşı Savaş Mağduru Kadınlar Derneği’ni kurdu. Savaşın başından itibaren yaşadıkları Vişegrad kentinde kızıyla birlikte gözaltında tutuldu, defalarca tecavüze uğradı. Savaşta ailesinden 27 kişiyi kaybetti. Bakira Haseçiç, hem kendi yaşadıkları hem de halkının yaşadıklarına karşı sessiz kalmadı, mağdurların seslerini dünyaya duyurabilmek için çalıştı. Kurduğu derneğe binlerce kadın üye oldu. Haseçiç, “Tecavüze uğradıkları için daha önce toplum içine çıkmaktan utanan, travma yaşayan binlerce kadın vardı. Bu kadınlar derneğimiz sayesinde artık suçluları adalete teslim etmek için çaba gösteriyor. Çünkü utanması gereken bizler değil, hala hiçbir şey olmamış gibi rahat bir şekilde gezme cesareti gösteren tecavüzcülerimizdir.” sözleriyle çalışmalarını anlattı. 2001 yılında Lahey’de eski Yugoslavya için kurulan mahkemede tanık olarak dinlendiği sırada tişörtündeki “Tek suçumuz Müslüman olmaktı.” yazısıyla dikkatleri çekti. 25 binden fazla tecavüz mağduru kadının ifadesini toplayıp mahkemeye ulaştırdı.

Kudüs’ün gönüllü muhafızları: Murabıtlar

Onların adını ve ne iş yaptıklarını bilenler çok az. Dünya üzerinde ne çok meşhurlar ne de kimse işlerini kolaylaştırıyor. Onlar Kudüs’ün küçük bir gönüllü gruptan ibaret olan muhafızları yani murabıtlar. Mescid-i Aksa’yı Yahudileştirmek isteyen İsrail, bu kadın muhafızların çabaları ile durduruluyor. 2010 yılında toplanmaya başlamış, yaşları 20 ile 70 arasında değişen Filistinli murabıtlar tarafından Mescid-i Aksa’da oluşturulan eğitim halkalarında bir yandan Kur’an-ı Kerim, Siyer-i nebi ve sahabe hayatları öğretilirken diğer yandan ve kültürel dersler de veriliyor. Murabıtların Mescid-i Aksa’ya giriş çıkışları Yahudiler tarafından düzenleniyor. Eğer sıkıntılı bir durum olursa İsrail askerleri bu durumu bahane ederek nüfus cüzdanlarına ve pasaportlarına el koyup onları gözaltına alıyor. 5 çocuk annesi Hatice Huvays de Kudüs’ün gönüllü muhafızları, murabıtlardan biri. Kudüs’ün doğusunda yer alan ve Mescid-i Aksa’ya bakan Tur beldesinde yaşıyor. Sabah saatlerinden öğlen vaktine kadar murabıtlık yaparken öğleden sonra çocuklarını yetiştirmek, Kur’an ve dini ilimleri öğretmek işi için evine dönüyor. Gözaltına alınma, tutuklanma, men edilme gibi pek çok engellemeyle karşılaştığı halde diğer tüm arkadaşları gibi direnişinden vazgeçmiyor.

Emine Dolmacı, “Müslüman coğrafyasında kadın direnişçiler: Her hareket bir kıvılcımla başlar”, Bilimevi Kadın dergisi, Temmuz-Ağustos-Eylül 2017, sayı 2.



Kaynak: www.dunyabizim.com

http://enpolitik.com/haber/195793/musluman-cografyasinda-kadin-direnisciler.html

Sizin Yorumunuz:

*
*