Ülkemizde “eğitim sorunları”, YÖK ve müzik/sanat’ın durumu!..

Enpolitik köşe yazarı, İletişim Dr., Folklor/Müzik Araştırmacısı, İTÜ T.M.D.Konservatuarı Sanatçı Öğretim Üyesi Dr. Göktan AY ile “eğitim sorununu ve müzik/sanat’ın durumunu” üzerine ​konuştuk?
Eklenme Tarihi: 09.07.2018 14:17:00 - Güncellenme Tarihi: 09.07.2018 14:16:36

Enpolitik köşe yazarı, İletişim Dr., Folklor/Müzik  Araştırmacısı, İTÜ T.M.D.Konservatuarı Sanatçı Öğretim Üyesi Dr. Göktan AY ile “eğitim sorununu ve müzik/sanat’ın durumunu” üzerine konuştuk?

Röportajımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Enpolitik: 7100 Sy. yasa görüşmelerinde çok aktif oldunuz ve bir çok yazı yazdınız, hatta Cumhurbaşkanı’na ve MV’ne dosya gönderdiniz...Neden yasa eksik ve beklenen gibi çıkmadı?

AY: İnanın ki, Cumhurbaşkanımızın söylediği/istediği ile taban tabana zıt ve tenakuzlarla dolu  bir kanun nasıl çıktı?, hadi çıktı CB nasıl imzaladı hala inanamıyoruz… Kanunla ilgili düşüncelerim sitenizde köşemden okunabilir. Bakınız, kanunlar; insanları/çalışanları mutlu etmek için çıkarılır. Bir kanun; “boşu boşuna, sorun yokken, hadi biraz değiştirelim” diye çıkarılmaz…

Biz, Türkiye çapında örgütlendik, kimseye/kurumlara karşı çıkmadık. İstedik ki, bu kanun doğru çıksın ve Cumhurbaşkanımızın, sorun yaratan/yığılan  “Y.Doç.lik kalksın” isteği olsun. Çünkü, tespit yapılmış; soruları çalmayan/yanlış yollara sapmayan/etik  olan/üreten/alanlarında yeterli yabancı dil bilgisi olan 35.000 Y.Doç. yabancı dil mağduru olmuş…

Çözüm yada beklenti şuydu; Y.Doç.lerin, bir defaya mahsus olmak üzere, yabancı dilden muaf tutulmaları, dosyalarına göre 8 yılı dolduranların Doç., 15 yılı dolduranların Prof. unvanına yükseltilmesi. Burada bedava unvan isteği var mı? Hayır? Üretmeyeni, boş durmuş olanı yükseltme, kalsın Dr.Öğr.Üyesi!…

En çok üzüldüğümüz, bazı Prof.’ların, bu düzenlemeye karşı çıkmış olması ve “Cumhurbaşkanımızı etkilediklerini ve vazgeçirdiklerini söylemesi” oldu. Ki, bu kişiler hakkında çok söylentiler vardı…Bu sorun, acilen yeniden değerlendirilip, düzeltilmeli Çünkü, çalınan sorularla unvan alanlar, şu anda Prof. olmaya başladılar. En büyük tehlike budur…Sonuçta, tenakuzlarla çıkan kanun, sözlü sınavı geçemeyen 1000 akademisyene yaradı, Y.Doç.lerin  hiçbir sorunu çözmedi.


Eyüp Musıki Vakfı Konseri, 22.İstanbul Türk Müziği Festivali konserinden…Gülşah Çubukçu Sönmez (İTÜ TMDK), Elif Bestehen Görmüş (Solist),Sevinç Erdoğan Karatepe (Koro şefi),

Berrin Şener (TRT sanatçısı), Seçil Süslü (Müzik programcısı, sunucu), Melihat Gülses (TRT sanatçısı), Nihat İncekara (Vakıf Başkanı), Göktan AY, F.Özden AY (Şişli Bel.Meclis Üyesi), Remzi Aydın (Belediye Başkanı),Eski İlçe Başkanı, Davut Akgül (Eyüp Bel.Kültür Müdürü), Necip Gülses (TRT sanatçısı),Cengizhan Sönmez (TRT sanatçısı),Sıtkı Sahil (Bestekar,koro şefi),Yılmaz Pamukçu (Bestekar,müzisyen), Sinem Sevindik (Yöneten, solist)

Enpolitik: Unvanların; sanatı öldürdüğünü, geliştirmediğini söylüyorsunuz? Açar mısınız?

AY: Konservatuarımızı kuran sanatçı hocalarımızın hiçbirinin akademik unvanı yoktu. Ama, çok değerli isimler yetiştirdiler, çünkü kendileri doluydular. Onlar, büyük bir heyecanla; gençlerin yetişmesi için hedef koymuşlardı…Şimdi neden yetişmiyor? diye sorarsanız, cevabı gayet açık; herkes para kazanmak için konser peşinde!.. Unvan alan, kaşesini artırmak derdinde..Eline çok iyi öğrenci düşse de, umurunda değil!..Kadroya geçmek için uğraşan,bir de unvan alınca bağımsızlaşan/özgürleşen, kişilerle selamı-sabahı kesen ve derslere de girmeyen, akademisyen/sanatçıdan, kuruma/alana bir fayda gelmiyor.

Konservatuarlarda ilk kırılma;1983’de çıkan, 2809 Sy.kan. geçici 10.mad.2.fık. göre verilen unvanlarla oldu. Yüksek okul mezunu olanlar, birdenbire Doç.,Prof. oldular, arkadaşlarından ayrı düştüler. Oysa, o zamana kadar, aralarında sadece “sanat, yorum, kalite”  konuşulurdu…YÖK, bu geçişi doğru yapamadı. Yüksekokul mezunlarına bu hakkı verirken, ortaokul ve lise mezunu değerli sanatçı öğretmenlere de Fahri Prof. unvanı verebilirdi ki; bu çok şık olur, ayrılığa sebep olmazdı…  Ayrıca, -özellikle Türk müziği mensuplarına- birçok sanatçıya eksik unvan verdi ve yıllardır düzeltmedi. “Devlette devam esastır”, ama YÖK’te değil!...

Mesela; yabancı dil konusu, zaten her akademisyenin yeteri kadar yabancı dil bilgisi var. Yurt dışı konserlerinde derdinizi anlatabiliyorlar. Yurt dışı kongrelerde bildirinizi sunabiliyorlar. Zaten, hazır kağıttan okunuyor, metni başkası hazırlasa da sorun yok!.. Ben; yabancı dilde keman/bağlama v.b. çalan bir sanatçı görmedim!.. Solist ise; zaten kendi dilinde şarkı/türkü okuyor. Bizden yurt dışına giden bir sanatçının, yabancı dilde eser okuduğu görülmemiş, ki istense zor değil…Demek ki YÖK sisteminin, sanat kurumlarına, diğer fakülteler gibi yabancı dil dayatması yanlış…YÖK,sanat alanına pozitif ayrımcılık getirmeliydi, ama yapmadı.  “Yabancı dil geldi, sanat gitti” sözü artık gerçek oldu!..Maalesef!..

Unvan konusu; hep söylüyorum. Akademisyen; önüne Doç., ve Prof. olmak için gerekli YÖK kriterlerini alıyor,onları sağlamaktan başka bir şey yapmıyor, içine kapanıyor, kimseye/arkadaşlarına haber/bilgi  vermiyor. Çünkü, önce “kendisinin unvan alması” gerek!..Her unvan alan, arkadaşlarından biraz daha uzaklaşıyor, ulaşılamaz oluyor!..Hele, idareci olmuşsa, tahakküm, yukardan bakmalar, mobbingler başlıyor… Oysa, kişi; YÖK kriterlerini yapıp unvan alsa da, kurum içinde herkes birbirini biliyor...Bu da dedikodu ve güvensizlik yaratıyor. O nedenle, çeşitli yollarla alınan “yabancı dil belgesi” ve hangi çalışma karşılığında verildiği bilinmeyen “unvanlar” sanat alanına darbe vuruyor… Ve, keşke MEB /Kültür Bakanlığı’na bağlı kalınsaymış diyorum. 45 Konservatuar, 25 Müzik Eğitimi ABD/Resim Eğitimi ABD ve 80 GSF var…Bu az bir sayı değil…

Ortada ne var, ne çözüldü? derseniz, bilmiyorum!...


Festivalimizin en önemli sponsoru Beykent Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Emin Karahan..

Enpolitik: Bir taraftan sanatçıların sorunlarını dile getiriyorsunuz? Bu sanatçılar kimler?

AY: Elbette, popüler isimler değil…Buradan kasıt; TRT Kurumunda çalışan değerli ses ve saz sanatçıları gibi, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde çalışan ses ve saz sanatçıları var. TRT; 5-6 yıl önce sanatçılarını sözleşmeden çıkarıp kadroların atadı ve iyi oldu. Ama, Bakanlık sanatçılarının sorunları hala bitmedi. TİP Sözleşmeli çalışan (2500) sanatçıların; “kadroya geçirilerek, aldıkları/hak ettikleri ikramiyelerin maaşa katılması ve gösterge rakamlarının 3600’den 6400’e yükseltilmesi” konusu  yılan hikayesine döndü. Aynı durumda olan; “Üniversiteler Devlet Konservatuarlarında Sanatçı Öğretim Üyesi/Elemanı (400) olarak” çalışanlarda var. Sn. Kültür Bakanı, seçimde sürekli gezdi dolaştı, Başbakan Yardımcısı gibi güncel siyasi olaylara değindi, ama ağzından bu konuda bir açıklama çıkmadı. Oysa her bakan, çalışanlarına müjdeler verdi… Demek ki söylenenler doğruydu, Başbakan Yard.’dan Bakanlığa kaydırıldığı için kırgındı, o yüzden fazla ilgilenmemişti!.. Ama, şimdi oldu mu? Memnun değilse, istifa edip bırakırdı olur biterdi? İşte, olması gerekenin olmaması sonucu; maalesef sorunların sürmesini, çalışanların mutsuzluğunu beraberinde getiriyor…

Enpolitik: Yazılarınızda makamlara gelenlerin/atananların hemen değiştiğini, geleceklerini unuttuğunu belirtiyorsunuz. Açar mısınız?

AY: Maalesef, bu genel bir yapı..Osmanlıdan günümüze gelmiş, yanlış bir gelenek…Göreve gelen, hemen yanındakileri savuşturuyor..Göreve gelen, intikam duygularını kapılıyor, her şeyi ben biliyorum diyor, birilerini ötekileştiriyor, yağcıların etkisinde kalıyor…Bakın, son seçimde AK Parti’nin oy kaybetmesinde en önemli sorunun, “MV ve İl/İlçe Başkanlarının/Yönetim Kurulu Üyeleri’nin, ücretsiz, inandıkları için koşturan insanlara olan tahakkümü” olduğu dile getiriliyor. Zaten siyasi partilerde, bazı isimler görev alıyor, hepsi başkan oluyor. Bir siyasi partiye uğrayın, her yerde başkana çarpıyorsunuz. Her yerde, dağları ben yarattım, ben en iyiyim ki beni atadılar v.b.” anlayış hakim. Oysa “üsttün bir tercihi” sadece. Üst, başarılı olmak istiyorsa; “etik, sağlam, çalışan, mert, dürüst, kibirsiz, geldiği yeri unutmayan” kişilerden kadrosunu oluşturur. Yoksa, kendi bilir. Her görevin süresi var ve bitince; “hükmettiğin/soruşturma açtığın, mobbing yaptığın arkadaşlarının arasına dönülecek”, tabii dönmeye yüz olursa!...

Ama, yapılan her hata, kurumların saygınlığını ortadan kaldırıyor.

İki örneği kendimden vereyim;

1/ 1980’li yıllarda TMDK’dan  mezun olmuş, kadroya geçmek için uğraş veriyoruz. Bizi sınavla Arş.Gör. olarak aldılar (8 kişi), ama, “adımız var maaşımız yok.” Kültür Bakanlığı’na bağlı olduğumuz için, bize; “Kültür Bakanlığı bünyesinde Arş.Gör. yok, öğretmen olarak istesinler, atamanızı yapalım” diyorlar, ama okula geliyoruz, “hayır bu hakkı alacağız” diyorlar. Üç yılımız böyle yendi maalesef. Nihayet 1982’de İTÜ’ye bağlandık. Bir gün rektörle (rahmetli Prof.Dr. K.Kafalı) bir yerde karşılaşınca konu açıldı ve durumumuzu anlattım. Ertesi gün hocam F.Değerli (Müd.Yard.) ile  konuşuyoruz, bana; “kadronun zor olduğunu söylüyor, yığıyor da yığıyordu.” Hiç unutmam, iki-üç  gün sonra, bizlerin “okutman” kadrosuna atanmamız için rektörlük yazısı geldi. Rektör’ün; “bunlar sağır mı, dilsiz mi, beceriksiz mi, yeteneksiz mi? Neden kadroya  almadınız bugüne kadar” sözlerini hiç unutamıyoruz. Bizim hocalarımız değil, alan dışı bir rektör haklarımızı vermişti!... Sonra, 1983’te sanatçıların unvan alınarak üniversiteye geçişin sağlanması yönetmeliği yayımlandı. Bizim yönetim; arkadaşlarımıza “sizi ilgilendirmiyor” diyerek, yine engelledi. Diyeceğim, yönetime geçince insanlar “ketum” oluyor, sanki ceplerinden veriyorlar ve gereksiz kıskançlığa başlıyorlar.

• 2/Bana ve arkadaşlara mobbing uygulamada önde giden 2002-2007 arası görev yapan müdür; şahsımı yarışmalara jüri olarak  isteyen Bakanlık yazılarına, şöyle cevap veriyordu; “Siz isim yazmayın, biz görevlendirelim.” Komik değil mi? Bakanlık’ta bana soruyor; bu kişi yönetmelikleri, yetkileri bilmiyor mu? Nasıl böyle bir cevap veriyor? “yorum yok” diyorum!..Bakanlıktan tekrar yazı geliyor ve ben gidiyorum. Aynı müdür, Yalova Belediye Konservatuarı’nı kurmaya  “ismen istendiğim için!” izin vermedi, benimle gereksiz  yazışmalara girişti. (Maalesef Yön.Kurl. arkadaşlarda ses çıkarmadı ve uyarmadılar) Ben kendi paramla hafta sonları giderek, e-maillerle yönetmelik taslaklarını göndererek kuruluşunu yaptım. Manen kazandım ama, resmi izinli olmadığım için, karşı taraf bana bir kuruş ödeyemedi. Kurumumuzun  karşı taraftaki güvenirliğini tahmin edebiliyor musunuz? Gel de bu kişiye/kişilere  kul hakkını helal et!...Mümkün mü?!.. Kısaca; “Kinci biri değilim. Sadece canımı acıtan insanların, hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam etmesini istemiyorum.” 


Festival ana gruplarımızdan Bakırköy Musıki Konservatuarı Vakfı Topluluğu….

Enpolitik: Yazılarınızda sorunları, sonra da olması gerekenleri yazıyorsunuz..Kurumlardan dönüşler var mı?

AY: Doğru bir tespit yapmışsınız. Sorunları sadece ortaya koymak doğru değil, çözümleri de sunuyoruz. Yazılarım akademisyen/sanatçı camiasının sesi oldu. Çok paylaşım/okuma var. Zaten, yazılarımda kimlerden/kurumlardan bahsediyorsam, gözden kaçmasın diye mutlaka onlara da gönderiyorum Çok açığım yani..Kırıcı/alaycı/alçaltıcı v.b. bir üslup kullanmıyorum.

Okunuyor, ama; kimse üstüne alınmıyor, ki değişim olmuyor…Mesela, vizyon-misyon meselesi, hala bir çok kurumda yanlış. Dizi yaptım, müzik kurumları yönetici arkadaşlarım küstüler bana...Ya arkadaş; yanlıştan dönsene, daha ne istiyorsun, bir arkadaşın uyarmış!..Yok, olmuyor..

Yine Cumhurbaşkanlığı sitesinde Atatürk’e özel sayfasında müzik kısmında yanlışlar var, yazdım değişmedi, altı ay sonra yazdım, yine değişmedi? Anlamıyorum, yanlışta ısrar, kurumların saygınlığına gölge düşürmüyor mu? Ben, çalışan her kişinin; sadece kendini düşünmeyip, kurumunun geleceğini şekillendirecek tutum/davranış/üretim içinde olmalarını bekliyorum. Çünkü, ben, öyle çalışıyorum.



2018 Müzikte;Stratejik Yaklaşımlar Uluslar arası Sempozyumu Akademisyenleri…

Enpolitik: Basında kültür/sanat’ın yeteri kadar yer almadığını vurguluyorsunuz? Örnekler misiniz?

AY:  Kültür/sanat/eğitim, herkesin olduğu kadar AK Parti’nin de başarısız olduğu üç alan...Bunu Cumhurbaşkanımızda çok kez dile getirdi. Ulusal basına ve TV’lere baktığımızda; kültür/sanat sayfalarının/programlarının yok denecek kadar az olduğunu görüyorsunuz.. Mesela, 6 sayfa spora yer ayıran bir günlük gazete, bir sayfa bile sanata/kültüre yer ayırmıyor…Ülkede çıkarılan bir çok kültür/sanat dergisi var, ama onlarda  okunma oranı nedeniyle fazla yaşayamıyorlar. Çünkü, reklam alamıyorlar...Birde, sanatı magazin-paparazzi olarak alan basınımız/TV’miz var…Saatlerce; kim kimle ne yaptı, ne dedi, kaçamaklar, frikikler, tatil yerlerini sallayan güzeller,davalar, hakaretler,mahkemeler  v.b. İnanın ki, bu toplumu dejenere ediyor. Popüler kültür insanları gündemi meşgul ediyor, aile yapılarına, günlük sohbetlerde, o muhafazakar kadın-erkeklerin arasına giriyor. Gençler, okulda gördüklerinin, ekranlarla uyuşmadığını görüyor. TRT Müzik dışında, sürekli bir müzik/sanat programı  yapan kanal yok!..

Köşe yazarlarımız, maşallah, ülkeyi yönetiyorlar…Hep oturdukları yerden ahkam kesip/yazıyorlar. Bir tanesini konserde/tiyatroda/sergide/şiir dinletisinde görmek mümkün değil!..Oysa, her gün köşeleri var…Ama, hep aynı çevrede ve aynı kişilerle oturdukları için kısır döngüden kurtulamıyorlar. Tıpkı; popüler isimlerin, kendi aralarında ev ev gezip, büyük aşklar yaşadıkları gibi!.. Ayrıca, muhafazakar basınız deyip; her gün kadın resimleri/objeleri kullanmayı/paylaşmayı da doğru bulmuyorum.

Enpolitik: Ülkemizin bu konudaki sorunu nedir?

AY: Her işin başı eğitim deyip; eğitimi sürekli değiştirmek, eğitimle dalga geçmek, eğitimli insanları ötekileştirmek v.b. doğru olmasa gerek…Son yıllarda; ülkemizdeki eğitim gündemini  politikacılar belirliyor. Ama, biz politikacıları; okullarda,salonlarda,etkinliklerde görmezsek, onlar çözüm olabilir mi? Olamaz ve olmuyor da!...Çünkü, halkın arasına girip, velilerin görüşlerini duymuyorlar. Konser verenlerin/dinleyenlerin heyecanını paylaşmıyorlar? Gerçek sanatçıları bırakıp, kendi felsefelerine/yaşantılarına uymayan popüler isimlerin peşine düşüyorlar…Tıpkı, AK Parti İstanbul 2.Bölge’de ilk 6’ya konan MV’nin; eski ve  4 yıl boyunca ilçelere uğramadığı için, tabanda tepki aldığı gibi…

Varsa yoksa, siyasetçileri ve kameraları takip etmek doğru değil…Herkes, makam peşinde; “başkanların yanında görünürsem belki bana da görev düşer, paylaşmaya katılırım” düşüncesi ile yürünür mü? Bu anlayışla eğitim/kültür/sanat gelişebilir mi?

Bana göre, devlet büyükleri ve protokol; yemeklerinde, toplantılarında ağırlayacakları isimleri çok iyi seçmeli, örnek olanları çağırmalı, popüler davranmamalı…Geçtiğimiz ramazanda, Cumhurbaşkanı, Başbakan,İBB Başkanı sanatçılara iftar verdi, maalesef aynı isimler… Cumhurbaşkanı ve AK Parti; artık bu kabuğu ve anlayışı yıkmalı diye düşünüyorum.


Konferans dizilerimden..M.A.Ersoy Üniversitesi…(2017)

Enpolitik: Başarınızın sırrı ne?

AY: Başarılı mıyım, bilmiyorum!. Çünkü, yazdığım o kadar konunun “uygulamasını” göremiyorum. Yaptıkların/yazdıklarım; kesinlikle şahsi bir şey değil, tamamiyle toplumsal ve kurumsal…

Günlük olarak yaptığım/aksatmadığım işler var. Mesela sabah 6.00-6.30 da uyanmam gibi.(Yaz-kış) Başta Resmi Gazete olmak üzere, 15 Gazete, 8 siteyi, hem güncel olaylara bakış, hem de kültür/sanat yazıları var mı diye  inceliyorum. İlgi yazıları mutlaka okuyor, değerlendiriyorum. Güncel takip ettiğim, 15 gazetede yazan 20 yazar var. Bu yazılarda konu edilen bir fikir, sohbetlerde dile getirilen bir konu, bende ateşleme yapıyor ve kendi yazımı oluşturmamı sağlıyor. “Türkçe’yi güzel kullanmayan, argoya yer veren, birileriyle alay eden, hedef gösteren, hep siyasi taraf olan” yazarları okumuyorum. Alıntı yapmayı seviyorum, ama büyük yazarlar basındaki arkadaşlarından  alıntı yapıp öne çıkarmıyorlarmış. Demek ki, biz daha küçüğüz!, hala parasız yazıyoruz…

Akademisyenlerin/sanatçıların sesi durumundayım. Çok fazla bilgi akışı geliyor, ama hepsini yazamıyorum…Merak ediyorum, köşe yazarlarına sadece siyasi bilgiler mi geliyor? Toplumda dile getirilecek o kadar çok sorun var ki!...Eğitim çok bileşenleri olan bir alan…Nereye dokunsan sorun yumağı, ama hükümeti eleştirmemek için yazmıyor, dile getirmiyorlar..Yani, çok taraf olunmuş vaziyette..Oysa;eğitim/sanat/kültür hepimiz/çocuklarımız/gençlerimiz için var…Global düşünmek lazım.

Çok konuşmayı sevmiyorum. Toplantılarda; konuşmacıları dinleyip, sonra konuşmayı tercih ediyorum. Paylaşmayı, bilmediğim konuyu sormayı, yazacağım konuları birkaç taraftan araştırmayı seviyorum.

Bana fikir verecek, çalışmalarımıza ivme kazandıracak kişilerle çalışmayı seviyorum. Müzdak’ta, çok değerli, mesleği farklı ama Türk müziği  sevdalısı Müzik Dernek/Vakıf Başkanlarıyla birlikte festivale imza atıyoruz.

Kısaca; “Çalışmak…çalışmak…güvenmek…güvenmek..okumak…okumak…paylaşmak…paylaşmak…” derim. Kurum içinde çalışanların fark ettirilmesini isterim. Ama, nerde!...

Son söz: Eğitimde çözüm; başarısı dünyada kabul edilmiş Fin Eğitim Sistemi’ne geçmektir. Boşuna zaman kaybediyoruz

Enpolitik: Teşekkür ederiz.

http://enpolitik.com/haber/196882/ulkemizde-egitim-sorunlari-yok-ve-muziksanatin-durumu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

recep uslu
13.07.2018 12:43
Sayın Göktan Ay'ın söylediklerine katılmamak mümkün değil, dile getirilen bazı konular tartışılabilirse de söylediklerinin çoğu gerçekçi