Cumhurbaşkanlığı atamaları ışığında; İletişim sanatı, TRT, sanatçıların ve Y.Doçentlerin durumu

İletişim alanında doktora yapmış, Müzdak Başkanı ve enpolitik.com internet gazetesi köşe yazarı, İTÜ TMD Konservatuarı Sanatçı Öğretim Üyesi Dr. Göktan Ay ile “İletişim sanatı, TRT, Sanatçıların ve Y. Doç.lerin durumunu” konuştuk.
Eklenme Tarihi: 28.07.2018 09:30:00 - Güncellenme Tarihi: 31.07.2018 12:34:16


Müzdak Başkanı, İletişim Dr. ve Enpolitik köşe yazarı, İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı (İTÜ TMDK) Sanatçı Öğretim Üyesi  Dr. Göktan Ay ile “İletişim sanatı, TRT, Sanatçıların ve Y. Doç.lerin  durumunu” konuştuk.

Enpolitik: Cumhurbaşkanlığı bünyesinde (CB) “İletişim Başkanlığı” kurulmasını nasıl karşılıyorsunuz?

AY: Bence her kurumun iletişimi iyi kullanması gerek. Mesela alanımız olan müzik konusunda yıllardır söylüyor/yazıyorum; İstanbul’da, Kültür ve Turizm Bakanlığı toplulukları/orkestraları/korolarını içine alan ve hepsinin iletişimini sağlayacak bir iletişim bürosu neden kurulamaz? Neden, her koro/topluluk kendi imkanları ile iletişimi sağlamaya çalışır? Neden AKM Müdürlüğü içinde böyle bir birim oluşturulamaz? Bir engel mi var? Veya ellerini tutan mı var? İletişim sanattır, herkesin yapabileceği bir iş değildir. Bir kurumun web tasarımı bile çok önemlidir ve kurumun tanıtım yüzüdür, ki,  bir çok kurum maalesef bu alanda sınıfta kalmaktadır.

Şimdi CB, yeni bir sistem kurarak başarılı olmak istemektedir. Bu konuda en büyük görev; kişilerle/kurumlarla yapılacak iletişime düşmektedir. Kamuoyunu doğru bilgilendirmede, yapılanları  açıklamada v.b. önemli görevleri olacaktır. CB İletişim Başkanlığı’na Prof. Dr. Sn. Fahrettin Altun atanmıştır, siyasi yazılarından başka bir tanışıklığım olmadı. İletişim konularında alan insanı olup, donanımlıdır. Sağlam bir ekiple başarılı olacağına inanıyorum.

Enpolitik: TRT’nin CB’nin bir birimi olmasını nasıl karşılıyorsunuz?

AY: Bana göre TRT ömrünü tamamladı. Çok şişti ve devasa bir kurum haline geldi. Haberlerde bile ilk bire giremedi, oysa çok iyi bir kadrosu var. Kendi programcılarını/yapımcılarını dışlayıp, dışarıdan firmalarla iş yapması yanlıştı. Şimdi çok sayıda kadronun emeklilik yolu ile azaltılması gündemde. Yine devlet fark veriyor ve emekliliği özendiriyor. Bu kamu zararı değil mi? Zaten yıllarca yatmışlar, iş yapmamışlar, bankamatik çalışmışlar. Ve, devlet bir kez daha yanlış yapanı ödüllendirmiş oluyor. Bu; etikliği, liyakatı gölgeliyor... Ve her genel müdür kendinin çok başarılı olduğunu söyleyerek ayrıldı/görevden alındı. TRT Genel Müdür seçimi de oyun gibiydi ve gereksizdi… Ben de zamanında RTÜK üyeliği için başvurdum, alanlar ayrıldığı halde bizim alanımıza ilgisiz biri atanınca bıraktım peşini. Bir ara  Genel Müdürlüğe başvurdum, orada da; “gereksiz başvuru alma, RTÜK tarafından sayının üçe düşürülmesi ve sonunda CB’nin istediği ismin atanması” oluyordu. Bunları o zamanda yazmıştım.  Türkiye bu gibi oyunlarla zaman kaybetmemeli. CB, madem ki en sonunda istediğini atayacak, bırakın atasın...

TRT için halktan alınan vergilerinde artık kaldırılması, kendi ayaklarının üstünde durması sağlanmalı. Bu da çok zor değil! Şimdi, yeni bir yapı kurulacak ve iletişim alanında kullanılacak gibi. Ama, bence en doğrusu, sağlam/az bir kadroya düşürülüp satılmasıdır. Bir iletişim Dr. olarak,  bu saatten sonra CB’nin, TV’ye ihtiyacı olacağını zannetmiyorum.

Enpolitik: Rektörlerin atama sistemi değişti? 3 yıl Prof. olan rektör olabilecek bunun için ne diyorsunuz?

AY: Seçim sistemi; üniversite içinde kutuplaşmalara, kadro/görev  karşılığı oy almaya yol açtı. Hatta, siyasi fikirlerde ağırlık kazandı. Seçimden iyi sonuç alınamadı. Sonra YÖK’e başvuru ve 3 kişinin CB’ye arzı oluştu. Bu bana göre YÖK’e bir yük, tıpkı dekan atamaları gibi. Rektör, dekan atamaları için YÖK’ten neden izin ister? Neden çalışacaklarını  kendisi seçemez? 210’a ulaşan üniversite ile uğraşmak varken, YÖK’ün, bu tür işlerle uğraşması bana göre yanlış, ama göreve gelen üst makamlar ellerinde ne kadar güç varsa olsun istiyorlar. Hiçbiri de rahatsız olmuyor. CB’ye; “efendim bu atamaları üzerimizden alın” demiyorlar. Gereksiz formaliteler.

Şimdi, önce Prof. olma ve 3 yıl şartı kaldırıldı (ve bu arada 3 yılı doldurmayan ama istenen  bir kişinin Cerrahpaşa İstanbul  Ün.rektör olarak  atandığı duyuldu), iki gün sonra KHK ile; 3 yıl ve Prof. şartı geri geldi. Eğer, Prof.; 3 yıl da başka bir görev yapmamışsa, yönetim kurullarında/projelerde  bulunmamışsa, işleri nasıl öğrenecek? Nasıl başarılı olacak? Rektörlük bu kadar kolay mı? Bu şartlara ek getirilip; ulusal/uluslar arası çalışmalarda, projelerde, idari görevlerde bulunmuş v.b. olmak denebilirdi. Burada da CB; üzerine yük ve sorumluluk almış durumda. Artık başvuruya da gerek kalmıyor ve  CB, istediği ismi atayabiliyor ki doğrusu da budur.

Yeni dönemde; rektörün çalışacağı Dekanları  seçmesine karışılmamalı, göstermelik başvurulara ve mülakatlara son verilmeli, rektörün görev süresi bittiğinde atadıklarının da görevi sonlanmalıdır. Biri 4 yıl, diğeri 3 yıl ile sağlıklı görev sağlanamamaktadır.

Enpolitik: Bürokrasi konusunda yazılar yazıyor, sanatçılarla ilgili yetkililere yazılar yazıyorsunuz... Sonuç alabildiniz mi?

AY: Maalesef, her makam kafasını kuma sokmuş vaziyette. İnşallah yeni Kültür ve Turizm Bakanımız bu sorunu halleder. Sorunun çözümü  o kadar basit ki! Bir kez daha anlatayım: Üniversiteler Devlet Konservatuarları/DTMK/TMDK’larda 400’e yakın TİP sözleşmeli sanatçı çalışmaktadır.  Ancak, teşvik ikramiyesinde imzadaki mevcut  kırtasiye yüzünden süre uzamakta ve sanatçılar her yıl, beş ay sonra teşviklerini alabilmekte ve mağdur olmaktadır. İmzalar; Konservatuvar,Rektör,YÖK, MEB Yüksek öğretim Genel Müdürü, Milli Eğitim Bakanı, Başbakanlık, MEB ve konservatuvarlara fax la ödeme emri, 7 makam  imzası vardır… Ayrıca, teşvik  ikramiyeleri, bazı yöneticiler tarafından, sanatçılar üzerinde demoklesin kılıcı gibi kullanılmakta, teşvik ikramiyeleri bir çok hallerde ödenmemekte, şahsi duygularla verilmemekte ve mahkemelere gidilmektedir. Bu da sanat kurumları içinde olumsuz çağrışımlara yol açmaktadır.

Çözüm;

1/ Sanatçı öğretim elemanları TİP sözleşmesindeki, “teşvik ikramiyesi Başbakan’ın onayıyla” cümlesi  yerine “teşvik ikramiyesi ilgili rektör/defterdar onayıyla” cümlesi yazılacak..Yıllardır olmadı, gerçekleşmedi. Şimdi Başbakanlık kalktı, diyoruz ki, sanatçıların özlük hakkı olan bir imza için CB meşgul edilmemeli, bir an önce yönetmelik değiştirilmeli.

2/ TİP Sözleşmesi değiştirilmeli. Teşvik dahil ikramiyeler maaşa katılmalı ve ek gösterge 6400 yapılmalı. O zaman, emeklilikte biraz daha yüksek maaş alınacak, emeklilik cazip hale gelecek, kadroların gençleşmesi sağlanacaktır. Sanatçılar, yıllardır bu kanunu beklemektedir. 

Bakalım hangisi  olacak? Ya da hiç biri mi olmayacak mı?

Enpolitik: Cumhurbaşkanı, yine “tevazudan” bahsetti ve “makamda/görevde olanlar ilaniyet bu görevde kalacağız diye hareket etmesinler” dedi? Ne dersiniz?

AY: Ülkemizde -yanlış olarak- gelenekselleşmiş bir uygulamadan, CB dedi diye kimse vazgeç(e)mez. Çünkü; olgun olmak/ makama uygun davranmak/makama güç vermek;“karakter, yetişme, görgü” meselesidir. CB’de biliyor ki; çok zordur insan seçmek. Mesela bir kişinin Prof.  olması, onun başarılı idareci olacağını göstermez ve incelemeden  atarsanız, o görevde başarısız olur. TV’de yıllarca AK Parti lehine konuşan kişilerin çoğu, CB’den görev bekliyorlar. Önceki dönemlerde kaç bakan/genel müdür/milletvekili geldi geçti, isimleri  hatırlanıyor mu? İsimleri önde olan, dağları ben yarattım/ben olmasam Recep Tayyip Erdoğan başarılı olamazdı diyen/ben onun beyninin yarısıyım diye övünen/ben olmasam parti olmaz diyen v.b. bir çok kişi şimdi çok uzaklardalar. Makamlar; hem güzel/onurlu, hem tehlikelidir. Eskiler derdi ki; “bir insan önceden görmeli, sonradan görürse yanlış işler yapar.”  Bir il/ilçe parti örgütünde birim başkanı olunuyor, havalarından geçilmiyor. Birde bunları Milletekili, Bakan olarak düşünebiliyor musunuz? O nedenle göreve atanacak kişilerin; kişilikleri, zaafları, eski görevlerindeki faaliyetleri, ilişkileri, yaptıkları, projeleri, idari görevlerindeki tutumları vb. mutlaka dikkate alınmalıdır.  http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2094/ey-makam-sahibi-sorumlu-saygili-birlestirici-paylasimci-erdemli-ol.html

Üzülerek söylemeliyiz ki, bu güzel ülkemiz; günümüze kadar başarılı insanı ödüllendirmedi, başarısız olanı cezalandırmadı... Bizde İTÜ ve TMDK içinde ve  diğer üniversitelerdeki  bir çok olaya şahit olduk/oluyoruz/duyuyoruz. Yine kendimden yaşanmış bir örnek vermek isterim: Rektör, (2007) eski müdürden çok şikayetler alınca, süresi dolmadan görevden aldı ve İTÜ Mimarlık Fak.’den –müzikle de uğraşan- bir Prof.(L.B.) atadı. Eski müdür (C.E.Ö), yanına birkaç Prof. alarak (C.A., Ş.B.); “sakın görev almayın, ben başarılıydım neden alındım, bizde Prof.  varken neden dışarıdan atandı, görev alanlar kuruma hıyanet etmiş olurlar v.b.” baskı oluşturmaya başladılar. Neyse kadrolar oluşturuldu ve yönetim kuruluna en fazla oy alarak seçildim. İlk önceleri yeni müdür, bana karşı mesafeli duruyordu, ama sonra görüşlerime  önem vermeye başladı ve beni tanıdı, Projeler Danışmanı olarak ta görevlendirdi. Meğerse eski müdür, görevi teslim ederken demiş ki; bu okulda bir tehlikeli adam var, oda G.AY, sakın yanına alma, ona SEM gibi işler ver oyalansın, yanına şunları (….) al  demiş. Ama, bana verilen yetkiyle; müdür yardımcısı arkadaşlarımla, o güne kadar yapılmamış bir şekilde, bir ay süren, içinde uluslar arası sempozyumun ve konserlerin/sergilerin olduğu bir program yaptım. Bildiri kitabını İBB Kültür A.Ş. bastı. Kim kazandı? Elbette Konservatuarımız…Nerde kaldı benim tehlikeliliğim!... Hey hat!... Görüyorsunuz değil mi akademik  anlayışı!, kendisine “biat etmediniz mi” (yanlış yapanın nasıl yanında olunur ki?), sizi engelleme, size “mobbing uygulama” kırıla gidiyor. Ve burası güzide bir üniversite!..  (İlk öğrenci ve ilk mezunlardan birisi olarak, İTÜ TMDK’nın 45. Yılında “Belgelerle Konservatuarda Yaşadıklarım” adlı eserim yayınlanacaktır.)

Üniversiteleri, ülkenin “en üst eğitim kurumu” olarak gördüm ve; “etik olmayan”, “liyakatsız” “psikolojik sorunları olan”, “sosyalleşmeden nasibini almamış”  kişilerin, görev almamasını isterim.

Enpolitik: Y. Doç.lar için çıkarılan, ama kimsenin memnun kalmadığı 7100 sy. yasanın düzeltilmesini talep ediyorsunuz? Başarı imkanı var mı?

AY: Bize gelen bilgilerde; “CB yasanın böyle çıkmasından memnun değilmiş”, o halde şimdi eli de rahatladı, düzeltmek kolay.

Yabancı dil sınavları şunu ortaya koydu;

1/ Sınav; kişinin yabancı dili bildiğini ispat etmiyor.

2/Sınav; kişinin yabancı dili konuştuğunu ispat etmiyor.

3/ Sınav; kişinin yabancı dilde uzman olduğunu, bildirileri kendi yazdığını ispat etmiyor.

Şimdi, can alıcı ve  önemli noktaya gelelim:

1/ Özellikle 2006-2016 arasında, bir takım örgütlerce yabancı dil soruları, çalındı/öğrenildi ve bir çok akademisyene  verildi mi?

Çalındı/öğrenildi/verildi!..

2/ Soruşturma açıldı mı?

Açıldı?

3/ Sonuçlandı mı?

Hayır?

4/Soruları usulsüz şekilde elde edenler suç işledi mi?

İşledi!..

5/Şu anda aramızdalar mı?

Aramızdalar..

6/Doç. ve Prof. oldular mı?

Evet!..

7/Peki, sınavını verdikleri yabancı dili  konuşabiliyorlar mı?

Hayır!..

8/Ne diyorlar?; “Efendim, biz teknik öğrendik, sınava yönelik öğrendik, onun için anlamıyor/konuşamıyoruz!..”

Buraya kadar her şey net ve açık değil mi?

Şimdi ise mevcut 35.000 Y.Doç'a bakalım;

1/ Yanlış yollara sapmamışlar.

2/ Belki sınavı kazanırız diye çalışmışlar.

3/ Etiklikten ödün vermemişler.

4/İdari görevlerde hep önde/sorumluluk almışlar.

5/ Sürekli üretmişler.

6/ Kendi alanlarında yeterli yabancı dil bilgisine sahipler.

Burası da açık ve net değil mi?

Peki,  Sn. CB, ne demişti: “Bu kadro, ilerlemeyi engelliyor, kaldırın bunu artık” Kaldırın demek yerine başka bir unvan verin anlamına gelmiyor. Ancak; yine önlerinin kesileceğini anlayan bazı örgüt ve Prof. unvanı almış kişilerce CB’nı; “Y. Doç.liğin kaldırılmasının yanlış olacağı, yabancı dil bilmeden akademisyen olunamayacağı, onun yerine başka bir unvan getirilmesinin doğru olacağı” konusunda ikna edilerek, yanlışları/tenakuzları olan 7100 sy. yasa çıkarıldı. Bir panelde konuşmacı olan Prof. E. Yıldırım, çay sohbetinde, sizin iş ne oldu? sorusu üzerine; biz CB’nını ikna ettik, vazgeçti o işten” demiş, bizde inanmamıştık. Demek ki, doğruymuş. Bu Prof. lar neden rahatsız oldular, anlayamadık!..Bu yasanın tenakuz içinde olduğu, Y. Doç.lara yaramadığı, sadece, sözlü sınavı veremeyen  1000 akademisyene yaradığı da belli oldu. http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2247/ydocligi-kaldiran-7100-sayili-yasanin-mahzurlari-khk-ile-duzeltilemez-mi.html

 “Yabancı dil bilmeyen akademisyen olur mu?” diyenler, bu defa Dr.Öğr.Üyesi olmak için yapılan 200 kelimelik çeviriyi kaldırdılar. Ne oldu? Dr./Sy. yapanlar kolayca Dr.Öğr.Üyesi kadrosuna atanmaya başladı ve bu kadronun değeri kalmadı.Şimdide, yasaya rağmen yeni bir uygulama başladı. Yasa’da; Dr. Öğr. Üyesi olmak için “yabancı dil çeviriden” vazgeçilmişti (eleştirmiştik), ama, üniversitelerce yeni şartlar getirildi. Örnek KTÜ.; “Doktor Öğretim Üyesi kadrosuna başvuran adayların YDS'den 65 veya eşdeğerliliği kabul edilen bir sınavdan bu puanın eşdeğeri bir puanı almış olmaları gerekmektedir.” Ne olacak şimdi?

O kadar çok ilan var ki, göreceksiniz; Dr.Öğr.Üyesi kadrosu mevcut 34.000’le beraber, bir yıl içinde 50.000’e ulaşacak ve şişecektir ve bu kanunda/unvanda değiştirilmeye mecbur kalınacaktır. O nedenle bir an önce bu kanunun elden geçmesi ve düzeltilmesi şarttır.

Ayrıca, yasa’da; Doç lik için “en az 55 puan” kabul edildiği için, senatolar 65’ten aşağı kabul etmiyor. Hani 55 olmuştu? Tenakuzlar ülkesiyiz vesselam!..   

Oysa, Y.Doç.lar, bir defaya mahsus yabancı dilden muaf tutulup, dosyalarına göre bakılarak; 8 yılı dolduranlar Doç., 15 yılı dolduranlar Prof. olarak atanabilir, böylece yanlış yollardan yabancı dili geçip Prof. olanların önleri kesilirdi.

Sonuçta; “etiklik, liyakat” ve 210 üniversite kazanırdı!

Elbette, hiçbir şey geçmiş değildir. Şimdi Sn.Başkanın eli daha rahattır. Bu konuyu sağlıklı bir şekilde değerlendirip, küstürülen ve yasanın çıktığı tarihte Y.Doç.olanları kazanabilir, unvan haklarını verebilir ve bundan yanlış yollarla unvan alanlar dışında kimse rahatsız olmaz.

Pestalozzi  demiş ki; “Eğitim, insan yapısına ve onun kanunlarına değer vermelidir. Devletler gider, hükümetler yok olur. Fakat insan doğası bakidir. Onun yasaları hiç değişmez.”

Enpolitik:  Özellikle lisans mezun olmayanların, başka bir alanda Dr. yaparak kadrolara geçtiği ve lisans mezunlarının haklarını gasp ettiğini yazıyorsunuz... Açar mısınız?

AY: Üniversite eğitiminde lisans çok önemlidir. Y.L. ve Dr./Sy. ise; “lisansta alınan bilgilerin pekiştirilmesi ve aynı alanda öğretim üyesi olmak isteyenlerin  ihtisaslaşması” demektir. Kısaca lisans eğitimini (4 yılı), YL/Dr./Sy. dersleri ile kapatılamaz! (Ama, kapatılmaya başlandı.)

Örneğin, bir kişi, özel merakları için lisansı dışında, başka bir alanda Y.L./Dr. yapabilir, Dr. olabilir. Bu alanda derste verebilir, ama iş kadroya/Doç./Prof.luğa geldi mi, orda durmak gerekir. Yani kişi ÜDS/YDS’yi geçti diye, kimsenin lisans eğitimi dışında başka bir alanda Dr./Sy. yapanı kadroya almaması gerekir.

Bu etik bir kuraldır. Ama son zamanlarda delinmiş, lisans mezunlarının yoğun eleştirisine uğramıştır. Bu konuyu dile getirmemin sebebi, kişiler değildir; sadece etik olan bu kuralın neden işletilmediği ya da göz yumulduğudur.

Ayrıca, son yıllarda, “isme sipariş” ilanları veriliyor ve basına düştüğü zaman iptal ediliyor. Bu da  etik değildir? Yetkililer, kanun ve  yönetmelikleri uygulamak için göreve atanmaktadırlar.

Konservatuar, kadro açmışsa, açıklama bölümünde; Konservatuar, Eğitim Fak. GSE Müzik Eğitimi ABD, GSF Müzik Bölümü lisans mezunu olup,……. alanında Dr./Sy. yapmış olmak………,

Mimarlık Fak. kadro açmışsa; açıklama bölümünde; Mimarlık Fak.lisans mezunu olup,.....alanında Dr. yapmış olmak………, denilmelidir.  Kimlik böyle korunabilir ve kuruma bağlılık böyle sağlanabilir…

Sonuç: Lisans mezunu olanların, -yakın bilimler- ilgisi olmadığı halde, başka bir alanda Y.L. ve Dr./Sy. yapması doğaldır, ancak bu kişilerin;  “Dr./Sy. yaptığı alanda kadroya alınması, alan lisans mezunlarının önünün kesilmesi, farklı bölüm mezunlarına kadro hakkı tanınması” doğru değildir...

Merak ettiğimiz, kendi kadrosuna eleman alırken, çok titiz olan YÖK, üniversitelerin yanlış kadro ilanlarına karşı neden gerekeni/uyarıyı/soruşturmayı yapmaz?!..

Örnek mi; Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Uzman Yardımcılığı Giriş Sınavı Duyurusu (26.07.2018)

Alanı: Hukuk, Mezun Olunan Alan/Bölüm: Hukuk Fakültesi

Alanı: Kamu Yönetimi, Mezun Olunan Alan/Bölüm: Kamu Yönetimi Bölümü

Ne dersiniz? Haksız mıyım?

Bu arada yeni yayımlanan YÖK raporu mutlaka okunmalıdır: http://www.yok.gov.tr/yok-ten-vakif-yuksekogretim-kurumlari-2018-raporu

Enpolitik: Ek göstergeler konusunda da teklifiniz vardı? Konuyu açar mısınız?

AY: Polislerimizin ve Öğretmenlerimizin ek  göstergeleri seçim öncesi 3600’e çıkarıldı, hayırlı olsun. Ancak, devlette bir hiyerarşi vardır ve bu korunmalıdır. Nasıl mı?  Öğretmenler 3600 oldu ama, onları yetiştiren Dr.Öğr.Üyeleri’de 3600’dü. Şimdi eşitlenince bir tenakuz doğmuş oldu. Devlet adına görev yapan yetkililer bunu görmeli, aynı KHK ile düzeltmeliydiler. Ama, yine olmadı! Bu görevdekiler; yan gelip yatıyor, sadece üstten gelenleri mi onaylıyorlar, uyarmıyorlar mı? Veya, bilmiyorlar mı? O zaman o önemli görevlere neden atanmak istiyorlar?   Anlamak mümkün değil!..

Yeni dönemde Sn.Başkan’dan bu konuda da bir düzeltme beklemek gerekiyor. Dikkat ediyor musunuz, makamlar görevini yapmayınca, hep Başkan’dan beklentiye girilmiş olunuyor. Şimdi akademik personelin ek göstergeleri şöyle düzenlenmeli;

Gen.Sekreter, Gen.Sekreter Yard., Fakülte Sekreteri, MYO-YO Sekreteri, Şube Müdürü, Daire Başkanı, Öğr.Gör: 3600, Dr.Öğr.Üyesi:4800, Doç.:5300, Prof.:6400, Prof. Rektör, Rektör Yrd., Dekan, Dekan Yrd., Yüksekokul Müd. ve Prof.lukta 4 yılını tamamlayanlar:7000-7600

Bu arada; Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezince (ÖSYM), 2017 KPSS Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi (ÖABT) baz alınarak yapılan değerlendirmeye göre en başarılı üniversiteler açıklandı. Ama, Müzik Öğretmenliği alanı gözükmüyor. 2017 ÖABT'ye en yüksek katılım Türk dili ve edebiyatı öğretmenliği alanında, en düşük katılımın ise fizik öğretmenliği alanında.

Enpolitik: Teşekkürler…

http://enpolitik.com/haber/197594/cumhurbaskanligi-atamalari-isiginda-iletisim-sanati-trt-sanatcilarin-ve-ydocentlerin-durumu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Dr. İsmet ARICI
29.07.2018 15:45
Sayın hocam, yukarıdaki fikirlerinizin bir çoğuna katılıyorum. Ama sadece vakti ile kendilerine yardımcı doçentlik kadrosu verilmiş olanların sorunu dile getiriliyor. Bilindiği gibi bu kadrolar genellikle ya ahbap çavuş ilişkisi ya da siyasal tercihlerle verilmiş, özellikle son yıllarda da FETÖ/PDY örgütünün çokça kulla ndığı kadrolardır. Bir de hak ettiği halde yıllarca yardımcı doçentlik kadrolarına atanmamış ve özlük hakları açısından kayba uğratılmış Dr. lar var. Doçentliğe direkt başvursalarda önce unvan alımı, sonra da üniversitede kadrolandırma süreçleri 2 yılı bulmakta ve bu sürede yine hak kaybına uğramaktatdırlar. Bu kişilerin Dr. Öğretim Üyesi kadrolarına (kriterleri yerine getirenlerin tabiiki) süratle atanmaları gerekmiyor mu?. Haa bir de FETÖ/PYD ÖRGÜTÜNÜN elinde olan TOEFL merkezlerinin marifeti ile doçent olan ve hala yurt içinde olmasa da yurt dışı merkezlerden bu belgeleri para karşılığı alıp önümüze geçenler var. Bu paralar "hizmet" e akıyor. Bu adamlar da önümüze geçiyorlar. 2017 de bile bu şekilde belge alanların varlığını kurumlarımızda görmekteyiz. Bu kişiler tek kelime dil bilmeden yüksek TOEFL puanı belgeleri ile başvuruyorlar. Basit bir sınavdan 40 bile alamayacaklarından eminim. Bunları da deşifre etmek gerekmez mi? Ya da dilleri sorgulanamaz mı?