'Cehalet Çağını “Saâdet Asrı”na dönüştüren sır nedir?'

Yeni Akit köşe yazarı Yavuz Bahadıroğlu, bugünkü köşesinde 'İnsan insanın kurdu mudur, kardeşi midir?' sorgulamasını yaparak Peygamber efendimizin son derece yıkıcı insanları nasıl yapıcı insana dönüştürdüğünü yazdı.
Eklenme Tarihi: 10.08.2018 09:35:00 - Güncellenme Tarihi: 10.08.2018 09:33:29

Bugünkü köşe yazısında, kararmış kalplerin, kinin, nefretin, öfkenin ve şiddetin yıkıcılığından,  imanın, adâletin, şefkatin ve sevginin yapıcılığından söz eden Yavuz Bahadıroğlu 'yürek inkilabı'nı anlatıyor. 

Bahadıroğlu, "İnsan insanın kurdu mu, yoksa kardeşi mi?" başlıklı yazısında şöyle aktarıyor:


“İnsan insanın kurdudur” sözünü “atasözü” olarak duyduğumda tepki göstermiştim…

Çünkü atalarımız bu söze hak verdirecek bir hayat yaşamamışlardı. Tam tersine, gerek ailevi, gerekse sosyal hayatları, sevgi ve kardeşlik üzerine otururdu.

Sevgi ve kardeşlik duygusu öylesine köklü, öylesine yaygındı ki, sadece “din kardeşleri”ni kucaklamakla kalmaz, “türdeşleri” (başka dinden, başka dilden, başka kıyafetten insanları) bile sarmalardı.

Onlardan dahi taşar, bitki ve hayvanlara ulaşırdı.

“Devr-i Saâdet” bu hayat tarzının kaynağıydı.

Atalarımız, ilhamlarını “Devr-i Saâdet”ten aldıkları ve “Devr-i Saâdet” insanına benzemeye çalıştıkları için, sevgi, şefkat, fazilet, adâlet eksenli bir hayat yaşarlardı.

Buna tarih şahittir.

Bence mesele, “İslâmî devlet”, “İslâm ekonomisi”, “faizsiz bankacılık”, “şeriat”, “hilâfet” gibi kavramlar arasında kendimizi tüketmek yerine, bence tek bir konuya odaklanmalıyız:

“Cehalet Çağı”nı “Saâdet Asrı”na dönüştüren sır nedir?

Efendimiz, son derece yıkıcı insanları “yapıcı insan”a nasıl dönüştürmüştür?

Hz. Ömer’i düşünün: Peygamber Efendimiz’i öldürmek üzere evinden çıkan Ömer’le, birkaç saat sonra evine dönen Ömer arasındaki farkı çözmeye çalışın.

O birkaç saat içinde oluşan gerçeği yakalayabilmek, insanı bir anda Hz. Ömer’e yaklaştırır.

Esas konu da bu olsa gerektir.

***

Cehaletin özü şiddettir!

Şiddetin anası adâvettir (kin)…

Adâvetin çerçevesi nefret, haset (kıskançlık) ve bencilliktir!

Bunlar kalbi karartır, duyarsızlaştırır…

Sonuç olarak insanın içinde yaradılıştan var olan sevgi ve şefkat duygusu ölür.

Onlar öldüğü zaman ise “insan insanın kurdu” olur!

Âlişan Efendimiz’in geldiği dünya işte böyle bir dünyadır ve zaten böyle olduğu için “cahiliye” denmiştir.

Hayat şiddet üzerine inşa olmuştur…

İnsan kininin emrinde yaşamaktadır…

Cidal (savaş) ve kavga hayatın vazgeçilmezleridir.

Kalbler öylesine kararmış, sevgi, şefkat ve merhamet yüreklerden öylesine bir çıkma çıkmıştır ki, babalar diri diri kız evlâtlarını toprağa gömerken, anneler fütursuzca seyre başlamıştır.

İşte bu toplumsal yapı değişiyor…

Başkalaşıyor…

İyileşiyor.

Nefretin yerini sevgi, şiddetin yerini şefkat, cehaletin yerini ilim-irfan, düşmanlığın yerini dostluk, kıskançlığın yerini anlayış, bencilliğin yerini paylaşım alıyor.

“İnsan insanın kurdu” olmaktan çıkıyor, “insan insanın kardeşi” haline geliyor.

Bu değişimin adı “yürek inkilâbı”dır…

“Yürek inkilâbı”nın kaynağı vahiy, mimari Âlişan Efendimiz aleyhisselâtu vesselamdır.

Getirdiği mesajın temelinde “iman”,“adâlet”,“şefkat” ve “sevgi” vardır.

Ötesini şöyle özetleyebiliriz…

Ahlâk, fazilet, merhamet, izzet, iffet, kemalat, sıdk (doğruluk) feraset, samimiyet…

Peygamber çağının “Saâdet Asrı” (Devr-i Saâdet) olarak anılması bu yüzdendir. “Cehalet Devri”nin vurucu-kırıcı, ilkesiz, insafsız insanı “Kıble yürekli insan”a dönüşmüş, kıble yürekli insanlar Allah’a dayanmanın gücünü adalet duygusuyla dengeleyerek kendi dönemlerinin en büyük devletini kurmuşlardır.

Sonra onları taklit eden milletlere de Allah büyük devletler kurmayı nasip etmiştir (Selçuklular ve Osmanlılar). 

Demek ki, önce hak etmek gerekiyor. Kul hak ederse ikram-ı İlâhi imdada yetişir.

Sadece Devr-i Saâdet’te değil, Selçuklu ve Osmanlı asırlarında da böyle olmuştur.

Osman Gazi’nin mâneviyat önderi Şeyh Edebali’nin, insanı devletten önce dikkate vermesinin hikmeti de budur: “İnsanı yaşat ki, devletin yaşasın!”

Evet, sevgili dostlarım; önce insan!

Âlim yetiştirmeden ilmi gelişmelere katkı yapamazsınız…

Faziletli insan yetiştirmeden faziletli devlete dönüşemezsiniz…

Ailede adaleti gözetmezseniz, adaletle yönetilmeyi hak edemezsiniz.

Her şey çok açık: Önce imanlı, ahlâklı, faziletli, adâletli, insaflı, şefkatlı, duyarlı, izzetli, iffetli, merhametli insan yetiştirmemiz gerekiyor.

Öğretmenlerimizden bunu bekliyoruz."

http://enpolitik.com/haber/198027/cehalet-cagini-sadet-asrina-donusturen-sir-nedir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*