Ülkemizdeki “kültür-sanat” alanı ve “akademisyenlerin” güncel sorunları…

Sitemiz enpolitik köşe yazarı, iletişimci, İTÜ TMDK Sanatçı Öğretim Üyesi Dr. Göktan Ay ile yapılan “kültür-sanat” alanı ve “akademisyenlerin” güncel sorunlarını konuştuk…
Eklenme Tarihi: 01.11.2018 11:06:00 - Güncellenme Tarihi: 01.11.2018 11:07:41

Enpolitik köşe yazarı, iletişimci, İTÜ TMDK Sanatçı Öğretim Üyesi Dr. Göktan Ay ile yapılan “kültür-sanat” alanı ve “akademisyenlerin” güncel sorunlarını konuştuk… 


İşte Göktan Ay’ın sorularımıza verdiği samimi yanıtlar:

ENPOLİTİK: Göktan Hocam merhabalar… Röportaj sorunlarını hazırlarken iki konu gündeme geldi:

1-Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları  Kurulu açıklandı. Nasıl karşıladınız?

AY: Sn. Cumhurbaşkanı, ilk açıklamalarında bize umut verdi, biz de yazmıştık.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2413/baskan-kultursanat-projeleri-ile-yeni-donemi-ateslemek-istiyor2.html

Ama üyeler açıklanınca; üzüntü ile karşıladık. Tarafıma gelen mesajlarda olumsuzluğun Türk Müziği camiasınca da paylaşıldığı anlaşıldı. Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu'na; M. Özçay ve H. Hümeyra Şahin (tanımıyorum)chariç, tahmin ettiğim isimler atandı.

Çünkü, bu isimler kültür/sanat denilince sürekli çağrılan ve önde oturtulan kişilerdi. Kültür Şurasında da, İstanbul Kültür Çalıştayı’nda da! Daha önce, (bazı) aynı kurul üyelerinin olduğu raporla ilgili bir yazı yazmıştım, hatırlarsanız.. http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2271/istanbullu-olmak-nasil-bir-sey.html

Demek ki, sanat kurumları yeni insan yetiştirmiyor! Listeye bakalım; A. Alatlı(78), H. H. Şahin(?), H. Soydan (Koçyiğit) (70), Prof. Dr. İ.Pala (60), M. Özçay(?), M. Bardakçı (62), O. Gencebay(74), R. Özdenören (78), Prof. Dr. Ü. Meriç (72) Yani, kurulun yaş ortalaması 70. Oysa, 2023 hedeflenirken; zamanı bol, yeni görüşlere açık, araştırıcı, üreten isimler olmalıydı. Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu'nda; bir sosyolog, iki tarihçi, bir hattat, bir sinema sanatçısı, bir müzik -piyasa- sanatçısı,3 yazar var. Ama; müzik alanı akademisyeni, müzik alanı devlet sanatçısı” yok! 45 Konservatuar, 80 GSF, 80 GSL,25 Müzik Bölümü adına üzüldük! Maalesef; dağ, fare doğurdu ve “popüler kültür/sanat” yine kazandı. Yeni, atak, genç bir kadro olmadı. Cumhurbaşkanımız; bir yandan Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi'ni kuruyor, devlet katında Türk müziği sanatçılarına ödüller veriyor,  -oh milli müziğimize değer verdi diyoruz-, diğer yandan; müzik akademisyenlerini, müzikbilimcileri, yazarları gözardı ediyor... Anlamakta zorlanıyoruz!


Kurulun ilk toplantısından…(Ekim 2018)

ENPOLİTİK: Murat Bardakçı’nın bir programdaki görüşlerini verdik, sitemizde ne düşünüyorsunuz? http://www.enpolitik.com/haber/205334/murat-bardakci-musikimizi-katlettiler.html

AY: “Dün bir, bugün iki derler” Anadolu’da… CB Kurul üyeliklerine atanmak, konuşmaların dikkatli yapılması demektir. Gazetenizde istediğinizi yazarsınız? O sizin görüşünüzdür ama bir kurul üyesi olarak davet edildiyseniz, söyledikleriniz diğer kurul üyelerini ve CB’ nı da bağlar. Dinleyen; “demek ki CB’nı etkilemiş ki, oraya atamış” O nedenle aşağıdaki sözlerini zaten kabul etmek mümkün değil ve tehlikeli… Burada birçok bestekara, soliste, sanatçıya, besteciye, güfte yazarına yapılmış hakaret var, devlet sanatçılarını ezmek var… M. Bardakçı’nın böyle bir huyu var, kimseyi kolay kolay beğenmiyor, çatışıyor… Tanbur çalan (derecesini bilmiyorum) Bardakçı, müzik alanında da kendini üstün görmüş, şu cümle bile çok ağır ve kendisini nerde gördüğünün itirafı gibi; "Cinayet işliyorlar, musikimizi öldürdüler." Şu cümle de sorunlu, “kim(ler) hatam duyulmasın diyormuş” diye sorarlar insana! "Sanat yapıyorsanız çok ciddi yapmak zorundasınız. Kusursuz olmaz kusur olur ama yapmamaya çalışacaksınız. Hatam duyulmasın demek, seyirciye hakarettir" Kısaca, Bardakçı yanlış bir fitili ateşlemiş. Ben, A. Alatlı’nın kurulda olmaması gerektiğini söylüyordum, buna M. Bardakçı’da eklenmiş oldu.  Allah, kurul üyelerine yardım etsin.

ENPOLİTİK: Ek göstergeler konusunda da bir teklifiniz oldu? Neden başkaları bu konuda çalışmıyor?

AY: Çalışma Bakanlığı'nın hazırladığı ek gösterge taslağına, seçim öncesi söz verilen, polis, hemşire, din görevlilerine; şube müdürleri, daire başkanları, il müdürleri, bölge müdürleri, üniversite genel sekreterleri, üniversite genel sekreter yardımcıları, belediyeler ve bağlı şirketlerdeki yöneticiler de eklendi.

Biz olaya kurumsal ve devlet hiyerarşisi olarak bakıyoruz. Şimdi öğretmenler 3600 olunca (ki haklarıdır), onları yetiştiren hocaları Dr.Öğr.Üye. 3600 olmaz, o zaman 4800 olmalı ve diğerleri de ona göre düzenlenmelidir. (Uygulamadaki sistem aşağıdadır)



Ayrıca, yıllardır sakıza/yılan hikayesine dönen, TİP Sözleşmesi ile kadro karşılığı  çalışan; Devlet Sanatçılarının ve Konservatuar Sanatçı Öğretim Elemanları’nın özlük hakları da iyileştirilmeli bu konu TRT’nin 5yıl önce yaptığı gibi eşitlik sağlanmalıdır.

Yani ek göstergeler; Prof. Rektör, Rektör Yrd.:7600   Prof.:6400 , Sanatçı Öğretim Elemanları;6400, Dekan, Dekan Yrd., YO Müd.;6400, Doç. 1:5300,   Dr.Öğr.Üy. 1:4800,   Öğr.Gör., Arş.Gör.:3600,   Genel Sek.:3600,   Genel Sek. Yard.3000,   Daire Başk.:3000,   Fakülte Sek.:3000,   MYO-YO Sek.: 2200 olmalıdır.

Çalışanların özlük hakları düzeltilerek emeklilikte rahat etmeleri ve  üretime geçmeleri sağlanmalı ki; kurumlar içi ve kurumlar arası hiyerarşi korunsun.

ENPOLİTİK: Müzik eğitimi üzerinde önemle duruyorsunuz,  İstanbul TMDK Kurucu  sanatçıların verdiği eğitimle,  şimdiki durumu karşılaştırabilir misiniz?

 AY: Çoğu hocamız aramızdan ayrıldı, rahmet ve şükranla anıyorum. Yıllarca birlikte mücadele etmiş, çalışmış, eserler bestelemiş, toplantılarda birlikte olmuş v.b. Türk müziği eğitiminin felsefesini oluşturmuşlardı. Unvan alması gereken ama, hak ettiği unvanı alamadan emekli olanları da hatırlamaya çalışayım; Ercümend Berker(Prof.),Cüneyt Orhon, Cahit Atasoy(Doç.),Nida Tüfekçi, Neriman Tüfekçi, Selahaddin İçli(Prof.), Erol Deran(Prof.), Mutlu Torun(Prof.), Serdar Öztürk(Doç.),Hurşit Ungay, Demirhan Altuğ, Necdet Varol, Halil Aksoy(Doç.),Tülun Korman, Tülin Yakarçelik, Cafer Açın, Arif Sağ, Şenel Önaldı(Prof.),Yavuz Özüstün,Sırrı Öztürk, Sadettin Heper, Orhan Borar, Haydar Sanal, Güher Güney, Faruk Sümer(Prof.),Alaeddin Yavaşça(Prof.),İsmail Baha Sürelsan, Yılmaz Öztuna(Prof.),Yücel Paşmakçı, Bekir Sıtkı Sezgin, Niyazi Sayın, Yalçın Tura(Prof.), Muharrem Ergin(Prof.) Ama; 1980’de özel bir törenle ve gururla kurulan binanın dersliklerine sanatçıların isimleri verilmişti. O isimler bile Maçka TMDK sınıflarına taşınamamıştır. Felsefe, devamlılık, tarih v.b.  dediğim bu işte!

ENPOLİTİK: Nasıl bir müzik felsefesiydi?

AY: Cumhuriyetin kurulması ile M. K. Atatürk’ün öncülüğünde ilk müzik kurumları oluşturulmuştu. 1914 yılında tiyatro eğitimi için Darülbedayi (Güzellikler Evi) kurulmuş, musiki bölümü; Şark ve Garp olarak ikiye ayrılmıştı. Kuruluş amacı müzik sanatının bilimsel bir yolla eğitim ve öğretimi, eski Türk bestecilerine ait klasik eserlerin yayımlanması ve yeniden tanıtılarak canlandırılması olarak özetlenen Darü’l-Elhan (Nağmelerin Evi) ,9 Aralık 1916’da kurulmuştu. Kurum, bir yapı değişikliğine uğramış; İstanbul Konservatuvarı, İstanbul Belediye Konservatuvarı ve  günümüzde de İstanbul Ün.Devlet Konservatuarı adını almıştır. M. K. Atatürk, Avrupa’ya (1927) beş sanatçıyı göndermişti. (Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Anlar, Ahmet Adnan Saygun, Necil Kazım Akses) Bu beş kişi, klasik müzik'te Rusya'ya özgü sanatsal bir altyapı oluşturmak için, 1800'lerin ortalarında bir araya gelen Rus Beşleri Balakirev, Borodin, Cui, Korsakov ve Musorgski'nin  karşılığı olarak “Türk Beşleri” olarak lanse edildi.

Alman besteci, kemancı, viyola çalıcısı, eğitimci, müzik teoricisi ve orkestra şefi olan Paul  Hindemit’i Türkiye’ye (1935) çağrılmıştı., Hindemith, müzik kurumlarının yeniden yapılandırılması işlerinde danışman olarak incelemelerde bulunup, konservatuvarın kuruluş esaslarını hazırlayarak bir rapor verecek ve Türk müziğinin layık olduğu seviyeye yükseltilmesi için çaba gösterecekti…Bu rapor ışığında; Konservatuvar, önce Musiki Muallim Mektebi içerisinde açıldı. 6-12 Mayıs 1936 tarihleri arasında öncelikle Musiki Muallim Mektebi öğrencileri sınavdan geçirilerek, kimileri tiyatro, kimileri de müzik bölümüne alındı. 1 Kasım 1936 tarihinde de öğrenime başlandı. 1938’de müzik öğretmeni yetiştirilen bölüm, Gazi Eğitim Enstitüsü'ne bağlanarak Konservatuvardan ayrıldı ve  (1940) Ankara Devlet Konservatuvarı yönetmeliği kabul edilerek yürürlüğe girdi. 1982’de, Hacettepe Üniversitesi’ne bağlandı...



M. K. Atatürk’ün amacı, her alanda olduğu gibi, Türk müziğinin de; yüz ağartacak seviyede, uluslar arası bir güç olmasıydı. Ancak, bu 5 sanatçı geri döndüklerinde; Türk müziği gerici müzik, okullarda okutulmamalı, yeni bir çoksesli müzik yaratılmalı” söylemleriyle konservatuarları da etkilediler. Yıllarca Türk müziği çalgıları ve müzik sistemleri okullara giremedi. Dolayısıyla, müzik eğitimi bölümlerinde de aynı görüş hakim oldu. Oysa bir Türk genci; çoksesli müziği de, kendi öz müziğini de, aşıklarını da, bestekarlarını da bilmeli, hangi türde gitmek isterse ona yönlenmeliydi. İşte yıllar süren bu ötekileştirme, dışlama 1975’te  sona erdi. Ancak, hala aynı görüşte olan müzik insanları var. Türk müziği çalgılarının ve bilgilerinin  orta-lise derslerine konulmasını bile; Atatürkçülük dışına çıkmakla, laikliğe aykırı olmakla ilişkilendiriyorlar. Her şeyi ile milli, özel, yerel olan bir dehayı, M.K.Atatürk’ü bile kendilerine/müziğin içine  çekmeye çalışıyorlar. İşte, asıl yıkılması geren görüş bu olmalı…

ENPOLİTİK: Konservatuar mezunlarının hepsi sanatçı mı oluyor? Öğretmenlik doğru bir karar mı?

AY: Elbette, her mezun sanatçı olacak diye bir kural yok, ama çoğunlukla böyle. Bugün İTÜ TMDK mezunlarının 200’ü; pop alanında, solisti aranjör, besteci, şef v.b. çalışıyor. Devlet korolarının (TSM-THM) yüzde 70’i, TRT’nin yüzde 90’ı İTÜ TMDK mezunu. Diğerleri de pedagojik formasyon alırlarsa müzik öğretmeni olarak atanıyorlar. Geçtiğimiz aylarda, Afyon-Burdur-Antalya Konservatuarlarındaki konferanslarımda, bana  en çok sorulan soru bu oldu!..

Demek ki kafalarda bir karışıklık var. Müzik Eğitimi Bölümleri; öğretmenlik bizim işimiz, Konservatuar ve GSF Müzik Bölümü mezunları neden öğretmen olarak atanıyor? diyorlar. Şimdi, TMDK mezunlarından öğretmenliği kaldıralım diyelim;  ilk 4 ten sonraki 4+4 te Türk müziği çalgılarını ve bilgilerini kim öğretecek? Dışarıdan öğretmen mi alınacak?  Çünkü, bir çok müzik eğitimi bölümlerinde hala (2018’de)  Türk müziği öğretilmiyor ve öğretilmesin diye büyük savaş veriliyor.

Hala;

Batı müziği konservatuarlarına, Türk müziğinin girmesi mümkün değil…

Türk müziği tarihi ile Batı müziği tarihini bir arada öğretecek hoca yok.

Türk müziği teorisi ile batı müziği ve halk müziğini bir arada  öğretecek akademisyen yok!

Hep tek taraflılar! (Öyle yetişmişler)

O kadar ayrı dünyadalar…


İTÜ TMDK mezunları her iki türü öğreniyorlar; seçmeli piyano dersleri var, bir müziği dışlamıyor/ötekileştirmiyorlar…

Ayrıca, Müzik Eğitim Bölümleri’nde, öğrenciye o kadar çok bilgi yığılıyor ki, çocuklar bir çalgıyı iyi derecede çalmayı bilmiyorlar. Dolayısı ile atandıkları okullarda “bilgi derinliği olmadığı” için, “çalgısız ders” vermeye çalışıyorlar. 20108/2019 eğitim yılında Eğitim Fak. GSE Müzik Eğitimi Bölümleri’nde; Türk müziği çalgıları/kültürü de eğitimde yer almaya başladı.

Ne zamanki, ülkemiz sanatı/kültürü; birinci sıraya alınır, pozitif ayrımcılık yapılır, o zaman kalkınmayı, toplumdaki zarafeti görün siz. Güzel Türkçe kullanmayı geliştirmenin, sosyalleşmenin, birlikte olmanın, paylaşımın, düzenin, güvenin, kişilik gelişmesinin v.b. en doğru yolu sanat/müzikle ilgilenmektir.

ENPOLİTİK: Akademisyenler, özellikle Y.Doç ve Doç.ler tweetterde yoğun şikayette bulunuyor ve Sn. Cumhurbaşkanını çözüme çağırıyorlar. Sorun nedir?

AY: Ülkemizde “yanlış olan gerçekler” o kadar çok ki!.. Sn.Cumhurbaşkanı; “Y.Doç.kalksın, önündeki engelleri kaldıralım” dedi. Bir kesim hemen aksi çalışmalara başladı ve 7100 Sy.yasa ile Y.Doç.lere istemedikleri bir unvan  getirdi.  7100 Sy.yasanın uygulanmadığı, tenakuzlarla dolu olduğu, Doç. sözlü sınavının kaldırılır gibi gösterilip kaldırılmadığı, UDS/YDS puanının 55’e düşürülüp gibi yapılıp düşürülmediği” apaçık ortada. Sn.Cumhurbaşkanımızı bile yanlış yönlendirip, Y.Doç.liğin kaldırılmaması yönünde ikna ettiler. Ve, aldığımız bilgiye göre, bunların çoğu; yabancı dil sorularını çalarak/cevapla(rı)nı edinerek-verilerek geçen ve şu anda Prof. Unvanına kavuşan akademisyenler. Maalesef, açıldığı söylenen ÜDS soruşturmaları da sonuç vermedi. Bu; liyakatsız, üretimsiz, yabancı dil konuşamayan, soruları/cevapları çalan, etik olmayan kişiler akademisyenlerin arasında dolaşıyor ve Sn. Cumhurbaşkanımızı bile -maalesef- etkileyebiliyorlar.



ENPOLİTİK: Çözüm nasıl olacak?

AY: Akademik sorunların çözümleri çok kolay. Yönetmelik değişiklikleri ile yapılacak işler var. Ama, neden yapılmıyor; bilemiyor, anlayamıyoruz. Yukarda bahsettiğimi ek göstergeler de öyle. “Sn.Cumhurbaşkanımıza sorunlarımızın ulaştırılmadığı” dillendiriliyor. Ama, biz inanmıyoruz, çünkü öyle zamanlarda öyle konulara değiniyor ki, “olamaz mutlaka haberi vardır” diyoruz. “Sn.Cumhurbaşkanı; üniversite açılışlarına katılıyor, konuşma yapıyor, fahri Dr.unvanı alıyor, eğitime önem veriyor, ilk 500’e girmeliyiz” diyor, ama Dr.Öğr.Üy. ve Doç.lerin feryadına ilişkin bir cümle sarf etmiyor! Neden? Bir beklediği var diye düşünüyoruz…

Elbette, çözümlerin akademisyenlerden sorumlu olan YÖK tarafından yapılıp, Sn.Cumhurbaşkanımıza takdim edilmesi daha doğru…Ama, Prof. ların, üniversite içinde sürekli bir ağırlığı var. Akademik yapılanmada bile; “önce Prof.” ifadesi, çalışmanın/üretkenliğinin önde olmadığını gösteriyor. Çünkü; idarecilikte bir sanattır. Her Prof. iyi idareci olamaz,(iyi idareci olmanın unvanla ilgisi yoktur) o unvan akademik çalışmalarının bir karşılığıdır, artık bu ayrım yapılsın lütfen!.. İdareci Prof.ların yaptıkları –en çok mobbing şikayet ediliyor- zaten haberlere bol bol yansıyor. Oysa, “akademik teşkilat kanununda; ” önce Prof. yerine, Öğretim üyeleri arasından atanır” denilse, o zaman atama mercii olan rektöründe eli rahatlar.

Ayrıca, akademide kimse, unvanı yüksek diye (Arş.Gör.hariç)  kimseye saygı duymaz.. Herkes, birbirlerinin; çalışmalarını, üretimini, nasıl unvan aldığını, yabancı dil seviyesini v.b. bilir. Dolayısı ile idarecilikte unvan değil, üretim geçerlidir. Yani, “Dekan Prof. olmazsa, sözü dinlenmez” gibi bir anlayış yanlıştır.

Öğretim üyeleri arasında sadece Dr. Öğr. Üy.’ne -aleyhine-için; emeklilik tazminatı konulmamıştır. Yazık ve günahtır. Bunun içinde mi, Sn.Cumhurbaşkanı’nın müdahalesi beklenmektedir?..

Şimdi, Aralık ayının ilk Cumartesi günü; MEB, YÖK, üniversiteler, akademisyenler, sendika-dernek v.b. paydaşlarla, siyaset üstü kalarak  “Yükseköğretimde Akademisyenlerin Sorunları Çalıştayı”nı hazırlama çalışmaları devam ediyor. İlk elden, bilgi aktarımı yapılması düşünülüyor.

ENPOLİTİK: Çalıştayınızı takip edeceğiz. Teşekkür ederiz.

http://enpolitik.com/haber/207948/ulkemizdeki-kultur-sanat-alani-ve-akademisyenlerin-guncel-sorunlari.html

Sizin Yorumunuz:

*
*