Üniversitelerdeki; soruları ve sorunları “Sn. Cumhurbaşkanımızın iradesi” bitirebilir!

Enpolitik.com köşe yazarı, iletişimci, İTÜ TMDK Sanatçı Öğretim Üyesi Dr. Göktan Ay ile YÖK, üniversiteler, denklik, norm kadro vb. sorunları konuştuğumuz röportajı siz değerli okurlarımızın ilgisine sunuyoruz...
Eklenme Tarihi: 12.12.2018 09:25:00 - Güncellenme Tarihi: 12.12.2018 23:40:24


Enpolitik.com köşe yazarı, iletişimci, İTÜ TMDK Sanatçı Öğretim Üyesi Dr. Göktan Ay ile YÖK, üniversiteler, denklik, norm kadro gibi sorunları derinlemesine konuştuk. İşte Ay ile yapmış olduğumuz akademinin güncel sorunlarına dair röportajımız... 



ENPOLİTİK: Sadece Yrd. Doç. ismi kaldırıldı ve yerine “Dr. Öğr. Üyeliği” getirildi. Peki, doğru oldu mu? Akademisyenler memnun mu?

AY: Kesinlikle hayır. Y. Doç.ler kapılarındaki isimleri, kartvizitlerini, yazışmalarını konuşmalarını kullanıyorlar, sadece resmi  yazılarda Dr. Öğr.Üy.  kullanıyorlar. Bu unvanla, tenzili rütbe yapıldıklarını, kendilerine sorulmadığını, yanlış yollarla Prof. olan ve aramızda gezen Prof.ların, Y.Doç.liğin kalkmaması için  sürekli olumsuzluk yaydıklarını ve bu konuda Sn. Cumhurbaşkanlığı’nı ikna ettiklerini (kandırdıkları) dillendiriyorlar. Ayrıca, 7100 Sy. Kan. uygulanmadığını, Doç. olmak için üniversitelerin hala en az 65 puan istediklerini görünce; umutsuz, hayalsiz duruma düşüyorlar. Neyse ki; bu  unvanın kısaltması kararı verilerek, bir sorun çözüldü ve  önemli bir hizmette bulunuldu!




ENPOLİTİK: Siz sık sık 'akademik ilanlarda tutarsızlığın olduğunu' dile getiriyorsunuz? Açar mısınız biraz konuyu?

AY: Üniversitelerin ilanları, birbirini tutmuyor, çok farklı? Üniversiteler YÖK’e bağlı değil mi? Aynı kanun  ve yönetmeliklerle yöneltilmiyorlar mı? diye soruyoruz…

Özellikle Dr.Öğr.Üyesi ilanları, tam bir facia. Şahıs gösterme yaygın! Üniversitelerde devamlılık sekteye uğradı, rektör; yönetmelikleri bilmiyor, genel sekreteri değiştiriyor (öğretim elemanı olması yanlıştır), o da bilmiyor? Eee, hata yapmak mecbur!.. Hani, devlette devamlılık esastı? Kim bu devamlılığı sağlayacak? Boşver!...Bugüne kadar hangi rektör vb. ceza almış ki? “Kimsenin ayağına basılmadığı” bir sistem mevcut... Görevden alınınca, göreviniz bitince tertemiz oluyorsunuz!.. Denetlemede olmayınca, farklı kadro alımları, o kadar çok  oluyor ki, akademisyenler; örneklerle yargıya gitseler kesin kazanırlar.  Yani; akademik iç barış ve üretim durmuş vaziyette.

Akademisyenlerin Güncel Sorunları ve Çözümleri Çalıştayından: (Soldan) Doç.Dr. Michael KUYUCU, Dr. Öğr. Üyesi Vahdet ÖZKOÇAK, Prof.Dr.Şafak URAL, Dr. Öğr. Üyesi Muhammed BAMYACI


ENPOLİTİK: Tweetler, özellikle Sn.Cumhurbaşkanına atılan mesajlarla dolu! Doç.lik sözlü sınavı kaldırıldı mı? Kaldırılmadı mı?

AY: 7100 sy. yasada, sözlü sınav kaldırıldı gibi yapılıp, kaldırılmadı, bir cümle eklendi. Madde şöyle oldu; “d) Yükseköğretim kurumları, doçent kadrosuna atama için, doçentlik unvanına sahip olmanın yanında Yükseköğretim Kurulunun onayını almak suretiyle, münhasıran bilimsel kaliteyi artırmak amacına yönelik olarak, bilim veya sanat disiplinleri arasındaki farklılıkları da göz önünde bulundurarak, objektif ve denetlenebilir nitelikte ek koşullar belirleyebilirler. Yükseköğretim kurumlarının belirlediği ek koşullar arasında sözlü sınavın yer alması halinde bu sınav Üniversiteler arası kurul tarafından oluşturulacak jürilerce yapılır.”

Üniversite yönetimleri, bu durumu kaçırmadı? Ağız birliği etmişcesine, hemen “sözlü sınav isteğinde” bulundular. “Münhasıran bilimsel kaliteyi artırmak amacına yönelik olarak” diye de kaliteyi öncelediler. Buna, birde; Devlet-Vakıf Ün. uygulama farklılıklarını mutlaka ekleyiniz.  İşte, yukarıda yazdığımız, hakkedilen yollardan değil, hak etmedikleri yollardan unvan alan Prof.ların olacakları sözlü jürilerinden, Doç. adayları rahatsız ve kimseye sesini duyuramıyor, Sn.Cumhurbaşkanımız dahil!

ENPOLİTİK: Doçentlikte yabancı dil puanı 55 oldu mu? Çünkü, kanun çıkarken parti sözcüleri bu argümanı çok kullandılar.

AY: Maalesef, o da olmadı. MV; oyuna geldiler, getirildiler. O kadar söyledik, maddelerde “isteğe bırakmayın” diye. 55’in önüne “en az” ibaresini koyarak, “üstü/yukarıyı”  tespit etmeyerek, yönetimlere  yorum yapma hakkı bıraktılar. Ve madde şöyle kanunlaştı;

“(2) Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen merkezî bir yabancı dil sınavından en az elli beş puan veya uluslararası geçerliliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen bir yabancı dil sınavından buna denk bir puan almış olmak; doçentlik bilim alanının belli bir yabancı dille ilgili olması halinde ise bu sınavı başka bir yabancı dilde vermek.”

Şu anda, 65-85 arası puan isteniyor ve Sn.Cumhurbaşkanımızın istediği ile ilgisi olmayan, bir kanun çıkarıldı, “imzalamaz dedik”, maalesef imzaladı. R.G. yayımlandığı 22.02.2018’den sonra da Sn.Cumhurbaşkanımız, dış/iç meseleler ile ilgili konuştu, posta koydu, ama, bu kanunla ve Y.Doç.lerle,Doç. sözlü sınavıyla, denkliklerle ilgili tek bir söz söylemedi. Seçim üzerindeyiz, yine bu konularda susulmaya devam ediyor…Demek ki, Sn.Cumhurbşkanımıza; “Y.Doç.ler aleyhine, çok inandırıcı argümanlar sunulmuş, inandırılmış” diyoruz. Ama, göreceksiniz bunun zararı çok olacak! Demedi, yazmadı demeyiniz.



ENPOLİTİK: Sn.Cumhurbaşkanı, “denklikleri verin” diye talimat verdi, YÖK tam tersi kararlar aldı ve 60 bine yakın mağdur yarattı. Bu konuda ne dersiniz?

AY: Mağdurlar, bana da geldi, anlattılar, yüzde 100 haklılar. Konservatuarlardan giden arkadaşlarımızda var.  28 Ekim 2018’de yazdım. http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2611/vay-arkadas-yurtdisi-egitiminde-de-denklik-magduriyetleri-varmis-18.html

Kanunlarla garantiye alınmış haklar vardır; “Oyun oynanırken kural değiştirilemez.” Yani, bir akademisyen 2014 yılında yurtdışına bir eğitime başladığında, geçerli olan kanun/yönetmeliklere bağlıdır. Siz, YÖK olarak, 2015’de kurallarda değişim yaparsanız, o değişiklik 2015’te başlayanları bağlar, yok 2014’ü de bağlar derseniz,  mağduriyetler oluşur ve kanun önünde yasal olmaz. Mesela, aflardan sonra, Konservatuarımızda 5 ayrı sistemde öğrenci oldu ve onları girdikleri yılların eğitim planlarına göre eğitmek durumunda kaldık. Şimdi, sorun şurada; “2016 yılından sonra YÖK tarafından, daha önce tanınan eğitimlerin denklik işlemleri iptal edilince, birçok akademisyen mağdur olmuş.” Sebep; yolsuzluk/kanunsuzluk/yurtdışına gitmemek/çıkış-giriş yapmamak v.b. ama bu sorunlar varsa, yolu yordamı tümden iptal etmek olmaz ki? İdare, gereken önlemleri alır, almakla yükümlüdür. Şimdi, YÖK kulaklarını tıkamış, akademisyen Dr. olmuş gelmiş, ama eğitim yaptığı kurumun denkliği iptal edildiği için “Dr.” değil, “özlük haklarını” alamıyor. Bulgaristan, Macaristan, Yunanistan, Türk Cumhuriyetleri, Rusya v.b. ülkelerden mezun mağdur sayısı 30 bin olarak söyleniyor. Maddi ve manevi kaybı görüyor musunuz?  Yazıktır ve mutlaka çözüm bulunmalıdır.

ENPOLİTİK: Norm kadro uygulaması ne kadar adil, kadro dağılımının üniversitelere bırakılması nasıl denetlenecek

AY: Türkiye'deki üniversiteler YÖK'e bağlı olmalarına ve her türlü denetimleri YÖK tarafından yapılmasına rağmen, devlet ve birçok vakıf üniversitelerinde görev yapan öğretim elemanlarının “özlük haklarında adaletsizlik” vardır. YÖK; “akademisyenlere ağır işçi muamelesi yaptığı” birçok vakıf üniversitelerine; personel ve İnsan Kaynakları Politikalarında bir uluslararası standart getirerek, akademisyenlerin “çalıştırılma statülerinin iyileştirilmesi” ne yardımcı olmalıdır. “Yeşil pasaport ve yurt dışı araştırmaları için ücretli ve ücretsiz izin uygulamaları” gibi farklılıkların düzeltilmesi, “devlet ve birçok vakıf üniversiteleri” arasındaki akademik kadro farklılıkların giderilmesi” yönünde önemli bir adım olacaktır.


Akademisyenlerin Güncel Sorunları ve Çözümleri Çalıştayı’ından: (Soldan) Doç. Dr. Özmen ÖZTÜRK, Doç.Dr. Süleyman DOĞAN, Dr. Öğr. Üyesi Göktan AY, Dr. Can CEYLAN

ENPOLİTİK: Üniversitelerde; “Fakülte” ve  “Yüksekokul” açılırken, objektif davranılmıyor/düşünülmüyor mu?

AY: Objektif olmak için, şeffaf olmak lazım. Şeffaf olmak için de liyakatla o unvanları ve doğru yollardan yabancı dili kazanmış olmak lazım. Atanan kaç rektör, koltuğunu dolduruyor? Kaç rektör; idareciliği atandıktan sonra öğreniyor? Neden, idari görevlerde bulunmamış kişiler rektör atanıyor? Liyakat, birikim, sosyalite, üretim neden gözardı ediliyor? Eskiden seçim dolayısıyla kamplaşmalar oluyordu? Şimdi, Sn.Cumhurbaşkanı sayesinde, birileri rektör atanıyor ve maalesef  “ne yapacakları, ne sunulduğu, üniversiteye ne getireceği” o kurum akademisyenlerince bilinmiyor? Bu da hoş karşılanmıyor?

 Fakülte ve Yüksekokul açılırken; bulunduğu ilin/ilçenin özelliklerine, sosyal durumuna, tarihine, tarım-ekonomisine, coğrafi yapısına  v.b. bakılmıyor. Zaten, bakılsa/sorulsa/araştırılsa; 85 Hukuk Fakültesi, 45 Konservatuar, 85 İlahiyat Fak., Fen-Edebiyat Fak. olmayan üniversite yok, bunlar olur mu?

Bu arada; adı ve kadrolu öğretim elemanları olup, öğrencisi olmayan fakülteler var ki, nasıl olur? diye soruyoruz?


ENPOLİTİK: Bahsettiğiniz, öğrencisi olmayan  bölümlerin maliyeti yok mu? 

AY: “Geçen yıl 25 üniversitede fizik, kimya ve biyoloji bölümleri boş kalmış. Ancak, boş kalan bölümlerde tam 240 akademisyen görev alıyor. Sadece 2 öğrencisi olan matematik sınıfları da varmış.” (Basından)  Ben bu gibi durumlarda; “kul hakkı yenilmiş mi?” ve “kamu hakkı zararı var mı?” diye bakarım. Elbette, zarar büyük, ama; “sorumlular kim? ve ne gibi yaptırımlar var?” diye sorarsanız, “bu ülke yapanın yanına kar kaldığı bir ülke” derim, üzülerek! Çünkü; hesabı hiç kimse vermeyecek! Yukarıda dediğim gibi, sistem böyle istiyor…

ENPOLİTİK:  Tematik üniversitelere neden çelme takılıyor?

AY: Bu tanım çok doğru ama olmuyor. Neden bilmiyoruz! “Her üniversitede her şey olmalı” anlayışından kurtulmak lazım. Arkadaş; iki dalda ol, ama “en iyi ol” demek lazım. Ben, akademisyenlikte; “iyiliği yayma, kötülükten sakınma, üretme, liyakat, etiklik, kişiselleşme değil kurumsallaşma” faaliyetlerimi sürdürme ve  yazma/tebliğ etme konusunda ısrarlıyım!

ENPOLİTİK:  Araştırma üniversiteleri, bugüne kadar hangi projelere imza attılar?

AY: Sn.Cumhurbaşkanı, 26 Eylül 2017’de, 10 üniversiteyi araştırma üniversitesi olarak açıkladı. İnanın, henüz bir büyük projeye  imza duymadım. Üniversiteyi kurmak/ isimlendirmekle çözüm olmuyor, kadroları da ona göre düzenlemek lazım. Açıklanan 10 içinde olmayan bir özel üniversite, koskoca afiş asmıştı; “Ülkenin en büyük kütüphanesine sahip araştırma üniversitesiyiz” diye. Ben de twetten sordum, “en büyük” ve “araştırma” kısmını, ama cevap alamadım.


ENPOLİTİK: Eğitim yazarı Abbas Güçlü, bir yazısında  sormuş; YÖK üyeleri, Rektör ve Dekanlardan ne kadarının uluslararası yayını, patenti ve ürüne dönüşen projesi var? Görüşünüzü alabilir miyiz?

AY: Uluslararası yayınları vardır mutlaka… Gerçi bu, çok  zor bir şey değil. Günümüzde; paralı makaleler yazdırmak, tez yayınlamak, kitap bölümü yazmak -maalesef- zor değil!.. Hatta, yabancı dili yeterli olmayan unvanlı! akademisyenler, “parayla çeviri” yaptırıyorlar. Bunlar zaman zaman basına yansıyor. Ancak, patent konusu ülkemiz akademisyenlerinin en eksik oldukları alan. Ürüne dönüşen eserler konusunda da çok olduğunu sanmıyorum. Ayrıca; üreten, patent alan akademisyenler, öne çıkarılmıyor, idarecilerce pasifize ediliyorlar, dolayısıyla haberimiz olmayabiliyor. İdarecilikte, gerçekten üretimi gölgeliyor/aksatıyor. Kendini yıllarca Konservatuar vermiş, idari görevlerde bulunmuş  bir kişi olarak, özellikle “sanat alanı uygulamacı/projeci-üreten  akademisyenlerin bu gibi geçici görevlere temayülünü anlayamıyorum…


Akademisyenlerin Güncel Sorunları ve Çözümleri Çalıştayından bir grup akademisyenle...

ENPOLİTİK: Son olarak; akademisyenler ne bekliyor?

AY: Bu sorunuza, geçen günlerde yaptığımız “Akademisyenlerin Güncel Sorunları ve Çözümleri Çalıştayı” sonuç raporundaki bir paragraf ile  cevap vereyim;

“Türkiye’nin; temel hak ve özgürlüklerin içselleştirildiği, doğrudan demokrasinin ve sosyal adalet anlayışının yerleştiği, STK’ların ve sendikaların ürettiği fikir ve politikaların  dikkate alındığı, ücretlerde hak ve adaletin sağlandığı, fikir ve ifade serbestliğinin var olduğu, bilim/sanat insanına ve bilimsel/sanatsal çalışmalara gerektiği değeri veren ve verdiği değere paralel bir şekilde politikalarını bu çalışmalar doğrultusunda belirleyen bir ülke olması en büyük isteğimizdir. Akademisyenler, ülkemizin 2023 ideallerine ulaşması için; “bilimde/sanatta” üretime önem verilmesini, “etik kurallara” sıkı sıkıya bağlı kalınmasını, “liyakattan” asla vazgeçilmemesini, akademisyenlerin ötekileştirilmemesini, çalışan/üreten akademisyenin desteklenmesini, kişiselleşmenin  değil  “kurumsallaşmanın önemsenmesini”  istiyor ve bekliyoruz.”

ENPOLİTİK: Teşekkürler.

http://enpolitik.com/haber/239452/universitelerdeki-sorulari-ve-sorunlari-sn-cumhurbaskanimizin-iradesi-bitirebilir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Burhan TARLABAŞI
26.12.2018 00:16
Üniversitelerde bahse konu sorunların hallinde YÖK'ün yeniden dizayn edilmesi gerekir. Bunu da sayın cumhurbaşkanımız yapar. Saygılarımla..