'Haydar Haydar’ın notasını kim yazdı?

Sitemiz enpolitik köşe yazarı, iletişimci, İTÜ TMDK Sanatçı Öğretim Üyesi Dr. Göktan Ay’ın, Türk Halk Müziği’nin önemli eserlerinden biri olan, merhum Ali Ekber Çiçek bestesi, Haydar Haydar’ın notasının alınma hikayesini, “tarihe not düşerek” yaptığımız röportajı siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz...
Eklenme Tarihi: 17.02.2019 09:47:00 - Güncellenme Tarihi: 19.02.2019 10:14:49

İnternet gazetemiz enpolitik köşe yazarı, iletişimci, İTÜ TMDK Sanatçı Öğretim Üyesi Dr. Göktan Ay, Türk Halk Müziği’nin önemli eserlerinden biri olan, merhum Ali Ekber Çiçek bestesi, Haydar Haydar’ın notasının alınma hikayesini, yaptığımız röportajla tarihe  not düştü. 



ENPOLİTİK: Hocam, nereden çıktı bu Haydar Haydar’ın notalama işi?

AY: Türk Halk Müziği’nin Ali Ekber Çiçek tarafından repertuvarımıza kazandırılan  önemli eseri “Haydar Haydar” ın notasını, bir çalışma için arayınca ilginç bir sonuç çıktı. Bu nota Can Etili imzasıyla ve TRT Müzik Dairesi Başk. Repertuvar Kurulu’nun 3193 No’lu notası ile arşive girmişti. Bu esere, büyük üstadlar; rahmetli Adnan  Ataman, Yücel Paşmakçı, Tuncer İnan ve rahmetli Nida Tüfekçi çok önem verirdi ve programlarında repertuvara alırlardı.

Peki;

1/ Neden 1988 yılına kadar notaya alınmadı?

2/ TRT’de, yıllarca  notası olmadan mı çalındı?

3/ Bağlama çalmayı bilmeyen Can Etili,  bu eseri  notaya nasıl aldı veya aldı mı?

4/ 1988’li yıllarda, bu eser “Notaya alan: Can Etili” şekliyle TRT Denetleme Kurulu tarafından kabul edilince, çok konuşulmuştu.

İşte bu konuları araştıralım ve konunun uzmanlarına soralım dedik…

ENPOLİTİK: İlk önce hangi notadan yola çıktınız?

AY: Şu anda internette veya TRT arşivine  girdiğinizde karşımıza çıkan aşağıdaki notaya baktık.



Notanın 3.sf. altında şu açıklama vardır? https://sarkilarnotalar.blogspot.com/2012/10/ondort-bin-yil-gezdim-pervanelikte.html

Yöresi: Erzincan

Kaynak Kişi: Ali Ekber Çiçek

Derleyen: Ali Ekber Çiçek

Notaya Alan: Adnan Ataman

Seslendiren: Ali Ekber Çiçek

https://sarkilarnotalar.blogspot.com/2012/10/ondort-bin-yil-gezdim-pervanelikte.html

Bu eser, A.E.Çiçek’in türkü formuyla örülmüş bir bestesidir. O nedenle, Kaynak Kişi: Ali Ekber Çiçek’tir,  ama “Derleyen: Ali Ekber Çiçek” yanlıştır. Bir eseri besteleyen, derlemeci olamaz. Ayrıca, önemli bir ayrıntı “derleme tarihi” de  yoktur…

ENPOLİTİK: Konu ile ilgili kaynak  bir yazı var mı? Sözleri ne anlatıyor?

AY:. Ali Ekber Çiçek’in yorumladığı Aşık Sıtkı Baba Devriyesi’nin anlamını Ahmet Özdemir’den rica ettik “Bilmiyorum dinlediniz mi? Erzurum Semahı adı verilmiş. Sözleri, Ali Ekber Çiçek’ten anımsadığınız “On dört yıl dolandım Pervanelikte /   SIDKI ismim buldum divanelikte /   Sundular aşk meyin mestanelikte /   Kırkların ceminde dar’a düş oldum.” Sözlerini içeren ünlü “Haydar Haydar” deyişinin sahibi olan Sıtkı Pervane’ye ait.” diye yazmış. http://www.istanbulgazetesi.com.tr/erzurum-semahi-ve-sitki-makale,73380.html

Ali Ekber Çiçek babasından öğrendiğini söylediği Sıtkı Baba’nın “Devriyesi”nin okuduğu güftenin birinci kıtasını yanlış öğrenip, yanlış nakletmiş. "On dört bin yıl gezdim pervanelikte" değil, "On dört yıl dolandım pervanelikte” olacaktır. Kolay ve yüzeysel anlatımla, Âşık Sıtkı Baba, “Sıtkı” mahlasını almadan önce, on dört yıl “Pervane' mahlasını kullanmıştı. "Sıtkı ismin buldum divanelikte” diyerek Sıtkı mahlasını aldığını anlatıyor.

Tasavvufta Pervanenin felsefesi, "öl ve ol" ile açıklanıyor. Olmak için ölmek, ölmek için de olmak gerekir. Aslında varoluşla beraber yok oluş, yok oluşla beraber yeniden bir var oluş meydana gelir. Çünkü var olmayan bir şeyin yok olması mümkün değil.

Mum, aleviyle hem kendini hem de pervaneyi gerçeğe yönlendiren ilahi bir güç olarak algılana geldi.

“İçtim şarabını mestanelikte

Kırkların ceminde dara düş oldum”

Kırkların ceminde, tek bir üzüm tanesinin sıkılıp suyunun kırk kişi tarafından içilip mest olunmasına telmih yapılıyor.

Kırkların Cemi nedir?

Denir ki, Hz. Muhammed, bir gün Ashâb-ı Suffa'nın yani Mescid-i Nebevî’nin arka tarafına, etrafı açık ve üstü hurma dallarıyla örtülü gölgelik, çardakta bulunan ve uzakta

:“ n gelen ve ailesi olmayan fakir Müslümanları ziyaret etmek istemiş. İçeri girmek istemiş.

“Kimsin" demişler. Hz. Muhammed, “Peygamberim," diye buyurmuş.

İçerden ses gelmiş: “Peygamberliğini ümmetine yap; bizim, peygambere ihtiyacımız yok!"  Hz. Muhammed geri dönüp giderken, Allah’tan tekrar kapıya gitmesi emrini almış. Dönüp girmek istemiş. İçeriden, “Kimsin?” sorusu gelmiş. “Rasûlüm” diye buyurmuş.

Bu defa:

“Buraya Rasûl sığmaz” diyerek, yine almamışlar. Hz. Peygamber, dönüp giderken Allah, tekrar dönmesini buyurmuş. Bu sefer “kimsin” sorusuna: “Seyyidül – Kavm,  Hâdimül – Fukarâyım”, yani, “toplumun ulusu, yoksulların hizmetçisiyim” demiş. Bunun üzerine kapıyı açmışlar.

Hz. Muhammed içeride otuz dokuz kişinin olduğunu görmüş. “Siz kimsiniz,” diye sormuş.

“Kırklarız; hepimizin gönlü birdir, birimiz neyse hepiniz odur” diye cevaplamışlar. Hz. Muhammed, kanıtlamalarını istemiş. O ana kadar Hz. Ali’nin de aralarında olduğunu fark etmemiş.

Kırklar:  “Birimizden kan akarsa, kırkımızdan da akar demişler ve Hz. Ali, kolundaki damarı, neşterle yaralamış. Kan akmaya başlayınca, otuz sekizinin kolundan da kan akmaya başlamış. Aynı zamanda tavandan da kan damlamaya başlamış. Hz. Peygamber, bunu sorunca şu cevabı almış:

“Birimiz, dışarıda; bize yiyecek toplamaya çıktı; bu kan, onun kolundan damlıyor.” Hz. Ali’nin kolunu bağlamışlar; öbürlerinden akan kan da durmuş. Dışarıda olduğu söylenen Selman gelmiş. Bir tâne üzüm getirmiş, bu bir üzüm tanesini kırklara paylaştırması için Hz. Peygamberin önüne koymuş. Hz. Muhammed, nasıl pay edeceğini düşünürken Cebrail, Cennet’ten tabak getirmiş ve ezmesini söylemiş. Hz.Muhammed üzümü ezmiş, suyla karıştırmış. “Kırklar”ın hepsi birer yudum içmiş. Hz. Muhammed’de içmiş. Hepsi mest olup semâha kalkmış. Hz. Peygamber, semâh ederken başında sarığı çözülüp yere düşmüş. Kırklar, bu sarığı kırk parçaya bölüp bellerine bağlamışlar, tennûre, yâni libâs edinmişler.

İnanışa göre Kırklar bunlar. “Kırkların ceminde dara düş” olmak, yani “dara durmak” denir?

İki çeşit “dar” vardır. Biri dara çekilmektir ki, bu yargı ve ceza ile sonuçlanır. "Dar ağacı" adı buradan gelir. 

“Dara durmak” ise; iki el göğüste, sağ ayak baş  parmağı, sol ayak üzerine konulmuş, saygı duruşudur.  Yaratıcının huzurunda durduğunu kabul ederek; özünü, benliğini ortaya koyup, teslim olmanın ifadesidir. Niçin sağ ayak başparmağı, sol ayak üzeredir. Anlatıya göre Hz. Hüseyin'in kendisinden su isteyen büyüğüne su götürürken sol ayağını bir yere çarparak kanatmış. Saygısı gereği gizlemek için böyle durmuş. Dar aynı zamanda “öne eğilip duaya durmaktır.”  Dede de aynı durumda “gülbank” söyler.

Yaratanın huzurunda dara duran için gizli, saklı yoktur. O her şeyi bilen ve görendir. Öğretilir ki, “Dar”da, “Ölmezden önce ölünür ve hayat sorgulanır, ruh arındırılır. İnsan-ı pak olunur.

Dar, cemde pir önünde duruş biçimidir. Pir önünde durmak kırklar katında durmak, Şahı Velayet katında durmak demektir. Şahı Velayet, Şahı Merdan Ali’dir. Velilerin ve velilik makamının Şahı demektir. Mansur darı, Fazlı darı, Nesimi darı ve Fatıma darı gibi dört şekli uygulanıyor.

“Güruh-u Naci’ye özümü kattım, İnsan sıfatından çok geldim gittim

Bülbül oldum Firdevs bağında öttüm, Bir zamanlar gül için zara düş oldum”

Bu dörtlük bazı kaynaklarda “Ben Adem’den evvel çok geldim gittim / Yağmur olup yağdım, ot olup bittim / Bülbül olup Firdevs bağında öttüm / Bir zaman gül için hara düş oldum.” Şeklinde yer almış. Bu dörtlüğü anlayabilmek için önce “Devriye” hakkında bilgi vermek gerekir: Alevi inanışında insan ruhunun asıl kaynağı olan “vücud-u mutlak” yani gerçek varlıktan  ayrılıp, tekrar ona dönünceye kadar geçireceği evreler “Devriye”de anlatılır.  Evren’de bütün galaksilerde yer olan gök cisimlerinin her dönüşü de devir olarak adlandırılıyor.

Devriye, “İnna lillah ve inna ileyhi raciun...” “Allah'tan geldik yine ona döneceğiz” ayeti ile açıklanabilir. Ama tasavvuf ehli kişiler çok geniş bir daire çizerler. Sudan taşa toprağa, oradan bitkiye, sonra hayvana, nihayet insan-ı kamil e kadar bir tekamül zinciri oluştururlar. Alevi - Bektaşi yorumu çok daha net bir reenkarnasyon içerir. Yunus Emre, Ölürse tenler ölür/ Canlar ölesi değil, der.

Devriye şiirlerinde bu anlatılır. Sıtkı Baba Divanı’nda dört devriye bulunuyor. Bunlardan biri, güftede yer alan iki kıtanın bulunduğu devriyedir.  Devriyeler; giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşuyor. Bir devriyeyi yorumlamak için tamamını okuyup, yukarıda sözünü ettiğimiz manevi tertibe uygun devirin aşamalarını görmemiz gerekiyor.

Örneğin Ali Ekber Çiçeğin okuduğu bölümün ilk dörtlüğü şöyle: 

Çatılmadan yerin göğün binası, Muallakta iki nur’a düş oldum

Birisi Muhammed birisi Ali, “Lahmike lahmi”de bire düş oldum.

Devriye, daha insan yani Âdem yaratılmadan önce evrenin yaratılışı ile başlıyor. Yerin göğün binası çatılmadan askıda duran iki nura rastladığını, bunlardan birinin İslâm peygamberi Hz. Muhammed, diğeri de Hz. Ali olduğunu anlatıyor.

 “Lahmike lahmi” Hz. Muhammed’in Hz. Ali’ye söylediği “etin etimdendir” sözü ile birliğe Muhammed Ali yoluna ulaşılıyor.

Açıklamamızı doğrulayan şu dörtlük söyleniyor:

“Ben Adem’den evvel çok geldim gittim, Yağmur olup yağdım, ot olup bittim

Bülbül olup Firdevs bağında öttüm, Bir zaman gül için har’a düş oldum.”

Bu devriyenin sonuç bölümünü son dörtlük oluşturuyor. Yolculuk tamamlanmış ve artık insan-ı kâmil olarak içinde bulunduğu ortama gelinmiştir:

Sıtkı’ya çok şükür didara erdim,     Aşkın pazarında Hak yola girdim

Gerçek ariflere çok meta verdim, Şimdi Hacı Bektaş Pir’e düş oldum.

Gelelim sözünü ettiğimiz güftede yer alan ikinci dörtlüğe:

Güruh-u Naci, Âdem’den Hatem’e,  Şit’den Muhammed’e Hak yoluna girmiş bütün peygamberlerin içinde bulunduğu topluluktu. Şöyle ki, Alevi yaradılış mitolojisine göre, Adem’in Havva’dan olan soyu, Habil’in Kabil’i öldürmesi üzerine lanetlendi. Şit diğer adı ile Naci, Allah tarafından Âdem’e oğul edildi. Ona eş olarak da cennette bir huri olan Naciye ana verildi. Havva’nın soyu lanetli iken Naciye ananın soyu temiz bilindi. Birlik ve Hakk nuru Âdem den Şit peygambere ondan da diğer peygamberlere, son olarak Muhammed’e geldi. Bütün peygamberler Naciye ananın soyundandı. Alevi inancına göre “nur” ocaklarla ve on iki imama kadar ulaştı. Güruh-u Naci, temiz,  kirlenmemiş toplumdu.

Firdevs bağı Cennet’in en gözde katıdır. Şöyle ki, bütün ayet, hadis ve âlimlerin yorumlarından Cennet'in katları olduğu anlaşılıyor. Bu katlardan bazıları daha yüce ve nimetleri daha güzel veya daha üstün. Firdevs Cenneti de derecesi en yüksek Cennet katı olarak bildiriliyor.

Sıtkı Baba Divanı’nda “Devriye”nin tamamı şöyle:

Çatılmadan yerin göğün binası, Muallakta iki nura düş oldum

Birisi Muhammed birisi Ali, “Lahmike lahmi”de bire düş oldum.

Ezdi aşkın şerbetini hoş etti, Birisi doldurdu biri nuş etti

İkisi bir derya olup cuş etti, La’l ü mercan inci düre düş oldum.

O derya yüzünde gezdim bir zaman, Yoruldu kanadım dedim el aman

Erişti car’ıma bir ulu sultan, Şehinşah bakışlı ere düş oldum.

Açtı nikabını ol ulu sultan, Yüzünde yeşil ben göründü heman

Kaf ü Nun suresin okudum o an, Arş kürs binasında yare düş oldum.

Ben Adem’den evvel çok geldim gittim, Yağmur olup yağdım, ot olup bittim,

Bülbül olup Firdevs bağında öttüm, Bir zaman gül için hara düş oldum.

Adem ile balçık olup ezildim, Bir noktada bir hurufa yazıldım

Adem’le can olup Şit’e süzüldüm, Muhabbet şehrinde kara düş oldum.

Mecnun olup Leyla için dolandım, Buldum mahbubumu inanıp kandım

Gılmanlar elinde hulle donandım, Dostun visalinde nara düş oldum.

On dört yıl dolandım pervanelikte, Sıtkı ismim buldum divanelikte

Sundular aşk meyin mestanelikte, Kırkların Ceminde dara düş oldum.

Sıtkı’ya çok şükür didara erdim, Aşkın pazarında Hak yola girdim

Gerçek ariflere çok meta verdim,Şimdi Hacı Bektaş Pir’e düş oldum.

ENPOLİTİK: Kimlerle görüştünüz?

AY: THM alanında uzman 15 sanatçıya konu ile ilgili bilgi sahibi olup olmadıklarını sordum. Bir kısmı cevap vermedi, özel bilgi sahibi olmadıklarını söyleyen de oldu veya çekindiler herhalde!..

Mezunlarla görüştüm, şunları anlattılar (25.01.2019); Rahmetli A.E.Çiçek, (rahmetli) hocamız Nida Tüfekçi  tarafından okula davet edilmiş, 3-4 hafta   bu eser derste çalınarak “Çetin Akdeniz, Nedim Çiçek, Şafak Gürler, Güray Hafiftaş, Arif Yanmaz, Orhan Hakalmaz, Nuran Çaylak, Zeynep Düztan, Nihat Erdağ, Hasan Gümüş, Nuray Hafiftaş  v.b.” öğrencilere dikte ettirilmiştir. Günümüzde, THM’nin önemli iyi icracıları olan  öğrencilerimiz tarafından (tezene vuruşlarıyla) notaya alınmıştır. O nota aşağıdadır.



Buradan da anlaşılıyor ki, Prof. olmayan, ama THM üstadı/hocası olan Nida Tüfekçi, derste öğrencilere bu eseri notaya  aldırmış, ama bunu TRT’ye göndermemiştir.

ENPOLİTİK: THM üstadı Şenel Önaldı ile görüştünüz mü?

AY: İTÜ TMDK’ya ve THM’ne önemli hizmetlerde bulunmuş, hocamız (E) Prof.Dr. M.Şenel Önaldı, ile telefonda uzun bir sohbetimiz oldu ve tarafıma gönderdiği notta şöyle yazmış(26.01.2019):

“Ali Ekber Çiçek ile bir anektod.

Bir gün Fatih, Fevzi Paşa bulvarındaki muayenehaneme Ali Ekber ÇİÇEK geldi. “Bende Alevi- Bektaşi edebiyatıyla ilgili kitapların olduğunu”, yayınlamış olduğum Türk Halk Musikisi Ansiklopedisinden dolayı  öğrenmiş ve benden onları bir müddet için istemişti.  Abdülbaki Gölpınarlı’nın “ ALEVİ BEKTAŞİ ŞAİRLERİ” adlı (3) Cilt’ ini de kendisine verdim. Üç buçuk ay sonra uğradığında, kitaplarımı da getirdi ve bana bir şey dinletmek istediğini söyledi. Dinlediğim eser “ Haydar Haydar”dı.  “Bu çok zor ve çok enteresan bir şey” dediğimde, çok eski deyiş melodileriyle karma bir eser oluşturduğunu” söylemişti. Nota yazmalarında usta oluşumdan dolayı bunu, notaya almamı istedi ve ben de almaya çalışmıştım. İşte o günden kalan hatıra bu notadır. Bazı nota yazmalarım (sanatçıların okumasından) TRT arşivine girmişse de maalesef o sanatçılar  derleyen ya da nota yazarı olmuştur.”

Yani,hoca  diyor ki, “bazı kişiler notaya alınan türkülerin kütüklerine isimlerini yazarak “intihal, çalma” yapmışlardır.”

(Şenel Önaldı ve Ali Ekber Çiçek, Saray Sineması’ndan bir hatıra..)

Yine Ş. Önaldı’nın dediğine gör; “Nida Tüfekçi, notaya almadığı hiçbir eseri, “notaya alan”  kısmına adını yazarak TRT Denetleme Kurulu’na göndermemiştir.” Bu, alkışlanacak bir davranıştır.

Şimdi Ş. Önaldı’nın  notaya aldığı eseri veriyoruz.



ENPOLİTİK: THM üstadları; Yücel Paşmakçı ve Tuncer İnan ile de görüştünüz mü?

AY:Evet… THM’nin değerli ve önemli isimlerinden, İTÜ TMDK’ya da hizmet etmiş hocamız Yücel Paşmakçı ile görüşmemizde şunları söyledi(27.01.2019); “Ben Nida Bey’in notaya aldırdığını bilmiyorum. A. Ataman’ın notaya aldığını biliyorum, ama o da, TRT Denetleme Kurulu’na göndermemiş. Ben, A. E. Çiçek’ten derlemiş ve notaya almıştım, TRT’ye vermedim. Ancak, şimdi nota nerededir, bilmiyorum. Haydar’ı notaya almak için bağlamayı iyi derecede çalmak lazımdır. O ismin aldığını zannetmiyorum, bir yerden notayı bulmuş ve kendi ismini yazmıştır. Elbette TRT Denetleme Kurulu’nun, bu notaya nasıl onay verdiği de önemlidir.

THM’nin değerli ve önemli isimlerinden, yıllarca TRT’ye saz sanatçısı ve Denetleme Kurulu Üyesi olarak hizmet etmiş A.Ataman ile İ.Ü.Devlet Konservatuarı THM Topluluğu’nda birlikte çalışmış Tuncer İnan konu ile ilgili şunları söyledi(31.01.2019);

“Haydar haydar ezgisi, A.Ataman hoca tarafından notaya alınmıştır. Yıllarca, konservatuarda ve TRT’de, Adnan Ataman’ın aldığı nota üzerinden çalınmıştır. Can Etili’nin bunu notaya alması mümkün değildir. Bu eserin notası, C. Etili imzası ile bize (İstanbul Radyosu Denetleme Kurulu’na) gelseydi, asla imzalamazdım, diğer üyelerde imzalamazdı. Bu nota, Ankara Radyosu Denetleme Kurulu’nca kabul görüp geldiğinde de, çok eleştirilmiştir. A.Ataman’ın notayı denetleme kuruluna göndermemesi, hiçbir şeyi değiştirmez. Boşlukta gezen, Denetlemeden geçmemiş bir notaya, isim yazıp göndermek son derece yanlıştır.”

Nida-Neriman hocalarımızın kızı, konservatuar mezunumuz Gamze Tüfekçi ile görüşmemizde(31.01.2019); “Bu konuda fazla bilgi sahibi değilim. Ancak, bu nota kabul edilip geldiğinde çok sansasyon yaşanmıştı. Hatta, notaya alanın konservatuar mezunu bir arkadaş olduğu söylenmişti. Bu notayı da kimse kullanmadı. Zannediyorum A.Ataman’ın aldığı nota kullanılıyordu.” dedi.

İTÜ TMDK Sanatçı Öğretim  Elemanı M.Kenan Durul, o zaman derste öğrencilerle aldığı ama TRT Denetleme Kurulu’na göndermediği notayı verdi (05.02.2019/Mızrap çalma teknikleri ile olan aslı bendedir):



ENPOLİTİK: Sonuçta tarihe ne gibi bir not düşüyorsunuz?

AY: Araştırmadan çıkan sonuç şu;

İTÜ TMDK’nın kuruluşunda emeği olan, THM’nin önemli ismi değerli Arif Sağ hocamla görüştüm, dedi ki; Bir eseri "notaya alan" kişi, bu eseri "çalabiliyorsa" doğrudur, "çalamıyorsa" doğru değildir, sorun vardır. Başka bir şeye bakmaya gerek yoktur. Bu kadar nettir.

İlgili uzman sanatçılar notaya aldıkları eseri, TRT Denetleme Kurulu’na vermemişlerdir.

THM sanatçı-uzmanları; bu eseri Can Etili’nin  notaya almasının imkansız olduğunda birleşmektedirler. Eser, çok farklı bir çalış tekniği ile çalındığından, bağlamayı çok iyi derecede çalan sanatçılar dahi zorlanmışlardır.

Can Etili’nin notayı başkasına yazdırdığı söylenerek isimler  verilmekteyse de, tarafımıza kanıt bilgi gelmemiştir. Genel görüş, ortada dolaşan, “notaya alan” kısmı boş olan notaya, Can Etili’nin kendi ismini yazmış olmasıdır.

Şu anda, çalınan nota Adnan Ataman’ın notasıdır ve uygulanmaktadır.

Dolayısıyla;

“Bilim/sanat insanı” olduğunu söyleyen bir kimse; “Ben yaptım oldu, kime hesap vereceğim” diyemez.

Ancak, bazı sanatçıların, eserleri intihal yaparak, notaya alan/derleyen kısımlarına kendi isimlerini yazdıkları bilinmektedir.  Aslında bu tip  uygulamalar; “hırsızlık”, “araklama”, “çalıntı” ya da “intihal” dir.

Biz sadece, bir gerçeğin ortaya çıkması için bu çalışmayı yaptık.

Kararı değerli okurlara sunmuş olduk.

Tarihe not düşmeyi bir görev sayıyoruz.




ENPOLİTİK: Enpolitik olarak, aksine bir gelişme, açıklama olursa yayınlamaya hazırız. Teşekkürler…

http://enpolitik.com/haber/288600/haydar-haydarin-notasini-kim-yazdi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*