Önceki gün, Gürlek'in kazancı ile mütenasip olmayan mal varlığını açıkladı. Özel'e göre,Gürlek'in aktif/pasif 452 Milyon değerinde mal varlığı var. Yine onun iddiasına göre Gürlek her ay 2-3 milyon civarında bir ödeme/harcama yapıyor.
Bu iddialara karşı Gürlek, dört gayri menkulünün olduğunu söylemekle yetindi.
Özgür Özel, Gürlek'i hedef alarak İBB davalarından onu sorumlu tutuyor.Bütün eleştirilerini ona yöneltiyor. O olmasaydı bu davalar olmayacaktı gibi bir kompozisyon çiziyor.Teşbihen söylemek gerekirse, tutan eli vurmak yerine, maşayı hedef alıyor.
Elbette Özel'in Erdoğan'a yönelik eleştirileri de var,ancak İBB davasının hesabını ondan sormak yerine Gürlek'ten sormayı tercih ediyor. Bu da bütün bu davaların gerçek sorumlusu olan Erdoğan'ın gölgede kalmasını sağlıyor.
Bu kenarında dolaşma stratejisinin Erdoğan'a yaradığına şüphe yok. Çeyrek asırlık iktidarına rağmen Erdoğan'ın belli bir oy potansiyelini koruyor olması, eleştirilerin kendisine yerine -kullandığı araçlara- yönelmesinden kaynaklanıyor.İlk on beş yılın bütün faturası Fethullahçılara kesildi.Kimse bu yapıya bazı bakanlıkları teslim edenin kim olduğunu sorgulamadı. Erdoğan," aldatıldım" dedi, bunu masumiyetinin karinesi sayarak onca yanlıştan elini- yüzünü yıkadı. Oysa hukukta, aldanmış olmak sorumluluktan kurtulmak için bir gerekçe değil. Örgütten, şundan- bundan yatanlara da,""aldatılmışlar" demiyor muyuz? Dağdakilere çağrı yaparken bile bu argümanı kullanıyoruz. Ama bu suçtan kurtulmak anlamına gelmiyor. Aldanarak veya bilerek işlenen suçlar arasında hiç bir fark yoktur.
Gürlek, satranç tahtasında sadece bir taş, onu oynatan ele bakmak lazım.Siyasi irade olmadan hiç bir bürokrat kendi başına bu kadar büyük operasyonlara girişme cesaretini kendinde bulamaz.Bu davaların nedeni, Gürlek'in varlığı veya yokluğu değil, arkasındaki siyasi iradedir.Gürlek'e yüklenmek, Gürlek gidince her şeyin süt liman olacağına inanma saflığıdır. O gider başkası gelir, önemli olan getiren, götüren eldir.
Diğer taraftan bir hukuk devletinde hakkında bu kadar şaibe bulunan bir kişinin bırakınız Adalet Bakanı olmayı, hukuk camiası içinde bile olmaması gerekir.Sadece mal varlığı ile ilgili iddialardan dolayı değil,bir hukukçu olarak verdiği imaj da böylesi görevlere uygun değil.
İnsanlar adalet görevini yerine getirenlere güvenmek tarafsızlıklarından,adaletlerinden emin olmak isterler.Yargıya güven devlete güvendir, tersi de devlete güvensizliktir.Devletten kopuş, adalete güven duygusunu kaybetmekle başlar.Bugün toplumun büyük kısmı yargıya güvenmiyor,başına bir şey gelirse hak ve hukukunun korunacağına inanmıyor.Sebep, yargı görevini icra edenlerin verdiği imajdır.Gürlek, kendini savunurken bile Muhittin Böcek'in Özgür Özel aleyhine -itirafçı- olabileceğini ima ederek, yargı'nın Böcek üzerinden bir çalışma yaptığını itiraf etti.Bu, bazı isimlerin -itiraf almak için- içeride tutuldukları anlamına geliyor.Böyle bir yargıya güvenilebilir mi?
Adalet terazisi o kadar hassastır ki, şaibe kabul etmez.
1993 yılında ABD Başkanı Clinton, Zoe Baird'i Adalet Bakanı olarak aday gösterdi. Daha Senato'nun onay süreci başlamadan Bair'in evinde çalışma izni olmayan Perulu bir çifti çalıştırdığı ve vergilerini zamanında ödemediği ortaya çıktı.Kamuoyunda tepkiler çoğalınca Baird adaylıktan çekilmek zorunda kaldı. Çünkü ABD kamuoyu, işçisinin sigortasını yatırmayan birinin adalet dağıtamayacağına inanmış, yoğun tepki göstermişti. Gürlek'in durumu Baird'le mukayese bile edilemez. Siyasetin bu kadar ortasında olan ve devasa mal varlığı ile ilgili iddialara şu ana kadar tatmin edici cevaplar veremeyen bir kişi bu işi hiç yapamaz. Soru ve sorun şudur: Onu göreve getirenler gerçekten adalet dağıtsın diye mi getirdiler, yoksa iktidarlarını tehdit eden engelleri ortadan kaldırsın diye mi? Gürlek'in kaderi bu iki sorunun cevabına bağlıdır.
Not: Bütün okuyucularımın Mübarek Ramazan bayramını kutlar, huzurlu, sağlıklı daha nice bayramlara erişmeyi dilerim.
