İrfan Sönmez


BİR KİTAP VE BİR YAZARIN ÇIĞLIĞI

PKK her sıkıştığında, ya ateşkes ilan etti, yahut müzakere çağrısı yaparak barış istediğini söyledi.


PKK her sıkıştığında, ya ateşkes ilan etti, yahut müzakere çağrısı yaparak barış istediğini söyledi.

Oslo ve birinci Çözüm süreçleri başarısızlıkla sonuçlandı. Çünkü PKK terör yoluyla elde edemediğini müzakere yoluyla elde etmek istiyordu. İstediği barış veya demokrasi değil, bölünmeyi, parçalanmayı kolaylaştıracak düzenlemelerin yapılmasıydı.

Şimdi üçüncüsünü deniyoruz; PKK aynı PKK, taleplerinde değişen bir şey yok, ama topluma -Terörsüz Türkiye- adı altında  pazarlanarak bir altın çağa geçiş gibi takdim ediliyor. Apo'yu kurucu önder yaparak, binlerce insanımızın katillerini serbest bırakarak, anayasayı değiştirerek, Apo'ya anayasanın kurucu taraflarından biri payesini vererek her şeyin düzeleceğini sanıyoruz.

Gidişattan endişe duyan milyonlarca insan var, haksız da değiller. Bilhassa Örgüt ve Öcalan'ı tanıyanlar, şapkadan ne çıkacağını tahmin edebiliyor,uyarılarda bulunarak yeni ve daha büyük bir felakete kapı aralanmasını önlemeye çalışıyorlar.

Onlardan biri de TSK'da sosyolog olarak çalışıp, Albaylığa kadar yükselen Alican Türk.

Alican Türk, daha önce bölgede gördüklerini, yaşadıklarını bir bilim adamı gözüyle kitaplaştırmış,kamuoyuna aktarmıştı. Aradan yıllar geçip yeni süreç başlatılınca kitabını genişletip güncelleştirerek," Güneydoğu'da PKK Entrikaları ve Faili Meçhuller" adı altında yeniden yayınladı. İyi de eti, kitabı okuyunca ihanete dışarıdan bakmakla içinden bakmak arasındaki farkı görebiliyorsunuz. Çalışmayı önemli hale getiren, Türk'ün sadece bir asker sosyolog olması değil, aynı zamanda kökeninin bir kolunun bu bölgeye dayanması, bölgenin geleneklerini, kültürünü, insan yapısını kısacası sosyolojisini iyi bilmesi.

Kitapta, askerin fedakarlıklarını, yaşadığı zorlukları, Örgüt'ün çalışma yöntemini,bebek, çocuk, kadın demeden yaptığı infazları bütün çıplaklığı ile görebiliyorsunuz.

Türk,Örgüt'ün ilk eylemlerine devletin ve TSK'nın hazırlıksız yakalandığını, 80'li yıllarda askerin terörle mücadele edecek teçhizattan yoksun olduğunu,bölgede PKK'nın müthiş bir psikolojik harekat yürüttüğünü, güvenlik güçleri ile halk arasında karşılıklı bir inanç ve güven zayıflığı oluşturduğunu söylüyor.(s.8) Bunun nedeni, PKK  güçlü propaganda ağıyla hep devleti suçlu, infazcı olarak gösterirken, devletin topluma, kamuoyuna zamanında, doğru ve doyurucu bilgi vermemesi, iletişim ve toplumu bilgilendirmeyi küçümseyerek, sağlıklı ve etkili bir iletişim kanalı oluştur(a)mamasıdır.(s.220)

Çalışmada, PKK'nın hedefi, çalışma yöntemi, vahşi cinayetleri çarpıcı örneklerle anlatılıyor. Şimdilerde vaziyetin gereklerini dikkate alarak her ne kadar barışçı bir dil kullanılıyor olsa da, Türk, bunun aldatıcı olduğunu,Öcalan'ın ipiyle kuyuya inilmeyeceğini, Onun paranoit kişiliğinden örnekler vererek anlatıyor. Birinci Çözüm sürecinde de Öcalan aynı  barış ve demokrasi dilini kullanmış, ancak İmralı'ya giden Demirtaş'ın ," sizin için bağımsızlıktan, özerklikten vazgeçti diyorlar diyince;  Öcalan," hiç bir şeyden vazgeçmedim, ben her şeyin zamanı var,  arabayı atın önüne bağlamayın diyorum" diyecekti. Yani sonra yapılması gereken işi öne almayın, her şey sırasıyla... 

Örgüt ve başı, bugün bir Kürt ulus devletinden vazgeçmiş  görüntüsü vermeye çalışsada, sahneye çıkışından itibaren,uzun süreli bir halk savaşı ile önce bir ulus, sonra da bir ulus-devlet yaratmayı hedeflemiştir. Bugün de gerçek hedefi odur. Onun karşı olduğu, bu amacın önünde engel olarak gördüğü Türk ulus devletidir. Nitekim Kuruluş Bildirisinde; PKK Kürdistan halkı için siyasal,kültürel,sosyal alanda gelişmenin ancak savaş ortamı içinde mümkün olacağına inanır denilerek,Kürtlüğün savaşla dirileceği ifade edilmiştir.(s.85) Öcalan'a göre Kürtler köleleştirilmiş,korkutulmuş,bilinçsizleştirilmiştir.Bu kanlı eylemler sayesinde uykusundan uyanacak, direniş büyüdükçe kendine güveni artarak kölelikten kurtulacaktır.Yarım asır süren kanlı eylemlerle işte bu Kürtlük ve özgürleşme bilincini oluşturmak hedeflenmiştir. 

Gelinen noktada, silahla elde edilebilecek olanın elde edildiği düşünüldüğü için, ikinci bir aşamaya geçmek için yeni bir plan devreye sokulmuştur. O aşama, silahla sağlanan bilincin siyasetle devletleşmeye taşınması, bunun için de şartların bu mücadeleye uygun hale getirilmesidir. Bunun için silahı bırakıp, siyaset silahını kuşanmak gerekli hale gelmiştir. Barış, kardeşlik, demokrasi nutuklarının arkasındaki gerçek niyet budur;ulus bilincini devletleşmenin harcı yapmak ve devletleşmek. Zira sadece devletleşmiş  yahut bunu hedeflemiş toplumların  dillerini -resmileştirme ve eğitim sistemine sokma- talepleri olur.Anayasal statü  bu amaçla istenir.PKK ne istiyorsa, barış veya demokrasi için değil, kedi amacına hizmet etmesi için istiyor.

Çalışmada PKK'nın bölge halkını devlet ve TSK ile karşı karşıya getirme amaçlı birçok iddiasına ikna edici cevaplar veriliyor. Dağa çıkışları haklılaştırmak için bazı çevrelerin PKK sanki 12 Eylül'den sonra Diyarbakır cezaevinde yapılan işkencelerden hareketle kurulmuş gibi yaptıkları yorumlar cevaplandırılır. Oysa PKK bundan iki yıl önce 1978'de kurulmuş ama eylemlerine bundan çok önce başlamıştır. (s.86) Daha Diyarbakır cezaevi yokken PKK, Apocular ismi altında vardır.

Alican Türk'ün çalışmasını değerli hale getiren konulardan biri de, çok istismar edilen faili meçhul cinayetlere getirdiği izah ve verdiği somut, belgeli örneklerdir. Telsiz kayıtları, itiraflar, ele geçen belge ve raporlar, bu faili meçhullerin bir kısmının aslında yaşadığını, bir kısmının Örgütte olduğunu, büyük bir kısmının ise Öcalan'ın talimatıyla şu veya bu sebeple infaz edildiğini gösteriyor.

Kaçma teşebbüsünde bulunanlar, farklı düşünenler, Apo'nun yatağına girmeyenler,eylem yapmakta başarısız olanlar, hatta uzun süre yaşayanlar bile muhakkak ajandır diyerek yok edilmiş devletin,TSK'nın üzerine atılmıştır.

Türk kitabında, buna güya İnsan Hakları için kurulmuş bazı derneklerin nasıl çanak tuttuklarını, TSK operasyonlarına  nasıl blokaj uygulamaya çalıştıklarını da anlatıyor. Bunların başında  hiç şüphesiz İHD' geliyor. Bu dernek, hazırladığı bir raporda, 1995-1997 yılları arasında gözaltına alınan 271 kişinin kaybolduğunu iddia edince, Emniyet Genel Müdürlüğü " Kayıp İddiaların Gerçek Yüzü" diye bir rapor hazırlamak zorunda kalmıştır.Rapora göre kaybolduğu iddia edilen 271 kişiden 72 kişinin cezaevinde olduğu belirlenmiş, 48 kişi bulunup ailelerine teslim edilmiş, 16 kişinin halen örgüt içinde faaliyet yürüttüğü, 3 kişinin ise örgüt tarafından infaz edildiği  belgeleri ile ortaya konulmuştur. Geriye kalanlar hakkında ise  yeterli bilgi verilmediği için akibetleri  hakkında bilgi elde edilememiştir. EGM'ye göre İHD,yasadışı PKK terör örgütü mensuplarına yönelik olarak yürütülen operasyonlarda yakalanan ve suçları adli makamlarca sabit olan terör örgütü mensuplarının sözcülüğünü yapmaktadır.(s.215) PKK'nın partilerinde siyaset yapan, milletvekili seçilen birçok ismin yolunun İHD'dan geçmesi EGM raporunu doğrulamaktadır.

Kitapta örgütten ayrılanların yazdıkları kitaplardan örnekler verilerek Öcalan'ın emriyle yapılan binlerce infaz Şemdin Sakık, Selim Çürükkaya gibi olaylara birebir tanık olmuş isimlerin ağzından  anlatılıyor.

Yazar aslında bu değerli çalışması ile yeni bir sürece girmiş terör ve bölücülük meselesinde bir uyarı fişeği atmakta, Terörsüz Türkiye masasının etrafında toplananları, bölücülüğü daha üst bir safhaya taşıyacak bu tuzağa düşmemeye çağırmaktadır. Dilerimi İktidarda kalma hırsı, bu ve benzeri sesleri duymaya engel olmaz.

Not:Türlü sıkıntılarla yeni bir Ramazan'ı idrak ediyoruz. Bütün okuyucularımın Ramazan'ının hayırlı olmasını ve  iç dünyamıza manevi zenginlik katmasını diliyorum.