İrfan Sönmez


BİR ULUSLAŞMA ARACI OLARAK NEVRUZ

Dün ülkenin birçok yerinde Nevruz kutlamaları yapıldı.


Dün ülkenin birçok yerinde Nevruz kutlamaları yapıldı.

Bazı yerlerde Bahar Bayramı olarak, bazı yerlerde bir uluslaşma aracı olarak... Nevruz, Türklere ait bir bayram, İran kültürüne girmeden çok önce, kaynaklar, Türkler tarafından kutlandığını söylüyor. Anadolu Türklüğünün Orta Asya Türklüğü ile sürekliliğinin kesilmesi ile bu coğrafyada önemini kaybetti. PKK'nın bunu bir Kürt Uluslaşması aracı olarak kullanması ile birlikte yeniden Anadolu Türklüğünün gündemine girdi. Ancak bayramın menşei ne olursa olsun bugün Kürt uluslaşmasının en önemli ve en etkili araçlarından biri haline gelmiştir.Nevruz, artık bir bayram değil bir ayrışma, bir farklılaşma malzemesidir, en azından bölücü çevreler bakımından.

Kutlamalara da bu zaviyeden bakmak lazım. Dün Diyarbakır'da bir bayram değil, teröristlerin eli kanlı katillerin kutsanması vardı.Daha kısa bir süre önce, 2024 yılında TUSAŞ saldırısında beş vatandaşımızı şehit eden teröristlerin resimli pankartları taşındı, Apo'nun mesajı okundu, Tuncer Bakırhan baştan sona tahrik ve kışkırtma kokan bir konuşma yaptı. "Kürtler statü istiyor,Yerel Demokrasi istiyor, ana dilleriyle eğitim yapmak istiyor" dedi. Bu taleplerin açılımı, bir cümle ile 'ayrışmak,bölünmek istiyoruz' demekti. Tom Barract, daha önce bir açıklamasında," Türkler özerklik kelimesinden çok ürküyorlar," demişti. Onun için taktik değiştirip yerel demokrasi demeye başladılar. Yerel demokrasi demek, buradan elinizi ayağınızı çekin, burayı biz yönetelim demektir. Bakırhan bunu açık açık söyledi.

'Terörsüz Türkiye' süreci başladığından beri ısrarla bu sürecin 'bizi bölünmüş Türkiye'ye' götüreceğini yazıyorum. Yerelleşme, aynı zamanda bir bölgede yaşayanlar için yeni sınırlar çizmek, o bölgeyi o insanlar için vatan yapmaktır. Sovyetler, Orta Asya'yı işgal ettiğinde şimdiki Türk Cumhuriyetlerine ait böyle sınırlar yoktu. Bu sınırları bölgeyi parçalamak ve kolay yutabilmek için Sovyet yönetimi çizmişti. Sovyetlerin yıkılışından sonra o sınırlar o devletlerin tabii sınırları gibi görüldü ve öylece kabul edildi. Ortadoğu'daki sınırlar da öyledir; Çizenler(Sykes-Picot) İngilizlerle, Fransızlardır, bugün onu canla başla doğal sınırlarımız diye savunanlar ise bölge halklarıdır.Önemli olan, sınırları kimin çizdiği değil onun, zamanla tabii sınırlar olarak görülmesi ve benimseniyor olmasıdır. Bakırhan bunu biliyor, böyle bir taviz koparılırsa -bölgede- TC'nin egemenliği yerine kendi egemenliklerinin geçeceğini düşünüyor.

Bölünme, sadece bir kısım toprağın mukaddes vatan toprağından koparılması değildir. Asıl bölünme, insanların/toplulukların farklı yönlere gitmesi,farklı siyasal projelere inanır hale gelmesidir. Tarih bize önce insanın, sonra toprağın kaybedildiğini söylüyor. 'Terörsüz Türkiye' aldatmacası ile bölge insanı iyice PKK'nın kucağına itildi. Kürtler bir bütün olarak PKK ve Öcalan'ın ipoteği altına sokuldu.Onlara hepinizin temsilcisi Apo'dur mesajı verildi. Devlet içinde ayrı bir -siyasi merkez- oluşturuldu.Açıkça PKK'nın 40 yılda yapamadığı, şimdi üçüncüsü denenen -süreçlerle-yapıldı.

Sürecin mimarları bu nereye gittiği belli süreçle ilgili eleştirilere çok sert cevaplar veriyorlar. Mümkün olsa -kimse konuşmasın- diyecekler.Oysa süreci eleştirenler yıkıcı bir dil kullanmıyor, Kürtlerle kardeşliğimiz bozulmasın diye özenle PKK ve artıklarını Kürtlerden ayırıyor. Eleştirilerini Kürtleri incitmemeyi hedefleyen bir dil üzerinden yapıyor. Ama Bakırhan'ın dili öyle mi? Her kelimesinden kin ve kan damlıyor. Tehdit ediyor, "mecbursunuz" diyor,"Kürtler artık basit düzenlemelere razı olmaz" diyerek bütün yolları kapatıyor. "Müzakere edilecek bir şey yok şunları şunları yapın" diyor. Bu dil tabii olarak karşıtını üretiyor.Ana dilde eğitim mesela, diyelim ki,bölgede Kürtçe eğitim yapmaya karar verdiniz. Bölgede Türklüğü hatırlatan her şey silinecek, çocukların esas dili Kürtçe olacak,Türkçeyi doğru dürüst öğrenemeyecek, Türkçeyi iyi bilmeyen biri Türkiye'nin hangi kurumunda görev yapabilir? Ona diline uygun bir devlet mi vereceksiniz?

Soruları çoğaltmak mümkün, dün şayet Nevruz etkinliklerini izledilerse sebep oldukları manzara karşısında -çözümcüler- ne düşündüklerini merak ediyorum; Mesela,Erdoğan,Bahçeli ve Kurtulmuş,ne düşündüler acaba? Bir an olsun hata ettik diye düşündüler mi? Yahut " biz ne istemiştik, bunlar nasıl anlamış" diye içlerinden geçirdiler mi?

Türkiye çok sancılı, çok yanlış bir yola sokuldu.İki yıl önceki Nevruz kutlamalarını dünkü kutlama ile sayısal/katılım açısından mukayese ederseniz ne dediğimi anlarsınız.Umarım, çok geç olmadan bu mayınlı yoldan dönülür, bölge PKK'nın insafına terk edilmez, yoksa... Yoksasını düşünmek bile istemiyorum.