Ali İhsan Dilmen

Tarih: 28.02.2025 21:50

CHP NE YAPMAK İSTİYOR?

Facebook Twitter Linked-in

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile yönetildiğimiz herkesin bildiği bir husus.

Bu durum sebebiyle, herkesin bildiği gibi Altılı Masadan evvel muhalif dört parti MİLLET İTTİFAKI'nı kurmuştu.

Yine hepimizin bildiği gibi 2007 yılında mecliste yapılacak Cumhurbaşkanı seçiminde hukuk amacı dışında kullanılarak Sabih Kanadoğlu’nun şapkasından çıkardığı 367 vekil zorunluluğunu aşmak amacıyla AK Parti iktidarının ürettiği demokratik çözüm referandum sayesinde Cumhurbaşkanını halkın doğrudan seçmesine yönelik referandum kararı alınmasından sonra Cumhurbaşkanlığı seçimi halkın kararına bırakılmıştı.

Referandum yoluyla yapılan değişiklikten sonra Cumhurbaşkanlığı aday belirleme sürecinde ise partiler arasında adaylar üzerinden ittifaklar yapılmaya başladı.

Çünkü, seçimlerde Adaylardan birinin %50+1 oy çoğunluğunu alması gerekiyordu.

Yeni duruma göre yapılan seçimlerde Erdoğan 1. turda ve ittifaksız kazandı.

CHP-MHP'nin ortak adayı Ekmelettin İhsanoğlu ve Selahattin Demirtaş ilk turda seçimi kaybetmiş oldular.

2018’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce MHP saf değiştirdi ve  Erdoğan’a destek kararı aldı.

Hatta bununla yetinmedi ülkeye bugünkü CBH Sistemi modelini önerdi.

Böylece Erdoğan'a istediği “Tek Adamlığı” vermiş oldu.

Bu sürece gelirken 2017 yılında MHP'nin önerdiği CBH Sisteminin referandumu yapıldı ve referandumu da az farkla Ak Parti+MHP  tarafı  kazandı.

Haliyle bir yıl sonra yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini de Erdoğan %52 gibi oranla ilk turda seçildi.

Yapılan son seçimde ise Erdoğan Cumhur İttifakının adayı olarak girdiği 3. seçimde ilk defa ikinci tura kaldı.

Bunun sebebi sayın Kılıçdaroğlu'nun toplumsal muhalefeti bir arada ve ortak amaç etrafında birleştirmesiydi.

Kılıçdaroğlu’nun iktidarla mücadele yöntemi ve üslubu, muhalefeti bir arada tutma, ortak güç oluşturma çabası olarak görmek gerekiyor.

Seçim öncesi süreçte muhalefetin ortak hedef etrafında kenetlenmesini sağlamanın görünen zorluğuna rağmen Altılı Masa içinde yer alan muhalif partilerden bazılarının lider ve Genel Merkez kadrosunun tutumu üzerine masadan topluma yansıyanlar seçmen nezdinde güvensizlik oluşmasına sebep oldu.

Tabi bu arada iktidarın özellikle Erdoğan'ın makamının gücünü ve devlet imkanlarını seferber etmesinin seçimlerde mukayese edilmeyecek derecede haksız rekabet oluşturduğunu da söylemek gerekiyor.

Bütün bunlara rağmen seçim 2.tura kalmıştı.

İkinci tur aralığında ise Kılıçdaroğlu'nun Ümit Özdağ'la yaptığı gizli protokol seçmen üzerinde var olan güven bunalımını pekiştirdi.

Bize göre bütün bunlara rağmen elde edilen sonuç bir başarıydı ve muhalefet adına gelecek için umut vericiydi.

Maalesef, seçimlerden hemen sonra Özgür Özel liderliğindeki CHP'de parti içinden Altılı Masa bileşenlerini tahkir eden ve ortaklarının “Milletvekilliği avcılığına çıkmış avcılar” olarak dillendirilmesi karşısında yükselen sesleri susturmaması, muhalif bloğun bütünlüğünün dağılmasına sebep oldu ve hatta CHP parti içi bütünlüğünü korumakta dahi bir hayli zorlandı dememiz lazım.

Bu ahval içinde CHP, muhalif kesimleri bir arada, ortak amaç için toparlayıcı, kapsayıcı politika üretemedi.

Ülkenin can yakıcı iç ve dış politika konularıyla uğraşmak yerine, üç yıl sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi için aday belirleme sürecini parti üyeleriyle belirleme popülistliğine yöneldi.

Bize göre bu tutum toplumdan kopmak, muhalif kesimleri görmezden gelmek, yangından mal kaçırma telaşına düşmüş görüntüsü vermektedir.

Sanırım CHP’nin, 31 Mart Yerel Seçimlerinde aldığı başarılı sonuçlar davranışlarının yönünü belirlemesinde etkili oldu.

CHP Genel Merkez yönetimi yıpranan iktidara karşı, Cumhur İttifakının adayının kim olacağı henüz belli bile değilken seçim telaşı içine girmesinin maliyetini hesap etmemektedir.

CHP yönetimi, Altılı Masa etrafında oluşan muhalif blokun bütünlüğünü koruyucu politika üretmek, muhalefeti büyütmeyi sağlamak için çalışacağına gereksiz kibir içinde davranmakta, diğer muhalif partiler CHP'ye mahkummuş gibi davranmaktadır.

Hatta, seçim zamanı geldiğinde parti içinde yaşanacak sürpriz adaylar çıkabileceğini dahi hesap edememekte, ön seçime katılmayan sayın Mansur Yavaş ve Genel Merkez yönetiminin yanlışlarını ifade etmekten kaçınmayan ve oldukça ölçülü, haklı eleştiriler getiren eski Genel Başkanın yapabilecekleri hakkında bir hazırlığı olduğu izlenimi vermemektedir.

Dahası, Altılı Masa içinde yer alan farklı muhalif partilerden yeni blok veya blokların çıkabileceğini düşünememekte, daha çok su kaldırma potansiyeli taşıyan “hamuru” acele bir şekilde yoğurma telaşı içinde davranmaktadır.

Bilinmelidir ki, Erdoğan'ın aday olamadığı bir seçim çok şeylere gebe olacaktır.

Bütünlüğünü koruyamayan CHP ise, böyle bir durumda ikinci tura dahi kalamayabilir,

kalsa bile seçimi alma ihtimali oldukça düşük seviyede de kalabilir.

Görünen o ki, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi muhtemelen çok adaylı olacak.

Yapılan anketlere göre şu anda hem Cumhur İttifakı, hem CHP %25 oranında desteği zor bulmakta, seçmen kararsızlığını sürdürmeye devam etmektedir.

Bize göre CHP, Cumhurbaşkanlığı adaylığı yerine topluma;Demokrasi, Hukuk, Parlamenter Sistem vaad etmeli, “Tek adam keyfiliğine” karşı denetlenmeye açık, şeffaf yönetim teklifinde kararlı politikalar önermelidir.

Bunu yapmayan, yapamayan CHP'nin yükselme ve Genel Seçim kazanma ihtimali zayıftır.

Ve seçmen nezdinde umut oluşturan güçlü bir merkez yapı çıkarsa eğer işi daha da zorlaşacaktır.

CHP, sadece kutuplaştırıcı siyasete güvenerek politika üretirse bunun karşılığını toplumdan alamama riskini göze almak zorundadır.

Buna birde “Terörsüz Türkiye” söylemini eyleme dönüştürmeyi başarırlarsa eğer nasıl politik bir dil üreteceksiniz merak ediyorum.

Sadece Erdoğan karşıtlığıyla neyi ne kadar topluma anlatabileceksiniz?

Şimdilik bunları dostça söylemiş olalım.

Siz de bunları tekrar düşünün isterseniz!


 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —