Rubil Gökdemir


İNSAN ZİHNİ MUTLAKLIK ÜRETMEYE YATKINDIR !

(Çatışma ve gerilimlere dair bir çözümleme)


İnsan, belirsizliğe tahammülü düşük bir varlıktır. Kaos korkusu, ontolojik güvensizlik ve anlam arama ihtiyacı onu “kesin doğrulara” yöneltir. 
Bu anlamda din insana çok güçlü bir çerçeve sunar.

Ancak ilahi olanın mutlaklığı sadece kadim metinlerde kalmaz, işin içine tarih ve sosyolojinin yansıması olan insan zihni ve yorumu girdiğinde işler karışır. 
Asıl sorun, insanın kendi yorumunu ilahi mutlaklıkla özdeşleştirdiği anda başlar.

İbn Haldun, insanın toplumsal aidiyet (asabiyet) üzerinden hakikat algısı ürettiğini söyler. Yani kişi çoğu zaman “hakikati” değil, ait olduğu grubunun hakikatini savunur. Bu noktada din veya kapsayıcı ideolojiler kimlik koruma aracına dönüşür.

KUTSALI SAHİPLENME = GÜCÜ SAHİPLENME

Tarih boyunca “Tanrı adına konuşma” iddiası, en güçlü meşruiyet üretim aracıdır. Çünkü Tanrı’ya itiraz edilemez.

Max Weber’in kavramıyla söyleyelim: karizmatik otorite, kutsallık üzerinden rasyonel sorgulamayı devre dışı bırakabilir.
Kişi şuna inanır: “Ben konuşmuyorum, beni Allah konuşturuyor.”

Bu psikolojik eşik aşıldığında, yapılan eylem artık bireysel sorumluluk değil, “ilahi görev” olarak görülür. Bu da şiddeti ahlaki bir yük olmaktan çıkarıp ibadet hissine dönüştürebilir.

KENDİ YORUMUNU MUTLAKLAŞTIRMA MEKANZİMASI:

Erich Fromm, insanın özgürlükten kaçma eğiliminden söz eder. Özgürlük sorumluluk getirir. Oysa dini ve ideolojik dogmatizm rahatlatıcıdır:

Düşünmek zorunda değilsin.
Sorgulamak zorunda değilsin.
Vicdani muhasebe yapmana gerek yok.

Mutlak doğruya sahip olduğunu düşünmek, varoluşsal kaygıyı azaltır. Bunun bedeli ise çoğu zaman başkalarının insanlığını inkâr etmektir.

“ÖTEKİ”Nİ İNSANLIKTAN ÇIKARMA;

Şiddetin psikolojik eşiği şudur: Karşındakini tam insan olarak görmemek. Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” kavramı burada önemlidir. Büyük kötülükler çoğu zaman şeytani bireylerden değil, sıradan insanların ideolojik sadakati üzerinden doğar.

Bir noktadan sonra denklem şöyle kurulur:
"Ben gerçeği temsil ediyorum."
"O hakikate karşı."

Hakikate karşı olmak = Tanrı’ya karşı olmak.
Tanrı’ya karşı olanın yaşama hakkı tartışmalıdır.
Bu zincir tamamlandığında vahşet zihinsel olarak meşrulaşır.

ANTROPOLOJİK GERÇEKLİK: İNSAN HEM MELEK HEM CANAVAR OLMA POTANSİYELİ TAŞIR!

İnsan türü biyolojik olarak:
Grup içi dayanışmaya,
Grup dışına karşı saldırganlığa yatkındır.
Din veya seküler ideolojiler bu eğilimi ya terbiye edebilir ya da daha da radikalleştirebilir.
Bu kapsamda yorumun niteliği belirleyicidir.

NEDEN KENDİ DİNDAŞINA/YANDAŞINA BİLE ŞİDDET?

Çünkü dogmatik zihin için asıl tehdit dışarıdaki değil, içerideki sapmadır. Tarih boyunca mezhep savaşları, dinler arası savaşlardan daha kanlı olmuştur.
Çünkü içerdeki “sapma”, hakikatin safiyetine daha büyük tehdit olarak algılanır.

İNSAN İÇİN ISLAH ve İFLAH OLMAZ BİR ZAAFTAN MI BAHSEDİYORUZ?

Tabi ki değil.
Çünkü aynı insanlık:
Engizisyonu da üretmiştir,
Hümanizmi de.
Radikalizmi de üretmiştir,
Dinî reform hareketlerini de.

Sorun dinin varlığı değil;
din adına yorumu ilahlaştırma, mutlaklaştırma eğilimidir.

ÖZET VE İKNA EDİCİ BİR ÇERÇEVE ÖNERİSİ SUNALIM MI?

Ben bu olguyu üç katmanlı olarak açıklarım:
Psikolojik katman: Belirsizlik korkusu, anlam arayışı → Mutlaklık ihtiyacı,
Sosyolojik katman: Kimlik koruma → Hakikati tekelleştirme,
Siyasal katman: Meşruiyet üretimi → Kutsalın iktidar için araçsallaştırılması...

Teolojik dogmatizm çoğu zaman ilahi sadakatten değil;
ontolojik güvensizlik, kimlik savunması ve iktidar üretme arayışından doğar.

PEKİ ÇÖZÜM NEREDE?

Burada kritik ilkelere başvuralım:
İlahi olan mutlak olabilir.
Ancak insan yorumu asla kutsal ve mutlak değildir.

İşte bu ayrım korunmadığında kutsal; insanın elinde önce ötekini değersizleştirmeye, sonra da düşman saydığına karşı silaha dönüşür.

Bir gece yarısı veya sahur öncesi İRAN-ABD-İSRAİL-AFGANİSTAN-PAKİSTAN haberlerini dinledikten sonra düşündüklerimi yazmak istedim...
                                                                                                                        
                                                                                                                                                                                                                                     Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü