Haşim Akten


SIRADA TÜRKİYE Mİ VAR?

Türkiye’yi tehdit eden dış güçler değil, ülkeyi zayıflatan yanlış yönetimdir...


Aynı oyunun yeni perdesi mi, yoksa içeride yazılan bir senaryo mu?

ABD ve İsrail'in son yirmi yılda uyguladığı dış politika, “tehdit gördüğü yere müdahale et” stratejisinin sayısız örneğini ortaya koydu. İşgaller, darbeler, ekonomik yaptırımlar ve istihbarat operasyonlarıyla milyonlarca insanın hayatını etkileyen bu müdahaleler, çoğu zaman “güvenlik” bahanesine dayanıyordu.

 

1. ABD–İsrail Müdahalelerinin Ortak Modeli

Dünya kamuoyunun gözü önünde, devlet başkanlarının kaçırılmasına kadar uzanan bir hoyratlık sergilendi.
Venezuela Devlet Başkanı'nın eşiyle birlikte evinden alınıp kaçırılması bile uluslararası sistemde ciddi bir tepki doğurmadı. Çünkü “Dünyanın Muhtarı benim” diyen bir güç, kimseyi hesaba katmadan hareket edebileceğini defalarca gösterdi.

Bugün Orta Doğu’da savaş tamtamları yeniden çalarken, geçmişte neler olduğuna bakmadan bugünü anlamak mümkün değil. Saddam Hüseyin’in devrilmesi, Irak’ın işgali, Ebu Gureyb’deki insanlık dışı işkenceler… Bunların hiçbiri ciddi bir uluslararası yaptırımla karşılaşmadı. ABD ve İsrail hedefine ulaştı ve Irak diye bir tehdit kalmadı.

Benzer şekilde Suriye’de karanlık örgütler sahaya sürüldü, yüzbinlerce insan hayatını kaybetti. İsrail ise bu kaostan faydalanarak Golan Tepelerini fiilen ilhak etti ve Suriye’nin askeri kapasitesini sıfırladı.

ABD ve İsrail hedefine yine ulaştı ve Suriye diye bir tehdit kalmadı.

Bu zincirin bir sonraki halkasında İran yer alıyordu. Rejim değişikliği çabaları hâlâ sürüyor.

Peki bu tablo bize ne söylüyor?

2. Türkiye Sırada mı? Soruya Soğukkanlı Bakmak

“Orta Doğu’da İsrail için tehdit kim olarak görülüyorsa müdahale oraya yapılıyor.”
O hâlde Türkiye gerçekten bir tehdit mi?

Bunun cevabını bulmak için Türkiye’nin son 20 yıllık dış politikasına bakmak gerekiyor.

Erdoğan İktidarının ABD–İsrail Politikalarıyla Uyumlu Adımları

2003 Irak işgali sırasında dönemin Başbakanı Erdoğan’ın sözleri hafızalarda:

“ABD’nin Irak’ta başarıya ulaşmasını samimiyetle arzu ediyoruz. İsrail Devleti’nin yaşama hakkını kimsenin tehdit etmesine Türkiye razı olmayacaktır.”

1 Mart tezkeresi, hükümetin tüm çabalarına rağmen muhalefetin ve bazı AKP milletvekillerinin direnişiyle reddedildi. O milletvekillerinin bugün hiçbirinin AKP’de olmaması da ayrıca düşündürücü.

·       Büyük Ortadoğu Projesi’nde (BOP) Erdoğan’ın eş başkanlığı açıkça duyuruldu.

·       Gelen çağrılara rağmen Yahudi Cesaret Madalyası hiçbir zaman iade edilmedi.

·       BM kürsüsündeki “Dünya beşten büyüktür” sözü içeride büyük propaganda malzemesi olsa da dış politikada etkisiz kaldı.

Türkiye’nin sınırlarındaki mayınların temizlenmesi, bugün yaşanan sığınmacı akınına zemin hazırladı. Artık Türkiye bir “göç deposu” hâline gelmiş durumda.

Gazze’de katliamlar sürerken Türkiye’nin İsrail ile ticareti aylarca devam etti. “Ticareti kestik” açıklaması bile ancak baskılar arttıktan sonra yapılabildi. Buna rağmen İsrail uçaklarının yakıtı Türkiye üzerinden akmaya devam etti.

Trump’ın 2019’da Erdoğan’a yazdığı aşağılayıcı mektup ise hâlâ hafızalarda:

“Sert adamı oynama. Aptallık etme. Türk ekonomisini mahvederiz, pastör Brunson’da yaptığımı hatırla.”

Bu mektuba hiçbir cevap verilmedi.

Trump, sonrasında Erdoğan için şunu söyledi:

“Ben ne dersem yapar.”

Bu tablo, kritik soruyu daha anlamlı kılıyor:

3. ABD ve İsrail Neden Böyle Bir İktidarı Devirmek İstesin?

 

Gerçekçi olmak gerekirse:

 

·       ABD açısından Türkiye’deki mevcut iktidar,

·       İsrail açısından da bölgesel çıkarları gereği,

son derece uygun bir ortak görüntüsü veriyor.

Sığınmacıların Türkiye’de tutulması Avrupa’nın işine geliyor.

ABD ve İsrail’in bölgesel planlarında engel oluşturmayan bir iktidar varken neden risk alsınlar?

Dolayısıyla “Sırada Türkiye var” söylemi, dış tehditten çok iç politikaya yönelik bir korku yönetimi aracı hâline gelmiş durumda.

4. Asıl Tehdit Nerede?

Bugün Türkiye’nin gerçek tehditleri:

·       Hayat pahalılığı

·       Yoksulluk

·       İşsizlik

·       Çökertilen tarım

·       Kapanan işletmeler

·       Erimeye terk edilen emekliler ve çalışanlar

·       Satılan limanlar, madenler, ormanlar

·       Kuralsız göç politikası

·       Siyasi kutuplaşma ve denetimsiz güç

“Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” denilerek halkın itirazlarını susturmak için bir dış düşman üretildi:

“Sırada Türkiye var.”

Oysa gerçeği görmek zorundayız:

Türkiye’yi tehdit eden dış güçler değil, ülkeyi zayıflatan yanlış yönetimdir.