TILLERSON’UN SÖYLEMEDİKLERİ

ABD’de, Başkan Donald TRUMP yönetiminin “çiçeği burnunda” Dışişleri Bakanı Rex TILLERSON Türkiye’ye geldi.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN tarafından kabul edildi.

Teksas, 1952 doğumlu olan Rex TILLERSON, inşaat mühendisliği eğitimi alarak iş dünyasına girmiş bir siyasetçidir.

ABD'nin 69’uncu Dışişleri Bakanı olarak TRUMP tarafından tercih edilmiştir.

1975 yılında bir enerji şirketinde işe başlamış, 2006 yılında aynı şirketin Yönetim Kurulu Başkanı (CEO’su) olmuştur.

Evli ve dört çocuk babası olan TILLERSON, ABD tarihinde ilk kez, “devlet tecrübesi olmayan” bir Dışişleri Bakanı olarak görev yapacaktır.

Rex TILLERSON, “ilk dış ziyaretler”inden birini Türkiye’ye yaptı.

TILLERSON’un, hem devlet tecrübesi olmayan “ilk” dışişleri bakanı olması hem de “ilk” dış temaslarından birini Türkiye’ye yapması, ziyadesiyle hissedildi.

Fazla tedkike hacet olmasa gerek; TILLERSON’un “beden dili” herşeyi anlatıyordu. Kıyafetinden, “tarz-ı telebbüs”ünden başlayalım.

* * *

Tarz-ı Telebbüs

TILLERSON’un kıyafeti, “libaslanma tarzı” çok şey ifade ediyordu.

Elbise olarak “takım”ı tercih eden TILLERSON, seçtiği “üç renk” ile muhataplarına ve üçüncü kişiler olarak bizlere çok önemli mesajlar verdi.

Koyu “lacivert” takım elbise, “beyaz” gömlek ve “kırımızı” kravat dünyanın en kudretli üç renk terkibini ortaya çıkarmıştı.

Yapılan araştırmalar; “siyah + beyaz + kırmızı”dan oluşan üç renk bileşiminin, insanlara çok güçlü enerji gönderdiği, onlara kuvvetli biçimde tesir ederek bütün dikkatleri çektiğini göstermiştir.

Hitler’in, Nazi Partisi flamasında istimal ettiği üç renk; siyah, beyaz ve kırmızıdır.

Halihazırda en büyük cirolu, en çok müşterili ve en çok mal / hizmet satan şirketlerin ekseriyetinin bu üç rengi kullandığı bilinmektedir.

“Beyaz”; saf ve arı olduğu kadar, merhametsizliğin ve acımasızlığın da rengidir.

“Kırmızı”; iddianın, kuvvet, kudret ve enerjinin, ateş ve güneşin, taviz vermeyen kesin inançlı fikir sahibinin rengidir.

“Lacivert”; ciddiyetin, plan ve programın, disiplinin rengidir.

TILLERSON, tercih ettiği bu üç renk ile çok kelâm etmiş oldu.

* * *

Eller, Beynin Ağzıdır

Dikkat edilecek olursa, fotoğrafta TILLERSON’un ellerinin “birbirine kenetli” vaziyette olduğu görülecektir.

Eller, iki tarağın dişleri misali, birbirine geçmiş durumdadır. Beden dilinde, ellerin bu duruşu “iç gerginlik” göstergesidir.

Eller; kenetli halde iken, kişinin yüzüne ne kadar yakın ise, gerginlik o kadar yüksektir.

Birbirine kenetlenmiş ellerde, parmaklar ne kadar hareketli ise, gerginlik o kadar yoğun yaşanır.

Benzer şekilde, TILLERSON’un dudakları kapalı ve birbirine baskı uygulamaktadır. Mikro ifade olarak isimlendirilen mimikler bahsinde “dudak bastırması” olarak bilinen bu hareket, aynı zamanda “duyguların bastırılması”na işaret eder.

Hislerimiz ve beynin münasebetiyle harekete geçen sinir sistemi, derhal organlara talimat gönderir. Organlar, bu talimatı gecikmeksizin icra eder.

Hissiyatımızın bu müteharrik kuvvetine ve beynimizin bu faaliyetine mani olmak, ademoğlu için pek müşkül bir iştir.

* * *

Talimatı önce ayaklar alır

Beynin, sinirler vasıtasıyla gönderdiği talimatı alan ilk organlardan biri ayaklardır. Talimatı alan ayaklar, aldığı talimatın muhtevasına göre hareket eder, şekillenir.

Bu şekillenme, “duruş” veya geniş anlamda “gesture = jest” yani el ve kol hareketleri olarak adlandırılır.


Fotoğrafta görüleceği üzere, ABD Dışişleri Bakanı TILLERSON’un ayakları “çapraz” bir duruş sergilemektedir.

Beden dilinde, ayakların çapraz duruşunun iki farklı manası vardır:

Bunlardan birincisi “iç gerginlik ve sıkıntı”dır.

TILLERSON’un, hem devlet tecrübesi olmayan “ilk” dışişleri bakanı olması, hem de “ilk” dış temaslarından birini Türkiye’ye yapması, tabii olarak bir iç gerginliğe sebep olmaktadır.

Sayın Bakan’ın beden diline mani olması mümkün değil: Çünkü beyin, artık “el” ve “ayaklar”a talimat vermiş bulunmaktadır.

İlave olarak, Türkiye ile ABD arasındaki münasebetlerin de müzakere edileceği düşünülecek olursa, TILLERSON’un omuzlarındaki küfenin ne kadar ağır olduğu daha kolay anlaşılır.

Üstelik bu küfe, hareket ettikçe ve adım attıkça tahammülü gayri kabil bir hamuleye tahavvül etmektedir.

Ayakların “çapraz” duruşunun beden dilindeki ikinci manası; temas edilen konu ne ise, onu “kabul etmemek”tir.

İnsanoğlu, tarih boyunca yok saydığı, kabul etmediği şeylerin üzerine “çarpı işareti” atmıştır.

Ayakların bu şekilde çapraz duruşu, birşeyin üzerine “çarpı atmak” ile eş anlamlıdır.

Müzakere, münakaşa veya mükâlemenin konusu her ne ise, o konuyu “yok saymak” ve “gerçekleşmesini istememek” bu şekildeki bir jest (ayak duruşu) ile ifade edilir.

TILLERSON’un ayaklarının mebhus şekli, iç gerginlik ve stress’ten neşet etmiyorsa; başka bir ifadeyle TILLERSON bu hareketi, iradi ve kasıtlı yapmış ise, Türkiye’nin dış siyasetine dair bazı konuları yok sayma zehabına kapılarak fikirlerini aşikâr etmiş olabilir.

* * *

CUMHURBAŞKANIMIZ, muhatabı karşısında son derece “rahat” ve “kendinden emin” bir vaziyette oturmaktadır.

Elleri, koltuk kenarlarında ve açık haldedir.


Beden dilinde bu şekilde oturuşun manası şudur: “Ben açığım”, “gizli hesabım yoktur”, “her konuyu müzakere etmeye hazırım”.

Cumhurbaşkanımız’ın ayakları birbirinden biraz “açık” durumdadır. Bu tür bir oturuş, aynı zamanda “erkeklik” nümayişidir. Nümayiş, “testosteron” hormonunun tesiriyle neşet eder.

Ayakların (ayakkabıların) birbirine nisbetle muhazî (aynı hizada, paralel) olması, “rahat” oturuş biçiminin bir ifadesidir.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1021/tillersonun-soylemedikleri.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar