YAPILAN TAM BİR TALANDI; GERİSİ YALANDI!

1987 seçimlerinin ardından Turgut Özal ilk kez sivil bir cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıkınca Özal’ın tasvip ve tavassutuyla Yıldırım Akbulut ANAP’ın genel başkanı ve Başbakan oldu. Demirel’in ‘Çankaya’daki Şişman’ diye her fırsatta aleyhinde propaganda yaptığı Özal, partide de hükümette de etkisini sürdürmek istiyordu. Ancak istenen başarı sağlanamadı. Akbulut çevik, atik değildi, ağır kalıyordu. Diğer yandan hükümeti ve Özal’ı çok yakışıksız bir üslûpla diline dolayan Demirel, at sineği gibi rahatsız etme siyaseti sürdürüyordu.

Akbulut’lu ANAP 9 Kasım 1989 – 23 Haziran 1991 arası 19 ay iş başında kaldı. Bu dönemde, İran savaşından henüz çıkmış Irak, ABD’nin oyununa gelerek Kuveyt’i işgal etti. Ardından Halepçe Katliamından kaçan 500 bin Kürt, mülteci olarak bize sığındı. Yabancı sermayenin çıkışı, bütçe açığıyla birlikte, enflasyon, faiz oranları, döviz spekülasyonları ve ticari durgunluk, krizi derinleştirdi. Tabir yerinde olacaksa ANAP Hükümeti bu krizin altında kaldı ve bir daha da tek başına iktidara gelemedi. Yıldırım AKBULUT istifa edince Mesut YILMAZ ANAP’ın genel başkanı seçildi, 23 Haziran 1991 – 20 Kasım 1991 arası 4 ay Başbakan oldu.

Dikkat edin; bu sıkıntılar bir partinin tek başına iktidar olduğu bir dönemde yaşandı. Yaşananlarda, Özal’ın her olur olmaz konuda partiye ve hükümete müdahale etmesi, maruz kaldığımız iç ve dış sorunların ağırlığı, Akbulut ve Yılmaz’ın yetersizlikleri, Demirel’in bunaltan muhalefeti ve başka meseleler etkin olmuştur. Bu süreç, aynı parti veya düşüncede olmanın bile yönetimde uyumlu çalı sağlamada yeterli olmadığını gösterdi. Tarz, üslûp, yaklaşım farkları, çatışmayı kaldırmayacak iktidar gücünü zaafa uğratır. Hele her kafadan bir sesin çıktığı ortamlarda kabul edilebilir zaaf sınırları da aşılarak kaos oluşur. Daha sonraki yıllar bu türden kaosları, feci sonuçlarıyla yaşadık.

1991 Genel Seçimlerinde Genel Başkanlığını Demirel’in yaptığı DYP % 27, ANAP % 24, SHP % 20 oy aldılar. Süleyman Demirel’in DYP+ SHP koalisyon Hükümeti 20 Kasım 1991 – 16 Mayıs 1993 arası ancak 18 ay sürdü. Körfez Savaşı, Kürt mülteciler, Erzincan Depremi, piyasaların yabancı finans merkezleri tarafından speküle edilmesi, para piyasalarındaki ani artış ve yükselişler, bunaltıcı oranda artan vergiler, % 50 oranında yapılan devalüasyon, sermayenin yatırım yerine faize yönelmesi, bir çırpıda işten çıkarılan 500 bin insan, krizi, altından kalkılmaz bir boyuta taşıdı. Tansu Çiller’in 5 Nisan kararları da çözüm olmadı. Türkiye tam anlamıyla IMF’nin uluslararası kredilendirme kuruluşlarının güdümüne, gözetimine girdi.

Türkiye ekonomi başta olmak üzere köklü sorunlarına uzun vadeli, radikal çözümler bulamıyordu. Bulamazdı, her kafadan bir ses çıkan ve en uzun ömürlüsü bile iki yılı bulmayan koalisyonlar, çözüm ve çare üretmekten acizdiler. Partiler Türkiye’den önce kendi gelecekleri için oy hesabı yapmakla meşguldüler. Siyasilerde olmayan sadece vizyon eksikliği değildi, ayrıca yaşanalar derin, geniş vizyon sahibi olmaya imkân vermiyordu. Vizyon, ‘Kurtar bizi Baba’ diye umut Bağlanan Demirel’in % 27 oyla birinci parti çıktığı için 100 gün Güniz Sokakta ve parti genel merkezinde davul çaldırmasıydı! Aynı Demirel tez elden 1993 Mayısında Kendisini köşke atacak, ‘Çankaya’nın yeni Şişmanı’ olacaktı. Dış odakların emrine ve güdümüne girmiş bir Türkiye, asli ve kendinden beklenen tarihi sıçrayışı yapamazdı; yaptırılmıyordu.

Başbakanlığını Tansu ÇİLLER’in yaptığı DYP+ SHP Koalisyonu 25 Haziran 1993 – 5 Ekim 1995 arası iki yıldan biraz fazla sürdü. 1995 Genel Seçimlerinde halk REFAH Partisi’ni % 21’le birinci parti yaptı. ANAP % 19, DYP % 19 oy aldılar. Koalisyon yine kaçınılmazdı. Erbakan liderliğinde Refah Partisi’nin birinci parti olması, ardından İstanbul, Ankara gibi büyükşehir ve yerel yönetimlerde başarılı icraatlarda bulunması, yakın dönem Türk siyasetinin dönüm ve kırılma noktalarının en önemlisidir. İnsanımızın çok bilinçli yaptığı denemeler yolumuzu, istikametimizi bulacağımız hatta bulduğumuz sonuçlar vermeye başlamıştı. 5 Ekim 1995 – 30 Ekim 1995 arası Tansu ÇİLLER DYP Azınlık Hükümetinin ömrü bir ay bile sürmemiştir. 30 Ekim 1995 – 6 Mart 1996 arasında yine Tansu Çiller 3. Hükümetini CHP ile koalisyon yaparak kurdu. Görüldüğü gibi bu koalisyonun ömrü 4 aydan biraz fazla sürmüştür. Ardından 6 Mart 1996 – 28 Haziran 1996, arası Mesut YILMAZ’ın Başbakanlığında kurulan  ANAYOL Koalisyon Hükümetinin ömrü ise 4 ay bile sürememiştir.

Bu kadar kısa ömürlü zayıf koalisyonlar denenmesinin asıl sebebi, kendilerini Türkiye’nin hakiki sahibi sanan vesayet odaklarının, ideolojik bağnazlıkla seçimden birinci çıkmış Refah Partisine iktidar hakkı tanımamalarıdır. Ancak halkın ve tarihin basıncıyla tanımaya mecbur oldular ve Milli Görüş, koalisyonun büyük ortağı olarak bir yıl iktidar oldu: 28 Haziran 1996 – 30 Haziran 1997 Necmettin ERBAKAN Refahyol Koalisyon Hükümeti. İktidar oldu ama olmadık bahanelerle önü dikenli, mayınlı engellerle kapatıldı. Buldukları her fırsatta iktidarı çalışamaz duruma getirmek için akla hayale gelmedik oyunlar, tezgâhlar sahnelediler. 28 Şubat Darbesi oldu. Refah Partisi Kapatıldı. Erbakan’a siyaset yasağı getirildi. Tayyip Erdoğan tutuklandı. Vesayetçi, sömürgeci yapı sürsün isteniyordu. Mevcut sistem vesayetçi, sömürgeci amaçlara hizmet edecek bir yapıdaydı.

30 Haziran 1997- 11 Ocak 1999 arası Mesut YILMAZ’ın Anasol-D Azınlık Koalisyonu, ömrü 1.5 yıl sürmüş darbe hükümetidir. Bülent Ecevit 11 Ocak 1999-21 Mayıs 1999 arası Azınlık hükümetinin ancak 4.5 ay başbakanlığını yapabilmiştir. Abdullah Öcalan bu dönemde Ecevit’e hediye edildi. Öcalan’ın yakalanma rüzgârıyla girilen 1999 Genel Seçimlerinde DSP % 22, MHP % 18 Fazilet Partisi % 15 oy aldılar. Halk, hiçbir partiye tek başına iktidar hakkını yine vermedi. Koalisyon yine kaçınılmazdı. kaçınılmazdı.

28 Mayıs 1999 – 18 Kasım 2002 Bülent ECEVİT Anasol-M Koalisyon Hükümeti de 28 Şubat darbe hükümetleri olarak çalıştı. Fazilet Partisinden Milletvekili seçilen Merve Kavakçı’nın Mecliste başörtülü olarak yemin etmesi engellendi. Ayağını sürüyerek yürüyen, gözleri pır pır seken Ecevit’in ‘Burası Cumhuriyete meydan okunacak yer değildir. Bu kadına haddini bildirin’ diye bağırarak aslan kesilmesi, devleti milletten çalmak isteyen kâfir zihniyetle kültür değerlerimiz arasındaki kavgayı bir kez daha açığa çıkardı. Tam anlamıyla çöken ekonomi Kemal DERVİŞ’e emanet edildi. Hazine hırsıza emanet ediliyordu. 17 Ağustos Marmara Depremi hükümeti tamamen aciz bıraktı. Birçok Banka battı veya batırıldı. Hazine boşaltıldı. Aslında uluslararası bir talan ve soygun yaşandı. Yapılan tam bir talandı; gerisi yalandı! Cumhuriyet tarihinde ilk kez esnaf hükümeti protesto yürüyüşü yaptı. Bir esnaf, Başbakanlıkta Ecevit’in önüne yazarkasa fırlattı. Cumhurbaşkanı da başbakana anayasa kitapçığını fırlattı. Aslında her şey yerinden fırlamıştı(!)

Bu özet verilerden de anlaşılacağı üzere 90’lı yıllar siyasi iradenin parçalanması sebebiyle hem vesayete hem de krizlere açık bir ortam oluşturmuştur. İstikrar bir türlü yakalanamamış, siyasi çekişmeler, kısır tartışmalarla on yıllar heba edilmiştir. Ömrü üç beş ayı geçmeyen azınlık veya koalisyon hükümetleri etkili icraatlar ve uzun vadeli yatırımlar yapamaz, yapamamıştır. Nasıl yapsın? Daha makamının yolunu, çalışma arkadaşı bürokratları tanıma imkânı bulmadan koltuğundan olan bir bakan nasıl hizmet etsin?

Başka söze gerek var mı?

Asıl mesele güçlü, istikrarlı, milli iradenin sürekliliğine ve kararlılığına dayalı yönetime evet mi, değil mi?

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1052/yapilan-tam-bir-talandi-gerisi-yalandi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar