BATMAN’IN TARİH KÖPRÜSÜ: HASANKEYF

Hasankeyf, bulunduğu mevki itibarıyla varlığını suya ve kayalık arazi yapısına borçludur. Kayanın direnci, suyun bitmez tükenmez azmi... Bu zıtlık, Hasankeyf’e hayat veriyor.

Dicle’nin azgın suları, Hasankeyf surlarının yükseldiği kayalıklara boyun eğmeden yoluna devam edemez. Keleklerle taşımacılık yapılan dönemlerde Dicle, bir ticaret yoludur; fakat nehrin üstünden geçirilecek bir köprünün, güney-kuzey ekseninde ulaşım bakımından kat kat fazlasını sağlayacağından şüphe yoktur. İşte belki de eski zamanların kalıntıları üzerinde devasa ayaklar üzerinde inşaa edilen Artuklu köprüsü, bu sebeple Hasankeyf’i birçok şehirden farklı kılmıştır. Aynı zamanda nehrin öte yakasında bir şehir parçasının hayat bulmasını da sağlamıştır.

Kim bilir ne zamandır bu köprü, vazifesini yerine getiremeyecek durumdadır? Belki de o zamanlardan beri Hasankeyf, eski ikbâl günlerinin rüyasını görür.

Batman’a ulaştıktan sonra, kılavuzumuz Erkan Bey’in Hasankeyf’i gezme davetini hemen kabul ettik. Son görüşümüz, dört sene önceydi. Baraj suları altında kalacak şehrin mimarî mirasını kurtarmaya çalışan Abdüsselam Uluçam Hoca’nın kazı merkezine uğramış; çayını içmiştik. 1980’lerde burada çektiğimiz belgeseli konuşmuş, fakat bir zaman temmuz sıcağında tırmandığımız kaleye bu defa kafilemizle çıkmayı göze alamamıştık. Şimdi şehre varır varmaz epeydir ziyarete kapalı olan kaleye tırmanmaya başladık. Hâlâ eski parlak günlerin ışıltılarını yayan kapılardan geçtik. Her tarafı ot bürümüştü. Harap şehrin yükseğindeki Ulu camie ulaştık. Burada küçük saray, büyük saray olarak nitelenen harap yapılar vardı. Kale içinde zamanında iki bin ev olduğu söyleniyordu.

Ulucamii’nin bulunduğu mevkiden ufukları gözledik. Coşkun nehir, taze bahar yeşili ve sarp kayalıkların meydana getirdiği zıtlıklar, manzaraya vahşi bir heybet katıyordu. Bir gurup vaktindeydik ve güneşin tükenmeye yüz tutan son ışıkları, asırlık kalıntılardan yepyeni muhteşem eserler vücuda getiriyordu.

Hasankeyf, bütün dünyanın bildiği benzersiz bir tarihî şehir. Çukur teröründen önce çok sayıda yerli ve yabancı ziyaretçisi vardı. Şimdi bir nev’i fetreti yaşıyor. Tarih olmuş bir şehirden geriye kalan camiler, minareler, türbeler, hamamlar vahşi tabiatla birlikte eşi bulunmaz bir cazibe oluşturuyor. Şartlar olağanlaştıkça bu çekimin tekrar tesirini göstereceğini, yine çok sayıda meraklının Hasankeyf’e koşacağını tahmin etmek güç değil.

Batman, merkez nüfusu dört yüz bini aşmış bir şehirken belediye hizmetlerinden malûm sebeplerle mahrum kalmış. Devletin belediyecilik adı altında oynanan oyunu bitirmesinden sonra şehir hizmet görmeye başlamış. Ana caddeler halledilmiş; arka sokaklara doğru ilerleyen çalışmalar, gözle görülür durumda.

Batman’da bulunduğumuz sürece çok sayıda lisede gençlerimizle güzel sohbetler yaptık. Çoğu yeni yapılmış bakımlı okullarda öğretmenlerle, yöneticilerle hemhâl olduk. Onların gözünde geleceğin pırıltısını görmemek mümkün değildi. Millî Eğitim’in Batman okullarını kütüphaneye kavuşturma kampanyası son hızla devam ediyor. Bu örnek uygulamadan diğer illerin de nasiplenmesini temenni ediyoruz!

Batman’da bulunuşumuzun esas sebebi diyebiliriz ki kadim bir dostun aziz hatırasına olan bağlılığımızdır. Artık dünya gözüyle göremeyeceğimiz vefalı dost Abdülvahab Akbaş’ı, Batman mezarlığında ziyaret ettik. Vahab Akbaş’la ilgili Kültür Merkezi’nde yapılan panele katıldık. Beyhan Kanter ve Behçet Gülenay’ın da konuştuğu toplantıda, Vahap kardeşimizin eşleri hanımefendi ve kızı da bulunuyordu.

Kısacası Batman’da hem hüznümüzü, hem ümidimizi tazeledik.

Bu toprakların insanı, “Sevelim sevilelim, bu dünya kimse kalmaz” diyen Yunusların izinden giden, “göynür özüm Yunusca” diyen Vahap Akbaş’ı çok iyi tanımalı:

Girdiğim bütün savaşları kazandım sevginle

Önüme çıkan haramî dağları aştım sevginle...

En güç savaşları kazanacağız, bütün bu zorlukların üstesinden geleceğiz; çünkü bu ülkeyi bu ülkenin insanlarını seviyoruz...

Çok karanlık zamanlarda bile ışık tuttun önüme

Kirli tuzaklar, pusular hep kalktı aradan sevginle

*

Dönerken, Zeynel Bey Türbesi hâlâ yerinde duruyordu. Eve ulaşınca Kaybolan Şehirler dizisinin Hasankeyf’le ilgili bölümünü buldum. Daktilo ile yazılmış metnin silik kopyasında şöyle deniyor:

“Sonra Anadolu’yu kasıp kavuran Mogol istilası. Yakma, yıkma ve yağmalama... Ardından bir süre Akkoyunluların getirdiği canlılık.”

“Onların kısa süren dönemlerini bir türbe belgeler: Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel’in türbesi... Bir şehrin tarihinde son muhteşem yapının bir türbe olması da ayrıca anlamlı.”

Kısacası, Zeynel Bey Türbesi, binlerce yıllık tarihin bize kadar ulaşan sonsözü...

Şimdi kümbed, günümüzün teknik imkânlarıyla yerinden kaldırılıp; tekerlekli araçlarla, Ilısu Barajı’nın sular altında bırakacağı alanın dışına çıkarılacak. Belki başka bazı önemli mimarî eserler de aynı şekilde nakledilecek. Taşınamayıp su altında kalanlar da gölde teknelerle, botlarla gezilerek bulundukları yerde seyr ü temaşa edilecek...

Beş-on yıl sonra baraj gölünün etrafında yepyeni bir Hasankeyf ve misafirlerin hoşuna gidecek güzel tesislerle karşılaşırsanız sakın şaşırmayın!

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1097/batmanin-tarih-koprusu-hasankeyf.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar