ERZURUM’DA ÇİFTE MEDRESE

Erzurum, hüznü büyük şehir! Bu daimi gurbet, yüzyılların birikimi bu hasret; ufukları aşan bu melâl, bu bitmeyen hüzün... Erzurum’un kayda geçmiş en “mükerrem” sesinden dinliyorum:

“Hüma kuşu yükseklerden seslenir...”

Gönül hüması havalanıyor; o “yavri yavri” nidaları yok mu? İşte bu melâl tufanı içinde zihnime takılıyor. Bize yükseklerden seslenen bir yapı... Çifte Minareli Medrese… Yüksek rakımlı şehrin, yükseklerde mekân tutmuş yapısı.

Erzurum, neden iki medresesi ile hatırlanır? Çok sayıdaki Osmanlı devri yapılarına rağmen (ki bunların içinde Lala Paşa Camisi ve Rüstempaşa kervansarayı “Taş han” gibi müstesnalar da var) Erzurum, en önce Selçuklu ve sonrası İlhanlı dönemine ait iki muhteşem medrese ile anılır.

Medrese demek, âdeta “kapı” demek, ilme açılan kapı... Erzurum’da, Anadolu’nun doğu ucunda, iki bin rakımlı geçitde iki muhteşem kapı... Erzurum, yedi asırda kim bilir kaç kere yıkıldı yakıldı, kaç defa şiddetli depremlere maruz kaldı ve zalimane işgale uğradı? İşte bu iki yapı hep ayakta! Harab hâlleri dahi ihtişamlarına halel getirmiyor!

Selçuklu’nun İran’a kapısı Tebrizkapısı’nda Çifte Minareli; İlhanlı’nın Anadolu’ya kapısı, Erzincankapısı’na yakın Yakutiye yahud da iki gücün aynı mekânda zarifane boy ölçüşmesi... Gerçekten öyle mi?

1300’lü yıllar... Batıda Osmanlıların hükümranlıklarını ilân ettikleri ve Bizans’a karşı güç gösterdikleri senelerde, doğuda, bu kale-şehirde iki muazzam medrese inşaa edilmiştir. Eskisinin Çifte Minareli Medrese olduğu sanılıyor ve Selçuklulara isnad ediliyor; yenisi ise Yakutiye Medresesi, İlhanlı eseri sayılıyor. Ne eskisi çok eski, ne yenisi fazla yeni! Yapılışları arasında en fazla 15-20 yıl olmalı...

Alaeddin de hangi Alaeddin?

Çifte Minareli Medrese’yi Alaeddin Keykubad’la birleştirmek mümkün, ama üçüncü Alaeddin Keykubad’la... Anadolu Selçuklu tarihinde bir değil üç Alaeddin Keykubad olduğu pek hatırlanmaz. Birinci Alaeddin Keykubad’ın şöhreti, diğerlerini gölgeler. Ona “Uluğ” Keykubad denilir, Anadolu’da Selçuklunun zirvesi odur. İmarcı bir hükümdardır, fakat onun en muhteşem eseri cami, medrese değil bir kervansaraydır. Aksaray’daki bu han, Selçuklu kervansaraylarının en büyük ve gösterişlisidir. Bu itibarla onun dönemini temsil eden bir yapıdır. Belki de onun en büyük tarafının, Anadolu’yu güvenli bir ticaret ülkesi yapmasının, nişanesidir bu eser.

Üçüncü Alaeddin Keykubad ise, birincisinin torununun torunu, Selçuklu inkırazının kadersiz hükümdarıdır. Ondan bugüne nasıl bir eser kalmış olabilir?

Anadolu’da Selçuklu’nun şahikası Uluğ Keykubad, 1237’de veda eder. Amid (Diyarbekir) seferine hazırlanmaktadır: Bu maksatla Harizimli, Ermeni, Rum, Gürcü, Frenk, Rus, Kıpçak ve Kürtlerden bir ordu meydana getirmiş ve Kayseri'nin Meşhed ovasında mutantan bir geçit resmi yaptırmıştır. Küçük oğlu İzzeddin Kılıçarslan’ı veliahd olarak ilan etmiş; devlet erkânına kendisinden sonra ona uyacaklarına dair yemin içirmiştir. Büyük oğlu Gıyâseddin Keyhusrev’i ise Erzincan meliki olarak bırakır. Ramazan Bayramı'nın üçüncü günü Kayseri’de yabancı elçiler için büyük bir toy düzenler. Bu ziyafet, onun sonu olur: Kuş etinden zehirlenir. Büyük oğlu Gıyâseddin Keyhusrev’in bu kötü sonda dahli var mıdır? Eğer öyleyse onu da tez zamanda fena bir akıbet beklemektedir!

O tarihten altı sene sonra Anadolu tarihinin akışını değiştiren meş’um Kösedağ Muharebesi vuku bulur. Alaeddin’in oğlu 2. Gıyaseddin Keyhüsrev, yirmili yaşların tecrübesizliğine ve kudretine olan câhilane güvenine mağlub olur. 1243 Kösedağ Savaşı, tam bir dönüm noktasıdır. Artık Anadolu Selçukluları, Moğollara tâbi bir devlettir. Gıyaseddin, 25 yaşında ölür...

İlhanlı hükümdarı Gazan Han, Türkiye Selçuklu Sultanı 2.Gıyaseddin Mes’ud’u, emirlerine uymadığı için tahttan indirtir. Yerine, 3. Alaeddin Keykubad geçer. Anadolu'daki karışıklıklar yüzünden, tekrar 2. Gıyaseddin Mesud'u Konya tahtına oturturlar. 3. Alâeddin Keykubad bir teşehhüd miktarı oturduğu tahttan indirildikten sonra İlhanlı başkenti Tebriz’e gönderilir ve orada idamına hükmedilir; hayatta kalmasını meşhur Hülagu Han’ın kızı ile evli olmasına borçludur. Anadolu’dan uzak bir yere, İran içlerinde Isfahan’a yollanır. Maiyetindeki bir şahısla münakaşası, bıçaklanarak öldürülmesiyle sonuçlanır. Bu ölüm, Selçuklu Devleti’nin bitişinin ilânıdır aslında. Onun yerine 4. defa tahta çıkarılan Gıyaseddin Mes’ud 1308’de öldüğünde artık Anadolu’da Selçuklu Devleti yoktur.

3. Alaeddin Keykubad, hani şu Osman Gazi'ye, Bizans ucundaki yararlıklarından dolayı beylik alâmeti olarak sancak, tabl, tuğ... gönderdiği rivayet edilen Selçuklu sultanıdır. Osmanlı için 1299, İnegöl’ün fethi ve Bursa kapılarına dayanmanın tarihidir. 3. Alaeddin’in öldürülmesi ise bundan 4 sene sonra….

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1103/erzurumda-cifte-medrese.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar