SEVERKEN ÖLDÜRMEK

Aziz Yıldırım…

Çok uzun bir süredir Türk futbolunun vitrininde bulunan ve daha şimdiden futbol tarihimizde çok geniş bir biçimde yer almış şöhretlilerin en başında gelenlerden...

Sadece futbol tarihimizde değil, 2011 yılından bugüne devam eden ağır bir süreç ve darbe girişimi duruşmaları bağlamında, hukuk tarihimizde de yer alacağı kesin.

Onun, başkanı olduğu kulübe, Fenerbahçe’ye aşk derecesinde tutkun olduğu, tarifsiz bir sevgiyle bağlı olduğunu bilmeyen yoktur.

1998 yılında ilk kez başkanlığa seçildiği günden itibaren kulübün güçlenerek gelişmesi için neler yaptığı, bu anlamda hayata geçirdiği tesisler ortada.

Amatör branşlara verdiği önem ve kazandırdığı ulusal ve uluslararası başarılar da, dünya ve ülkemiz spor tarihinde yerini almış durumda.

Fenerbahçe onun başkanlığı döneminde lig şampiyonlukları ve ezeli rakipleriyle oynadığı derbilerde çok sayıda başarılar kazandığı gibi, çok uzun bir süre kazanılamayan Türkiye Kupası’nda da iki kez üst üste şampiyonluk yaşadı.

Uluslararası mücadeleler kapsamında, Şampiyonlar Ligi ve UEFA Ligi maçlarında çok büyük rakiplere karşı çok önemli maçlar kazandığı da, taraflı tarafsız futbol kamuoyunun malûmu.

Fakat ne yazık ki… Maalesef ve maateessüf…

Bunca başarıya ve gelişmeye rağmen, bir de kayıplar hanesi var ki, uzun uzun ele alınmayı ve ayrıntılı olarak açıklanmayı hak edecek türden. Hepsinin bir ya da birkaç yazıya sığması, sıkıştırılması mümkün değil.

Başlıklar halinde ve birkaç cümleyle sıralamaya çalışalım…

Her şeye, tüm olumlu gelişmelere ve sonuçlara rağmen, Fenerbahçe bugün itibariyle, ülke kamuoyunda ve dahi çok geniş bir Fenerbahçeli taraftar nezdinde olumsuz cümlelerle anılıyor.

Söz konusu Fenerbahçe olduğunda, aniden olumsuz bir atmosfere giriliveriyor. Söz bir anda, bir şekilde Aziz Yıldırım’a geliyor ve en iyi niyetliler bile, o anda suratını ekşitiyor. Ya hiç konuşmuyor ve beden dili dile geliyor, ya da kötü cümleler kurmaya başlıyor.

Üstelik bu artık, 2011 yılında kazanılan şampiyonluk odağında bir tepki de değil. Ülkeyi işgal planı içerisinde olduğu tespit edilmiş olan FETÖ kod adlı hain yapının Fenerbahçe’ye kurduğu kumpas açıkça anlaşıldığı için, vicdan ve iz’an sahibi herkes bu konuyu çoktan geçti. Ancak Aziz Yıldırım’ın gerekli gereksiz sözü oraya getirmesi ve ortamı ısıtması (aslında germesi) ile yeniden bir olumsuz hava hâkim oluveriyor Fenerbahçe odağında.

Hemen her konuşmasında adeta gölge boksu yapıyor Aziz Yıldırım. Çatmadığı takım, kroşe geçirmediği kulüp yöneticisi, federasyon (Türkiye Futbol Federasyonu) yetkilisi, medya mensubu kalmamış gibi.

Fenerbahçe taraftarının gönlünde taht kurmuş kişilerin bile (eski futbolcu, yorumcu vs.) Aziz Yıldırım salvolarından nasibini aldığını izliyor ülke kamuoyu, hayretler içerisinde kalarak.

…..

Rakip takımların yöneticileri ve taraftarlarıyla arası kötü de, kendi camiası ile çok mu barışık Fenerbahçe Başkanı?

Ne gezer… Keşke öyle olsaydı. Aslında uzun süre öyleydi ve fakat Sayın Yıldırım’ın her zaman sinirli, öfkeli ve yer yer saldırgan tavırları, herkesten önce taraftarları soğutmaya başladı kendisinden. Kendisi bunu pek görmek istemese bile…

Peki niye? Neden yaşanıyor bu ilişki çözülmesi?

Uzağa gitmeye ve yüksek matematik bilmeye gerek yok…

Taraftar iyiden iyiye acıkmaya başladı başarı için. Açlığın düzeyi her yeni yılda biraz daha artıyor.  “Kupasızlık sendromu”, final maçlarında kaybedilen çeşitli başarılar, takımın final maçlarını kaldıramıyor olması vs. vs. vs.

Alex De Souza, nam-ı diğer “Efsane Kaptan” başta olmak üzere, gönderilen çok başarılı isimler… Aksine, transfer edilen üçüncü lig ayarında yerli ve yabancı oyuncular… Türkiye’nin en iyi sağ ve sol bek oyuncularının takımda barındırılmaması, onların yerine transfer edilen İsmail Köybaşı gibi, ne zaman ne yapacağı belli olmayan, aslında genellikle olumsuz işler yapan oyuncuların varlığı.

Gönderilmek için her yol denenen, ancak gönderilemeyince kimi maçlarda kurtarıcı olarak sahaya sürülen oyuncular…

Son şampiyonlukları kazandırmış bütün teknik direktörlerin, anlaşılmaz biçimde ve sudan sebeplerle takımdan uzaklaştırılması…

Hakan Bilal Kutlualp başta olmak üzere, takıma önemli katkılar yapmış yöneticilerin bir şekilde devre dışı bırakılmış olması…

1998 yılında seçilmesinden önceki süreçte var olup, türlü olumsuzluklara sebep olan çeşitli grupların yıllar içinde ortadan kalkmış olmasına rağmen, kendisini eleştiren, Fenerbahçe sevgileri tartışılmaz taraftar gruplarıyla zaman zaman alevlenen kavga hali…

En küçük bir eleştiriye tahammülü olmadığı görünümünü bir türlü terk etmemesi… Ve adeta, her basın toplantısını birilerine çatmak için yapıyormuş görüntüsü vermesi…

Futbolla yetinmeyip, basketbol alanında da benzer görüntüler ortaya koyması… Orada da, rakip kulüp yöneticilerinden, teknik direktörlere kadar çok geniş bir cephede ve neredeyse sürekli “vuruşması”…

Her iki branşta da bu görüntüler nedeniyle, kendisinin, eşlik eden kimi yöneticilerin ve maalesef, “doğal olarak”, geniş taraftar gruplarının sıkılmış yumruklarla geziyor olması…

Hangisini sayayım? Saymakla bitecek gibi değil ki!

Bu anlamda, Sayın Aziz Yıldırım’ın iki elini başının arasına alıp, yaptığı çok büyük tesisleşme ve amatör branşlardaki başarılara rağmen, özellikle futbolda neden takımın buralarda olduğuna bakması daha doğru olacaktır.

“Nasıl olur da, yüz yılı aşan geçmişimize rağmen, çeyrek asırlık Başakşehir’in gerisinde kalırız” sorusu üzerinde, biraz değil epeyce kafa yorması gerekir büyük Başkan’ın…

Kendi döneminde, ezeli rakip Galatasaray’a kaç tane şampiyonluğu, hem de nerede, hangi statta ve nasıl verdiğini (son maçlarda) düşünmesini salık veririz.

Hele şu utanç verici “şampiyon oldum” diye sevinirken, aslında olunmadığının anlaşıldığı o kara günün nasıl yaşandığına çokça kafa yormasını tavsiye ederiz.

Bu tür sözleri duyduğu ve okuduğunda küplere binip, öfke dağına dönmek yerine sabırla düşünmesini ve sağlıklı bir biçimde değerlendirmesini önerir, rica ederiz.

…..

Fenerbahçe çok çok büyük bir kulüp... Beşiktaş ve Galatasaray ile birlikte futbolumuzun lokomotifi. Her üç kulüp, büyük geçmişleri ve birikimleriyle, aynı zamanda diğer kulüpler için de birer okul kimliğindedir.

Kısacası, ligin boyunun epeyce kısaldığı ve her şeye rağmen, hiç yoksa bir kupanın alınma ihtimâlinin bulunduğu şu günlerde, Aziz Başkan’ın biraz daha sakinleşerek, geleceğe yönelik önemli kararlar almasını öneririz.

Nokta transferler, yeni teknik direktör, yeniden yapılanma vb. konularda… Yorulduğunu ve takımın imaj yıpranmışlığını da düşünerek, dinlenmeye çekilmesi de dâhil olmak üzere…

Zira Fenerbahçe ciddi anlamda kan kaybediyor.

Sahnede, Başkan’ın Kanarya’yı severken öldürdüğü görüntüsü yer alıyor. Diğer bir söyleyişle, Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’yi, yani sevgilisini başkasına yâr etmek istemeyen âşık gibi, “ya benimsin ya toprağın” görüntüsü veriyor.

Fenerbahçe’ye dostuz… Acı söylememiz, ancak ve sadece bu sebeptendir. 

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1104/severken-oldurmek.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar