LİYAKAT OLMADAN GELİŞME OLMAZ!

Sözlüklerde, “lâyık olma, uygun bulunma, değerlilik, ehliyet” vb. kavramlarla açıklanan “liyakat” olgusu, işe alımlarda, göreve getirilmelerde ve yükseltilmelerde en önemli unsur olarak bilinir. Böyle olması gerektiği konusunda, hiçbir kişinin yüksek sesle itiraz ettiği görülmemiş, duyulmamıştır. Ola ki, ezkaza böyle bir itiraz duyulacak olsa, sahibinin sesi bir anda boğulur kalır, yüksek volümlü ayıplama cümlelerinin arasında.

Zira bir işi en iyi yapacak kişiye, yani ehliyetli olana verme durumu, yapılacak işin, görülecek vazifenin kaliteli ürünlerle sonuçlanması için temel zorunluluktur.

Dikkat edilirse, şu ana kadar, “kamuda”, “devlet kadrolarında”, “devlet kademelerinde” gibi herhangi bir kavram kullanılmadı. Neden? Çünkü özel sektörde, kurumsallaşmayı başarmış hiçbir işletme (şirket, holding vs.), hiçbir kademedeki görevi, ehliyetli olmayan bir kişiye vermez; ehliyetinin düzeyi yetmeyen bir personeli de alıp, daha üst kademelere görevlendirmez. Yakın akrabadan, hatta aileden biri bile olsa…

Bu nedenledir ki, liyakat kavramı ve bu bağlamda liyakatsiz, ehliyetsiz kişilerin bir yerlere görevlendirilmesi ve atanması veya görevde yükseltilmesi söz konusu olduğunda, doğrudan devlet kurumları ve kadroları akla gelir.

…..

Böyle bir atamaya zemin olacak yeni bir “iş ilanı”, birkaç gün önce çeşitli ortamlarda ve bilhassa, doğrudan ilgili bilim ve meslek alanı olan Bilgi ve Belge Yönetimi (daha bilindik adıyla Kütüphanecilik) alanının iletişim ortamlarında paylaşılmaya başlandı.

Paylaşılan habere göre, devlet üniversitelerimizden biri olan Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi, “657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48. maddesi, 2547 sayılı Kanunun ilgili maddeleri, Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atama Yönetmeliği hükümleri ile Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Öğretim Üyeliğine Atama ve Yükseltme Yönergesi uyarınca öğretim üyesi” alacaktı.

“E, ne var bunda; üniversitenin biri, ihtiyacına binaen öğretim üyesi alacakmış” diyenlere, biz de, “durun hele acele etmeyin” diyor ve devam ediyoruz.

Zira Üniversite’nin internet sitesinde, hemen ana sayfadaki “Duyuru ve Etkinlikler” başlığı altında yer alan ilana (http://depo.osmaniye.edu.tr/dosyalar/oku/Dosyalar/15517im.pdf) göre, Kadirli Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi’ne bağlı “Bilgi ve Belge Yönetimi” bölümüne alınacak yardımcı doçent doktor adaylarında, üniversitelerin ilgili bölümü olan “Bilgi ve Belge Yönetimi” disiplininde lisans, yüksek lisans ve doktora yapmış olmak değil, başka bir alanda doktora öğrenimi isteniyor. Başka, bambaşka...

Diğer bir ifadeyle, “bilgiyi ve bilgi kaynaklarını sağlayacak, uluslararası kural ve standartlara göre düzenleyecek ve nihayet, en etkin biçimde gereksinim duyanların kullanımına sunacak olan bilgi ve bölge yöneticilerinin yetiştirileceği Bilgi ve Belge Yönetimi bölümüne” tarih alanında doktora yapmış kişiler alınmaya çalışılıyor.

Üstelik öyle her tarih bölümü mezunu da değil. Daha özel bir doktora çalışması yapmış olması bekleniyor adaylardan.

Ne mi aranan şartlar? Buyurunuz…

Ortaçağ tarihi alanında doktora yapmış olmak, Osmanlı Tarihlerinde Selçuklularla ilgili çalışmaları olmak”; “Eski çağ tarihi alanında doktora yapmış olmak, Hellenistik ve Roma Dönemi çalışmaları olmak”; “Yakınçağ Tarihi alanında doktora yapmış olmak, biyografi çalışmaları olmak.(Önemli not: İfadelerdeki Türkçe, ilana aittir.)

Üstelik adaylar, uzaktan başvuruda da bulunamayıp, bizzat üniversiteye giderek yapacakmış başvuruyu. E-devlet deyip dururken, bürokrasiyi hafifletmek için elektronik belge yönetimine geçelim diye çırpınırken şu ifadelerin açıklanabilirlik düzeyini ise, size bırakıyorum; “Posta ile yapılacak başvurular (…..) kabul edilmeyecektir”; “…..yayın dosyalarını ekleyerek, Üniversitemiz Personel Daire Başkanlığına şahsen müracaat etmeleri gerekmektedir.

…..

Bir vesileyle haberdar olduğumuzda, “kötü bir şakadır” demek istedik, fakat hiç de öyle şaka filan değildi. Ortada bir ilan metni vardı ve Türkçe diliyle yazılmış olan metinde her şey açık, net ve anlaşılırdı. Bir şey dışında!

Anlaşılamayan ve anlaşılması zinhar mümkün olmayan…

Bir ülke düşünün ki, yaklaşık yirmi üniversitesinde Bilgi ve Belge Yönetimi bölümleri olsun ve yine bunların yaklaşık yarısında, ilki 1954-55 akademik yılında başlamış olmak üzere,  bilgi ve bölge yöneticisi yetiştiriliyor olsun. Yani o bölümlerden yüzlerce mezun verilmiş olsun. Ve fakat sanki böyle bir gerçek yokmuş gibi, bu bölüm mezunları değil, tarih ve hatta spesifik tarih çalışmaları yapmış kişiler, yeni açıldığı anlaşılan bir Bilgi ve Belge Yönetimi bölümüne öğretim üyesi olarak alınmak istensin.

Bunun hiçbir şekilde yenilir yutulur, yorumlanır, kabul edilir bir tarafı yok!

Zira yapılacak şey bellidir? Siz kurum olarak ilana çıkar; Bilgi ve Belge Yönetimi bölümünüze, üniversitelerin Bilgi ve Belge Yönetimi (Kütüphanecilik) bölümlerinden mezun olmuş adaylar arasından üç adet yardımcı doçent doktor almak istersiniz; ilana yeterli sayıda liyakatli aday başvurmazsa da, daha sonra yapacağınız bir veya birkaç ilanın ardından, adaylarda aranacak öğrenim şartlarında esnetmeye gidersiniz.

Kaldı ki, böyle bir durumda da üniversite olarak sizi çok ama çok ağır bir soru ve artçıları beklemektedir.

Siz hangi saha araştırmasına ve nesnel verilere dayanarak belki yirminci Bilgi ve Belge Yönetimi bölümünü açıyorsunuz? Bir bölüm açmak, dört duvar arasında otuz tane sıra/ masa, altmış tane sandalye yerleştirmek midir? Ders verecek, üç tane ilgili bölüm mezunu doktoralı uzman olup olmadığını tespit etmeden, hangi cesaretle (başka bir şey demeyeyim) yeni bir bölüm kurarsınız? Bilgi ve Belge Yönetimi alanından mezun olup, henüz üniversitede değil, başka bir kurumda görev yapan ya da herhangi bir kurumda görev almamış olan kaç uzman olduğuna dair bir bilginiz var mıdır ki, yeni bir bölüm açmaya kalkıyorsunuz?

Bu sorular uzar gider, ancak gelin biz soruları uzatıp, Bilgi ve Belge Yönetimi alanının akademideki ve sahadaki profesyonellerinin -çok haklı- öfkelerini kabartmayalım; okurun da sabrını zorlamayalım. Fakat siz de bu büyük yanlıştan dönerek, Bilgi ve Belge Yönetimi alanında profesyonel yetiştirecek öğretim üyesi kadrolarına, bu alanda lisans öğrenimi bile görmemiş kişileri atamaya çalışmaktan vazgeçin.

İşi ehline vermek, ilâhî/ dinî bir emir olduğu gibi, devlete ve millete saygı noktasında da çok ağır ve veballi bir ödevdir. Boşa mı denilmiş, “ekmeği, ekmekçiye ver; üstüne de beş lira fazla ver” diye.

Unutmayalım ki, liyakatsiz ve kalitesiz insan kaynaklarından, kaliteli iş çıkmaz. Kendi işletmemizde asla liyakatsiz bir kişiye görev vermeyecek olduğumuza göre, “devlet” adlı “baş tacı kurum” sahipsizmiş gibi davranmayalım.

Başlığı tekrarlayarak nihayetlendirelim sözü…

Liyakat olmadan gelişme olmaz! Hele de akademide, ille de üniversitede…

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1155/liyakat-olmadan-gelisme-olmaz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Mustafa Sağsan
19.05.2017 21:01
Sevgili Erol hocam, Kalemine ve yüregine saglik.
Selahattin Öztürk
19.05.2017 21:45
Öğrenci kabulüne başlamamış bir bölüme vereceği/ verdirilmesi planlanan derslerin eğitimini almamış tamamen farklı bir ilim dalından öğretim üyesi istihdam etmek, sadece o bilim dalında eğitim almış meslek insanına değil, eğitim verilecek gençlere, ailelerine millete hakaretten başka bir şey değildir. Bu kadrolar bilim ahlakına uymayan, toplum vicdanını yaralayacak bir yaklaşımla açılmış, ilanın derhal kaldırılması gerekir.
R.Yener
22.05.2017 01:11
Artık "Hellenistik Roma tarihi, Selçuklu tarihi..." çalışan kendi alanlarında hiç bir kadroya girmeyi beceremeyen, yeteneksiz, kul hakkı nedir bilmeyen "akademisyen kırması" zaatlar derslerde öğrencilere başkasının emeği; en hızlı, en doğru ve en sistematik nasıl çalınır onu öğretirler.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar