DİL ARENASI

“Türk Dili Yılı”, güzide basınımızın şanına lâyık şekilde kamuoyunun gündemine girdi. Türkçenin içinde bulunduğu durumdan en fazla mes’ûl olan kesim, iletişim alanında bulunanlardır. Elbette bu işin ilim cihetinde olanları unutmuş değiliz; onlar arka planda oldukları için tesirleri ona göredir. Fakat basın yayın kesimi öyle mi?

Büyük çoğunluk günümüzde gazetelerden, radyolardan, televizyonlardan gördükleri, duydukları ile amel ediyor; konuşuyor veya yazıyor. Dilimizin tarihî akışı içinde anlam dünyamıza mâl olmuş kelimelerin yerine hiçbir zihnî ameliye yapmadan, dilimizdeki karşılığını araştırmak zahmetine girmeden, İngilizce veya Fransızcadan bir kelimeyi koyuvermek ve bunu reklam edercesine ısrarla kullanmak elbette kitleleri etkiliyor. Bir süre sonra bu “modalaştırılmış” kelimeler, esas kelimelerimizi unutturuyor.

Dildeki bu şuursuz değişimin varacağı nokta, bir yabancı kelimenin kendi akraba kelimelerini davet etmesidir.

Bunun bilmişlik olarak tezahür eden züppelik arka planı herkesin ma’lûmu.  Fakat asıl önemlisi, zihin tembelliğini besleyen tarafı. Bir süre sonra günlük dili kullanan kesimler, bilhassa siyasîler de bu sele kapılıyorlar. İnovasyon fuarı açılışı yapan bakanlarımız, lansman toplantıları icra eden bakanlıklarımız, performans ölçen bürokratlarımız.

Basın yayın organlarımızda dili önemseyen bir tavır görmek zor. Eskiden kültür sanat sayfaları yapan, dil ve edebiyat bahislerine yer veren yazarlar istihdam eden basın yayın kuruluşları, şimdi siyaset ve ekonomiden öteye gitmiyor. Tabii spor ve bilhassa futbolun vazgeçilmezliğini de unutmayalım.

Çocuklarımız neden kitap okumuyor? Bıraktık çocuklarımızı, okur-yazarlarımız, yüksek tahsillilerimiz, daha ötesi öğretmenlerimiz ve üniversite hocalarımız neden okumuyor?

Çünkü bunun vasatı yok! Ayda bir bazı gazetelerin verdiği kitap ekleri istisna, yayın alanıyla ilgili haberler, bilgiler, basın yayın kuruluşlarında dolaşımda değil.

Televizyon programlarında her hususta vır vır konuşan zevatın elinde kitap gören var mı? Hadi kitap olmasın, kitaba atıfta bulunan var mı? Sıradan ma’lûmatı sürekli tekrarlamak, ilim kisvesi giydirilmiş âmiyâne bilgileri pazarlamak bizi nereye götürür ki?

Şimdi okur-yazarımız çok; üniversitelerimiz öğretim üyesi fabrikası. Fason akademisyenler, yüksek liselerde gündüz yetmiyor geceleri de ders veriyor.

Bundan hâsıl olacak bir şey yok!

“Türk Dili Yılı” dolayısıyla yapılacaklar ancak iletişim alanında görünür hâle gelirse kamuoyuna mâl olur. Bu görünürlüğün derecesine göre Türk Dili Yılı i’lânı bir sonuç doğurabilir. Bugüne kadar güzide basınımızın konuyu gerçek anlamda ele aldığına şahit olamadık. Bir tek kapalı ve açık spor mekânlarına “arena” adını verme furyası karşısında Cumhurbaşkanımızın tepkisi, basına malzeme olabildi.

Evet, bizim için arena, son on, on beş yılın kelimesi. Daha önce “kapalı spor salonu” ve “stadyum” vardı. Her ikisine de arena denilmesinin sebebi ne ola ki? Şu itiraz haklı elbette: “Bu isimler ne zaman verildi?” Burada dil şuurunun, sadece yüksek derecede okur-yazarları değil, herkesi kuşatması gerektiği ortaya çıkıyor. Arena diyenler “final four” da diyor. “Süper lig”, yine bu alanın kelimesi. Ya “play-off” neyin nesi? Skor, fikstür... liste uzayıp gider.

Eskiden “Millî lig” vardı. Neden “süper lig” oldu? Ne demek süper? İngilizce “super”i ünlü sözlükçümüz Mustafa Nihat Özön, 1961’de yayınlanan Türkçe-Yabancı Kelimeler Sözlüğü’nde “üstün, üstünde anlamlı bir ön ektir” şeklinde açıklıyor.

“Millî lig”in üstüne neden “süper lig” çıktı?

Bunun düşünüldüğünü sanmıyorum. Süper kelimesi, bugün bu anlamının ötesinde kullanılıyor. Hani olağanüstü bir şey görünce “süper” deniliyor ya... Bunun Türkçesi “müthiş”dir; “olağanüstü”dür; “fevkalade”dir! Futbola yerleşen kelimeler, zamanla diğer alanlara doğru yayılıyor.

Spor terimlerini neden Türkçeleştirmedik?

En önce ata sporumuz at yarışları ile ilgili 1930’larda yapılanlara bakalım. “At meydanı”nı “hipodrom” yaptık. “Sipahi Ocağı”nı, “Jokey Klubü”ne çevirdik. “Binici”ye “sipahi” derdik; nedense “jokey” demeye başladık!

“Dil devrimi” dediğin böyle olur çelebi! Maksat dili devirmek!

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1191/dil-arenasi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar