DİYANET’E SALDIRI VE CEHALET ÖRNEKLERİ

Tam bir cemaatin vesayetini bitirecekken, üst akıl başka bir piyon sürüyor oyuna. Son birkaç aydır Diyanet İşleri Başkanlığı’na yapılan uyduruk gerekçeli saldırlar gösteriyor ki Türkiye üzerine oynanan oyunlar din merkezli geliştirilmeye çalışılıyor. Cahil ve dar görüşlü din adamları ve destekçilerinin kışkırtıcı dili, üst akılın dikkatini celp ediyor; onlar da bir piyonun işi bitince, diğer piyonu sürüyorlar oyuna.

Durup dururken Diyanet saldırıları nereden çıktı?

KUTLU DOĞUM HAFTASI MESELESİ

Geçen seneki makam arabası meselesini ciddiye almıyorum; bu sene tedavüle sokulan “Kutlu Doğum Haftası” eleştirisini FETÖ sosu ile sunmak, beklenen bir taktiğin sonucu. Çünkü son zamanlarda, iktidar gücü içinde kendine yer açmak için FETÖ düşmanlığı yapmak modası revaçta. Kutlu Doğum Haftası üzerinden Diyanet’i hedef alırken, işe FETÖ’yü bulaştırmak, sanki sonuç almak için garantili bir yöntem olarak kullanılmaya çalışılıyor.

Kutlu Doğum Haftası, Hz. Muhammed’in doğumunun miladî takvime bağlanmasıdır ve bunu 1989 yılında gerçekleştiren ekibin içinde bir tane bile FETÖ’cü yoktur. Kutlu Doğum Haftası tasarısını hazırlayan ekip içinde Mümtaz’er Türköne de vardır ama Mümtaz’er’in o yıllarda FETÖ ile zerrece ilişkisi yoktur. Mümtaz’er Türköne daha sonraki yıllarda FETÖ yayın organlarında sürekli yazmaya başlamış, onların organizasyonlarında, neredeyse herkesle beraber yer almıştır. O günlerde Ankara’ya sık gelip gidiyor, entelektüel faaliyetleri yakından takip ediyordum. Yanlış hatırlamıyorsam, Kutlu Doğum Haftası tasarısını oluşturan ekipte Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay ve rahmetli Ayvaz Gökdemir de vardı ama FETÖ’cüler yoktu.

1989’da son derece iyi niyetle başlatılan Kutlu Doğum Haftası üzerinden Diyanet’i vurmaya çalışmak, hiç de insanî ve ahlakî bir tavır değil.

TASAVVUF MUSİKİSİ KONUSU

Aynı zihniyet tarafından ilahiler ve klasik Türk musikisi de eleştiriliyor.

Camilerde çocuk istemeyen bir akl-ı evvel, “cami” kelimesi ile kerihâne bir kelimeyi utanmadan yan yana kullanırken, Diyanet’in musiki eğitimi konusunu da cahilce diline dolayıp saldırmaya kalkıyor. Şöyle diyor bu zat: “Kiliselerin yaptığını özendiriyor. Kilise müziği gibi bir cami müziği çıkartacak. Tasavvuf Müziği diye bir şey uydurdular ya...”

Bu ifadeler tasavvuf ve musiki konusunda ciddi bir cehaletin göstergesidir ve maalesef bu tür insanların etkinliği yüzünden İslamiyet insan psikolojisinden gittikçe uzaklaşıp sofistike kavramlardan ibaret bir bilgi sistemi haline getiriliyor ve ancak “alıntı kültürü”ne hiznet edecek bir birikim haline getiriliyor. Tevhid felsefesi ile oluşturulan sanat eserleri (şiir, musiki, mimari, hüsn-i hat, ebru, tezhip, minyatür, kâtı’) bu milletin kültür bünyesinden silinirse, elimizde sadece kimsenin anlamadığı ve hiç kimsenin gönlüne hulûl etmeyen, yani satırlardan sadırlara inmeyen bilgilerle insanı şekillendiremeyiz.

Ne yazık ki son zamanlarda, bu tür insanların etki gücü, görünür hâle gelmektedir. İktidardan talebimiz, nas ile insan zihni ve gönlü arasındaki iletişimi kuran güzel sanatlar kültürünün gelişmesi için imkân sağlaması ve fırsat yaratmasıdır. Konuyu basit bir FETÖ düşmanlığıyla soslanmış cahil cesaretine terk etmeyelim.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1222/diyanete-saldiri-ve-cehalet-ornekleri.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Çok harika yorum
07.06.2017 00:44
Tespitler mükemmel. Gündem değiştirme adına da güzel bir bahane. Yüzbinler KHK ile ihraç olmuş, Mübarek ramazanda aç ve açıkta.
Müzik bahane ...
09.06.2017 11:28
Musiki her dinde haramdır sayın yazar. bilmiyorsanız prof olmak için okuduğunuz kitapları bir daha okuyun. O müziki dinletmek için camilere tabure yerleştirmeye de TÜRK MİLLİ ÖRFÜ demezsiniz herhalde, sayın yazar. Her millet dine kendi türesini sokmaya çalışırsa bu din TÜRK DİYANETİne dönüşür. Diyanetin öncelikle selefi meşrep, ne itikadında ne amelinde bir yere bağlı olmayan başıboşlardan temizlenmesi lazım.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar