BEŞTEPE’DE İFTAR

Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Cumhurbaşkanı’nın ikametgâhı Çankaya’da idi. Önce bir bağ evi vardı; buna eklemeler yapıldı. Sonra Ankara’da birçok devlet binasının mimarı olan Avusturyalı Clemens Holzmaister iki katlı yeni bir bina yaptırıldı. Bu yapı cumhurbaşkanının hem ikametgâhı hem makamı idi. Büyük, gösterişli bir bina değildi, Lozan sonrası Türkiye Cumhuriyeti’ne biçilen role uygun cesamette idi ve hep “köşk”[1] olarak anıldı; 1932’de tamamlandı ve Tayyip Erdoğan’a kadar bazı eklemeler yapılarak kullanıldı.

Tayyip Bey, başbakanlığı sırasında Başbakanlık için yeni mekân arayışına girdi. Şimdi kullanılmakta olan binalar, o sırada inşa edilmeye başlandı. Cumhurbaşkanı olduktan sonra binalar tamamlanınca Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim merkezi, Çankaya’dan Beştepe’ye kaymış oldu.

“Tebdil-i mekânda ferahlık vardır” denilir. Bu tebdil-i mekânın, Türkiye devleti için bir dönüm noktası olduğunu söyleyebiliriz. Cumhuriyeti, 1960’lardan beri ikinci, üçüncü... olarak tanımlama fantezileri oldu. Bu Fransız tarzı adlandırmalar, gerçek bir değişimi işaret etmiyordu. Türkiye Cumhuriyeti, Tayyip Erdoğan’la yeni bir muhteva zeminine oturtulmaya başlandı ve bu yüzden gelecekte muhtemelen “İkinci Cumhuriyet” tabiri onun dönemini anlatırken kullanılacak...

Biz, bu muhteva değişikliğini “iftar” üzerinden okuyabiliriz!

Turgut Özal’a kadar Cumhurbaşkanlığı köşkü, iftar davetlerinden bîhaberdi. Neredeyse 70 yıl cumhurun temel bir ibadeti, Ankara’nın yüksek rakımlı bölgesinde iftarla görünürleşmemişti. Köşkte ilk iftarı, 8. cumhurbaşkanı Turgut Özal verdi. Halefi Süleyman Demirel’in de bazı iftarlar verdiği söyleniyor. Hatta 28 Şubat döneminde Ispartalı hemşehrilerine verdiği iftardan sonra Refahyol hükûmetini yıkmaları için harekete geçmelerini tavsiye ettiğini, katılanlar ifade ediyor.

Bu tavrın “iftar” kavramı ile ne ölçüde bağdaştığına siz karar verin!

Çankaya’da laikçilik şampiyonu Necdet Sezer’den sonra gerçek anlamda iftarın Abdullah Gül döneminde verildiği ve ilkinin şehit yakınlarına ayrıldığı biliniyor. Bu, gelebilecek eleştirilere karşı bir meşruiyet arayışı olarak yorumlanabilir.

Yine de Çankaya’nın iftarla tanışıklığının tam bir istikrar kazanması mümkün olmadı.

Bu, gerçekte Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda çözümlenmemiş temel bir meselenin görünürlüğü ile ilgilidir. Aslında Cumhuriyeti kuranlar bu konuda nihaî çözüme vardıklarını düşünmüşlerdir. Dinle devlet ilişkileri konusunda Millî Mücadele dönemi ile Cumhuriyet dönemi arasındaki keskin fikir kırılması gözden kaçırılabilir gibi değildir. Millî Mücadele’nin temel fikriyatı çok güçlü bir dinî muhtevaya dayanıyordu. Zafer kazanıldıktan sonra, Lozan’da dünya sistemine boyun eğme zarureti bu muhtevadan vazgeçilmesi sonucunu doğurdu.

Yeni Türk devleti, bin yıllık dinî zeminini (formülü şudur: Din ü devlet mülk ü millet. Açıklaması: Din ve devlet, ülke ve millet) bir kenara bıraktı ve laik, hatta din karşıtı bir zemin üzerinde vücut bulmaya çalıştı.

Köksüzlük anlamına gelen bu konjonktürel tercih, gerçek bir devlet oluşumunun önünde çok mühim bir engeldi. Cumhuriyet tarihinde bu engeli kaldırarak devleti gerçek zeminine oturtma düşüncesi güçlü bir muhalefet damarı meydana getirdi. 1950’den beri seçilmiş iktidarlar, bazı arızî dönemler dışında, bu zeminin arayışı içinde oldular.

Cumhuriyetin yüzüncü yılına 6 sene var...Türkiye, bin yıllık devlet zeminine olabildiğince sancısız oturuyor. Muhtemelen 1923’te bu değişim, son noktasına varacak. Bu, şu anlama gelmiyor: Türkiye din devleti olacak!

Ne Selçuklu devleti bir din devleti idi, ne de Osmanlı. Din, devlete tabiî bir zemin teşkil etmektedir ve milletin kültürünün, hayat tarzının, yani kimliğinin temelinde yer almaktadır. Müslümanlığın “din devleti”ni öngördüğünü söylemek, bir din adamı yöneticiler sınıfını kabul etmek demektir ki İslâm’da diğer dinlerdeki gibi münhasıran din adamı yani ruhban sınıfı yoktur. Devlet, marufu emreder münkeri yasaklar. Farklı dinlerin, anlayışların varlığını tanır; onların yaşama zeminini ortadan kaldırmaz. Yani güzellik, zorla olmaz. Eğer öyle olacağı düşünülürse işte DAİŞ olur, IŞİD olur!

Beştepe’de, Cumhurbaşkanlığı külliyesinde yapılan iftarların Çankaya Köşkü’nün son dönemindeki iftarlardan hayli farklı bir muhtevaya sahip olması, Türkiye’nin tabii zemin arayışının ulaştığı nokta ile ilgili görülmelidir.

Bu konu ile ilgili ikinci yazımızda bu hususu ele alacağız.

[1] Köşk: Bağ veya bahçelik bir yere yapılmış, daha çok yazlık olarak kullanılan süslü bina, kâşane, kasr. (Doğan Büyük Türkçe Sözlük)

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1271/bestepede-iftar.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar