“PORNO İDDİANÂME”Yİ, AHMET ALTAN’IN RETORİK ŞEHVETLE SAVUNMASI

Baştan söyleyeyim. Bu iddianamelerle adam mahkûm olur mu? Olmaz. Bu iddianameler, ancak yargılananların kamuoyuna ulaşmasını kolaylaştırır. Yargılananların bir kısmı da bunun farkında ve Ahmet Altan gibi mahkeme heyetine değil, tribünlere hitap etmektedirler.

Gelelim Ahmet Altan’ın savunmasına… (Kardeşi Mehmet Altan lafa dünya turu attırmadan doğrudan konuya daldığı için, savunmasıyla ilgili bir şeyler söylemek zor.)

Hani “dervişin fikri neyse, zikri de odur” diye bir söz vardır ya… Her ne kadar Ahmet Altan’ın dervişlikle zerre miskal bir ilişkisi yoksa da, bu söz tam da onun için söylenmiş sanki.  Savunmasını “Bir iddianamenin hukuk pornosu olarak portresi” başlığıyla pazarlaması, destekçileri tarafından manşetten verildi. Arkadaşları biliyor onun diliniii!.... Adam en trajik konuların arasına porno eklemeyi beceren biri. (Bakınız: Romanları.) O yüzden iddianameye porno mantığı ile bakması son derce normal.

Bakış açısı bu olunca, savunmasının da “retorik şehvet”ten ibaret olması normaldir.

Savcı, “Hakkında şu şu şu iddialar var. Ne dersin?” diyor. Öyle ya; savcı kamunun savcısı; yani müdde-i umûmî… Kamunun iddialarını yansıtmış metninde.

Ama yoook!.... Eline “savunma” gibi bir fırsat geçmiş. İddiaları savunmaktansa, kamuoyunu etkilemek ve savunma metni ile tarihe geçmek (!)…  Bu tür canlıların hepsinde vardır bu saplantı. “Yazdıklarımı savcılar ve birkaç kelaynak dışında ciddiye alan yok; bari mahkeme zabıtlarına geçsin de tarihe mâl olsun.” diye savunma yaparlar bunlar.

Adam iddianâmeye karşı vereceği savunma ile mahkeme heyetine değil, tribünlere (sokağa ve medyaya) oynuyor. Bu yüzden de retorik şehvete kapılmış bir üslup sergiliyor. “İçerik berbat, bari retorikle avlayayım kefalleri” hesabı yani.

Romanına Malzeme

İsnad edilen suçlarla ilgili ceviz kabuğunu doldurmayan cevaplar veren Ahmet Altan, retorik şehvet söz konusu olduğunda coşuyor da coşuyor. Şu mahkeme salonu tasvirine bi bakar mısınız? Sanki iddianameye cevap vermiyor da romanına bir sahne yazıyor:

Bu iddianameyi okuduğunuzda, içinde sanıkların, sanık sandalyelerinin, avukat sıralarının, silahlı jandarmaların, kürsülerin, cübbelerin bulunduğu ve Adliye Sarayı diye adlandırılan yerlerin nasıl bir hukuk mezbahasına döndürüldüğünü rahatça kavrıyorsunuz.”

Tasvirde sandalyeler, jandarmalar, kürsüler, cübbeler ve mezbahaya benzetilen Adliye Sarayı (Ne trajik bir tasvir di mi ama?) var ama suç, suçlu ve iddianameye cevap yok. Olan, sadece retorik şehvet!...

Bitmedi…

Kapalı İstiareye Yaslan, Rahatlarsın…

İddianame, hukuk, ağırlaştırılmış müebbet, ceza, savunma” tabirlerinin tanımlayıcı kelimeleri olarak seçilen sıfatlara bakın lütfen: “zekâdan ve hukuktan yoksun, heybetli, taşımaya mecali yetmeyen, cılız”… Yani lisedeki hocası, “Ahmet, kapalı istiarelerden oluşan bir cümle kur” demiş de, Ahmet şıppadanak bol istiareli bir cümle kurmuş sanki:

İddianame olduğu ileri sürülen, zekâdan ve hukuktan yoksun, ağırlaştırılmış müebbet gibi heybetli bir cezayı taşımaya mecali yetmeyen bu cılız metin ciddi bir savunmayı asla haketmiyor.”

Gene bitmediiiii!...

Hani Trajedi?

Olaya biraz da trajedi katmak lazım… Gelsin klasik zehir motifi ve zehirli sarmaşık:

“Hakkında yalan söylenen tek insan ben olmayacağıma göre bu tür yalan dolu iddianamelerin zehirli bir sarmaşık gibi yargıya dolanıp onu boğduğunu kabul etmemiz gerekiyor.”

Karanlıkta Islık Çalmak

Şimdi de retoriğe diyalektik; yani “tez-anti tez” sosu döküyor ve bir yandan da her türlü destekleyicilerine ve TARAF’darlarına moral, güç ve cesaret vermek için karanlıkta ıslık çalarcasına şöyle diyor:

“… iddianame olduğu söylenen bu köksüz ve temelsiz metni parça parça ederek, baskının biteceği, hukukun geri geleceği güne şimdiden bir belge bırakmak, bu iddianameye cevaben bir kaşı iddianame yazmak için anlatacağım anlatacaklarımı.”

Breh breh breh!...

Gelsin Vecizeler!...

Bitmedi… Zorunlu hareketlere devam…

Öğretileni iyi öğrenmiş bir ortaokul bebesi gibi, birkaç da vecize falan alıntılaması gerekiyor ya!...

Alın size iki vecize!...

Biri  Jonh Fowles’tan: “John Fowles bir romanında ‘dünyadaki bütün yargıçlar verdikleri kararlarla yargılanır’ der” (Hani dünya edebiyatçılarından da örnek olsun ki iddia güçlensin di mi ama?)

İkinci alıntı, yerli yazar Hüseyin Cahit Yalçın’dan:

Hüseyin Cahit’in “Böyle bir mahkemede sizin gibi hakim olmaktansa, sanık olmayı tercih ederim” lafını değiştirerek: “Böyle bir davanın iddianamesini yazan savcı olmaktansa, böyle bir davanın sanığı olmayı, hayatımın geri kalanını hapiste geçirmeyi daha onurlu bulurum”

Ve bir de kendinden vecize patlatır. (Yarın öbür gün birileri “Ahmet Altan’ın meşhuuur bir sözü vardır” diyerek tekrarlayacaktır düşüncesiyle söylenmiştir bu söz.): “Zorbalık, eline silah geçirmiş zayıflıktır. Zorbalık arttıkça zayıflık da artar”

Olan ne?

Ahmet Altan’ın retorik şehvet sosuna bulanmış savunmasında elbette bu kadarcık örnek yok… Daha bir sürü var da siz anlayışlı okurlara bu kadarcığı yeter de artar bile.

Dikkat ederseniz, bu ve buna benzer cümlelerin hukukî bir karşılığı yok. Zaten Altan, hukuk için değil tribünler için retorik şehvetle yazıyor. Onun için hukukî sonuç değil, retorik şehvetle soslayıp süslediği metin önemlidir.

Yazıyı meşhuuur bir ata sözü ile bitirelim:

Ahmet Altan’ın amacı sizce üzüm yemek mi, bağcıyı döğmek miymiş?

Not: Başta Altanlar olmak üzere, FETÖ iddianamelerindeki tespitler için hukuk tahsil etmeye gerek yok galiba. Olayı çözücü tespit ve sorular değil de sıradan tespitler yapılıyor ve sıradan sorular soruluyor gibime geliyor. Bu tespit ve sorularla sahte kahramanlar üretmeye gerek yok.

Sonraki yazım: Tecâhül-i Ârif ‘ten Tecâvüz-i Ârif’e Ahmet Altan’ın Savunması

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1282/porno-iddianmeyi-ahmet-altanin-retorik-sehvetle-savunmasi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar