GÂVURLUK YAPMAK!

“Gâvurun ekmeğini yiyen, gâvurun kılıcını sallar” diye çok anlamlı bir “atasözü”müz var.

“Word” programı “gâvur” kelimesini beğenmeyip, “argo veya kaba sözcük” diye işaretleyedursun, “gâvur” için sözlükler, “kâfir, dinsiz”; “Hıristiyan, Avrupalı”; “Müslüman olmayan” anlamlarını bildiriyor. Mecazî olarak da, “zâlim, insafsız, taş kalpli, merhametsiz” karşılığı veriliyor.

Halk dilinde, türlü kötülükleri kolaylıkla ve sıkça yapanlara hitaben söylenen, “gâvurluk yapma”, “gâvurluk yapıyor”, “gâvurluğundan yapıyor” gibi ifadeleri de bunların yanına eklemekte ziyadesiyle yarar var. Zira gerçek gâvurdan çok, gâvurluk yapanları konu ediniyor, okumakta olduğunuz yazı.

İnkâr edicileri, nankörleri; yedikleri gözüne dizine durasıca kadir bilmez, vefa tanımazları ve dahi aslını inkâr eden haramzadeleri.

Türkiye adlı aziz vatanımız söz konusu olduğunda; emelleri, arzuları, talepleri gâvurların emelleri, arzuları ve talepleriyle birebir örtüşenleri.

Tarih boyunca gâvurla iş tutmuş, gâvurun değirmenine su taşımış; bu vatanın ekmeğini yeyip suyunu içtiği, okullarında okuduğu halde, gizli-açık söz ve davranışlarının çoğunda Türkiye düşmanı gâvurlarla aynı çizgiye düşenleri.

…..

Ne yazık ki, bu türden, gâvurlaşma eğilimi içinde olan ve hemen her zaman gâvurlarla -genellikle- gizli işbirlikleri içinde olanları yakın tarihimizde de görmeye devam ediyoruz. Arkalarının kesileceği de yok gibi.

Son süreçte bu sınıfın yaptıklarını en acı biçimde gördük. O gece, yani 15 Temmuz 2016 gecesi gâvurlukta sınır tanımayan ihanet çetesi, küresel sahiplerinin emirleri doğrultusunda, vatanına, devletine ve milletine karşı gâvurluk yapmaktan geri durmadı.

Tasmasını ellerinde tutanların lehine ve fakat milletinin, devletinin ve vatanının aleyhine…

Aslında o gün itibariyle anlaşıldığı üzere, “vatanına, devletine ve milletine” deyişimiz sözün gelişi. Zira bu vatana ve millete ait olmadıkları, aksine Türkiye’nin varlığı ve bekâsı anlamında gâvurca planları olanların emrinde olan ve bu çerçevede gâvurlaşma temayülleri zirve yapan kişiler oldukları artık tartışma götürmez biçimde görünüyor.

…..

Hatırlayın, yakın tarihleri…

Türkiyemiz, batı ülkelerinin durağanlığa ve düşüşe geçtiği yıllar dâhil, geliştikçe ve güçlendikçe bir yerlerin uykuları nasıl kaçtı. Ve nasıl da, ellerindeki bütün kişi ve kurumları Türkiye aleyhine kullanmaya başladılar. O, kerametleri kendilerinden menkul şirketler, nasıl ahlâksızca puan düşürmeye başladı peş peşe. Zaman geçip, gerçek ortaya çıkınca da, hiçbir şey olmamış gibi davranabildiler utanmazca.

Ulaşımdan sağlığa, güvenlikten teknolojiye kadar geniş bir yelpazede projeler ve programlar bir bir sahne aldıkça ve nihayet üretim tezgâhlarından indirilen ürünler ardı ardına vitrine çıktıkça, uykuları kaçmakla kalmadı, politik dillerle düşmanlık etmeye başladılar anında. Koro halinde...

Örnek mi? Bugün daha net biçimde görünüyor ki, insansız hava araçları bize ait olmadığı dönemlerde PKK ile mücadelede, gâvurlaşma eğiliminde olan hainlerin de yardımıyla, kaydedilen veriler önce başka merkezlere servis yapıldıktan sonra iç merkezlere gönderiliyor; bu süre içinde de teröristler yapacağını yapıyor, yakıp yıkıp kaçıyormuş. Yakın zamanda bu araçların “yerli ve milli” kimlikli olarak üretilmesiyle birlikte, girilmez denilen mağaralara girildi, vurulamaz denilen yerler dümdüz edildi. PKK’lı teröristlerin kendi aralarında ağlaştıklarını dinlemiyor muyuz haberlerde nicedir?

Gelişme odaklı projeler söz konusu olduğunda, koro halinde düşmanca tavır içine girerek, “olmaz, yapamazsınız” demediler mi türlü şekillerde. İstanbul’a yapılmakta olan yeni havalimanında da böyle, Kanal İstanbul’da da böyle, üçüncü köprü konusunda da…

Kısacası Türkiye, kalkınıp geliştikçe ve ekonomik anlamda güçlendikçe; yani çiklet ve çikolatadan başka şeyler de üretmeye başlayınca kıyamet koptu. Kopmaya da devam ediyor. Edecek de… Ancak hiçbir sonuç alamayacak, hiçbir şey elde edemeyecekler. Çünkü “düşman”ı gördüğü sürece, bu milleti dize getirmek imkânsız. Bunu herkes biliyor. Tarihe kayıtlı bir gerçek bu durum... İşte, kıyamete kadar sürecek olan Çanakkale Destanı… İşte bir yılını doldurmak üzere olan 15 Temmuz Destanı

Görünen düşman ile mücadelede üzerimize yoktur vesselam. Problem, gâvurlaşma eğiliminde olan, bu ülkeye ait görünen, bu millettenmiş gibi görünüp de, açık ve genellikle gizli biçimde gâvurun kılıcını sallayanlar.

Kalemini, mikrofonunu, dilini, ekonomik gücünü ve sair imkânlarını arsızca ve haince milletinin aleyhine kullananlar.

Türlü legal gerekçelerle kargaşa çıkarıp, kaos ortamı oluşturup, sonra da Türkiye’nin kötülüğünü isteyen, gelişmesini ve kalkınmasını istemeyen dış güçlerin taleplerini dillendirme gâvurluğunu yapanlar. Yani halk diliyle söylenecek olursa,  “gâvurluk edenler”.

Şükür ki, en cahil denilenleri de dâhil olmak üzere, ferasetiyle ve irfanıyla bu aziz millet gâvuru da, gâvurlaşma eğilimindeki sözde yerlileri de tanımaya başladı. Poker suratlıları da,  kuzu postu içindeki çakalları da (kurt demediğime dikkat isterim) görmeye, bilmeye ve afişe etmeye başladı.

Yani oyun bitti… Takke düştü kel göründü… Belki kafalarını gizliyorlar türlü maskelerle, unvanlarla, dış dostlarıyla ama bilsinler ki, her yerleri açıkta…

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1303/gvurluk-yapmak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Selahattin Öztürk
05.07.2017 18:06
Hainliğin nasıl bir aşağılık duygusu olduğunu 15 Temmuz gecesi bizzat 15 Temmuz Şehitler Köprüsü üstünde yaşayan biri olarak, tek duam hainler ve koruyucuları için yaşasın cehennem.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar