TECÂHÜL-İ ÂRİF’TEN TECÂVÜZ-İ ÂRİF’E AHMET ALTAN’IN SAVUNMASI


Madem ki geçen hafta Ahmet Altan’ın savunması konusuna devam edeceğimizin sözünü verdik; o halde sarakaya devam. (Bu cümlemdeki “o halde”nin, OHAL ile ilgisi, alakası ve dahi münasebeti yoktur.)


Nasıl olsa yoğun bir günden yok…


Eh, mevsim de yaz… Saraka iyi gider.


Geçen hafta yazdığımız gibi Ahmet Altan, sadede gelinceye kadar tarihe geçecek bir savunma olsun diye lafa iyi dünya turu attırmış, retoriğin bütün imkân ve sınırlarını zorlamıştı. Sadedin kapısına da dayandığında, güya tecâhül-i ârifâne bir tavır takınarak topu taca atmaya kalkıyordu.


Geçen hafta da dedim ya, ben öğrencilerine tecâhül-i ârif sanatını anlatırken bu sanatın “salağa yatma sanatı” olduğunu söylerim. Yerinde ve haklı olarak hakkını savunan biri kimliğiyle Ahmet Altan’ın salağa yatmasına gıkım çıkmaz ama kamuoyunu salak yerine koymasına lafımı derim.


Mesela…


İddianamede başta Ergenekon ve Balyoz ve benzeri kumpasları olmak üzere Taraf gazetesinin de yayınları çerçevesinde 2010 yılından başlayan süreç ve Ahmet Altan’ın bu süreçte yaptıkları tespit edilerek konu 15 Temmuz terörist darbe teşebbüsüne getirilmiş.


Ahmet Altan, Mars’tan dün gelmiş biri gibi, sayfalarca “bu süreçte darbeye teşebbüs edenleri ben mi atadım?” ayağına yatıyor. Ölçmedim ama neredeyse savunmanın yarısını “o süreçte, darbecileri askeriyeye ben yerleştirmedim, iktidar yerleştirdi.”  diyor.


İddia sahibi, sanki “Bu darbecileri mevkilere makamlara sen gertirdin Ahmeeet!...”  demiş de Ahmet Altan da buna karşı savunma yapıyor numarası çekerek “Gördünüz mü? İktidar kendi yaptığı atamaları bana yükleyerek beni cezalandırmaya kalkıyor.”  tekrarıyla okuyanı bıktırıyor.


Askerleri sen yerleştirdin diyen yok ki!... O süreçte, darbe ortamının hazırlanmasına etkin oldu mu? Onu soruyorlar. Yoksa, “yok” de kestir at!... Bir sürü tecavüz-i ârif ayağına gerek yok ki. (Geçen hafta söyledim… O iddianameden ceza çıkmaz, kahramanlaştırma çıkar.)


Alın size bir örnek daha!...


14 Temmuz akşamı bir FETÖ kanalında sohbete çağrılmış da… Çağrılma sebebi son romanında İttihat Terakki devrini işlemesiymiş de… Ak Parti’yi de İttihat Terakki’ye benzettiği için laf kendiliğinden Ak Parti’nin iktidardan gitmesi konusuna gelmiş de… Falan filan…


Alın size bir tecahül-i ârif daha!...


Roman konuşulacakmış da konu kendiliğinden oraya gelmiş.


Uzatmayalım… Kısaca 2010’dan beri hazırlanan darbe ortamında, (Tıpkı 12 Eylül öncesi “olgunlaşma”sındaki gibi) Ahmet Altan, hiçbir şey dememiş ve hatta Ak Parti’nin kılına zarar gelirse, ortalığı velveleye vereceğini söylemiş gibi.


Muhalefet olur… Olması da gerekir… Ammaaaa!.... Muhalif olmak başka bir şey, darbecilerle stratejik ilişki varsa, o başka bir şey… (“varsa” diyorum; “var” demiyorum. Olup olmadığı muhakeme sonucunda belli olacak.)


Tamam, tecâhül-i ârif yapılır da bu kadar salağa yatılır ve aynı zamanda kamuoyunu da bu kadar salak yerine koyarsan, tecâhül-i ârif sanatının sınırlarına tecavüz ettiğin için bu sanatın adı “tecâvüz-i ârif” olur.


AHMET ALTAN’IN CÜMLE HASSASİYETİ


Ahmet Altan, büyük edebiyatçı olduğu için ikide bir, alaycı bir şekilde iddianamedeki ifade zaafına işaret ediyor. Böyle durumlar için pek çok deyim ve atasözümüz var ama ben Ziya Paşa’nın meşhur beytiyle konuya ışık tutayım. Ne diyordu Ziya Paşa:


Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu reh-güzerinde


(Nice yeni yetme müneccim, gökte yıldız ararken, gafletinden dolayı, yolundaki kuyuyu görmez.)


Bu hesap, Ahmet Altan da vaktiyle yazdığı “Ve, ‘sanırım kötü bir piyesin son perdesini seyrediyoruz. Bedeli biraz ağır oluyor ama biteceğini bilmek gene de iyi’ diye yazmışım.” cümlesini savunmasında iktibas ediyor ve altına o garip ifadeli vecizeyi yapıştırıyor: Kendimle tamamen aynı fikirdeyim.


İnsanın “Nası yani?” diyesi geliyor. “Kendimle tamamen aynı fikirdeyim” ne demek? “Kendini intihar etmek gibi bir şey mi?

Böyle bir ifade harikası cümleyi kuran birisi, iğne-çuvaldız deyimini veya “Evin camdansa kimsenin evini taşlama” hatta “Yol üzerine ev yapana akıl öğreten çok olur” atasözünü aklından çıkarmaması lazım. Ahmet Altan kamuoyunu etkileme amaçlı savunmasıyla yol üzerine camdan bir ev yapmıştır; elbette taşlayan ve akıl öğreten de çok olacaktır.


***


Bu “savunma” konusunu tadında bırakalım değil mi Süheylâ? Yoksa biz de okuyucuyu bıktırırız.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1304/techul-i-riften-tecvuz-i-rife-ahmet-altanin-savunmasi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar