PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI

Kim derdi ki bir gün gelip Fatih Sultan Mehmed’in talimatı doğrultusunda Karamanlı bir ailenin İstanbul’a yerleştirilmesiyle birlikte o ailenin içerisinden denizcilikte ve  haritacılıkta  ün salmış bir oğul dünyaya gelecek. Tahmin etmişsinizdir, o oğul asıl adı Ahmet Muhyiddin Piri Bey olan Piri Reis’den başkası değil elbet. Her ne kadar kendisi kara iklimden gelen bir ailenin bir ferdi olsa da deniz ikliminde mekân tuttuğunda hem kaptanlığını konuşturmasıyla hem de denizcilik tarihine ışık tutaraktan  ‘Kitab-ı Bahriye’  eseriyle Piri Reis olur da.

Aslında şöyle tarihe baktığımızda sadece bize Piri Reis rehber olmuş değil,  daha nice pirlerimiz pek çok alanda bize ışık olmuşlardır.  Ama gel gör ki, geldiğimiz noktada halen Osmanlının 600 yıllık bilgi donanımından bihaber haldeyiz. Düşünsenize günümüzün küreselleşme ve globalleşme dalgasının temelinde bile Osmanlının Nizam-ı âleminden esinlenme söz konusu, ama bundan da bihaberiz.  Yani küreselleşme hadisesi yeni keşfedilmiş değil, ta öteden beri bize ait patentimizdir. Öyle ki Osmanlının üç kıtada at koşturması iş olsun babından boş bir koşuşturma değildi,  bilakis Nizam-ı âlem uğruna bir koşuşturmaydı. Ve bu koşuşturma bugünün dünyasında yaşadığımız küreselleşme dalgasına ışık tutmuş ama farklı yönde tezahür etmiştir. Nasıl mı? İşte bugünkü küresel baronların insanlığın iliklerine kadar sömürmeye yönelik küreselleşme dalga şeklinde estirmeleri bunun bariz göstergesidir. Oysa Osmanlının estirdiği küreselleşme âleme adalet ve nizam getirme perspektifi içerisinde bir küreselleşmeydi. Dolayısıyla Osmanlının Nizam-ı âlem davasını sınırların ötesine ilahi adaleti yaymayı hedefleyen bir ülkü olarak biliriz. Zaten değil midir ki bu ülkü Piri Reis’i önce korsanlıkta karar kılmasına motive eder,  sonrasında ise amiralliğe giden yolda Atlantis ötesine kanatlandıracaktır. Tabii ecdadımız bu ülkülerle adeta kendinden geçip ötelere kanatlanırken, maalesef bizde ülküsü olan ceddin torunları olarak ne bu ülkünün varlığından ne de Piri Reis’in haritalarından haberdarız. Acı ama gerçek, Osmanlı göz ardı edilirse olacağı buydu, başka ne bekleyebilirdik ki. Baksanıza o kadar tarihimize hor bakıp duyarsız hale gelmişiz ki,  bize ait her ne keşif varsa neredeyse tüm bunları uzaylılar yaptı diyecek hale düşmüşüz.

Her neyse arzı halimiz şu veya bu istikamette, asıl gelelim şu harita meselesine.  Hani Kristof Kolomb’un haritasıyla neredeyse bire bir örtüştüğü tahmin edilen Piri Reis’in 1513 tarih itibariyle çizdiği şu meşhur harita var ya,   işte her ne olduysa ortadan kaybolabiliyor. Kayboldu da ne oldu, sonuçta gelinen noktada haritanın diğer bölümleri parçalanmış halde bulundu ya.  Böylece geçte olsa insanlık bu önemli kaynakla yüzleşiverdi.

Piri Reis hatıralarından hareketle şunu rahatlıkla dillendirebiliriz: Denizciliği amcası Kemal Reis’in yanında öğrendiğini, amcasının kölesi Rodrigo ile birlikte Antilya denilen bugünkü Amerika kıtasına gittiğini. İşte dillendirdiğimiz bu hususta sakın ola ki, kölenin klavuzluğuda neymiş diye meseleyi hafife almayın,  çünkü o söz konusu köle Kristof Kolomb’la birlikte buralara seyahat etmiş bir köledir. Nasıl mı?  Bakın bir tarihçi tamda bu bilginin ilk işaretlerini “Columbus’un buralara geliş gayesinin Amerika'dan getirilecek altınlarla haçlı seferlerine finansman sağlamak olduğunu dile getirerek verir. Hatta Kristof Kolomb kıtaya ilk kez ayak bastığında Hindistan’a geldiğini sanmış, ama bir süre sonra buranın Amerika olduğunu klavuzu Rodrigo’nun yönlendirmesi sayesinde keşfedip öyle haritası çıkarılmış olur.  Ne diyelim böylesi köleye can kurban,  baksanıza hem usta bir tayfa, hem de iyi bir gözlemci. Tabii o’nun o sıralar Müslüman olduğunu sadece Christopher Columbus (Kristof Kolomb) biliyordu. İşte bu noktada Kristof Kolomb’un haritası önem kazanır kazanmasına ama şu da bir gerçek bu konuda Dr. Charcot “Colomb Vu Par Un Marin” adlı eserinde Kolomb’un kitabından aktarmalar yaptıktan sonra işin hakkaniyetini ortaya koyacak şu kanaate varır: Amerika’nın keşfi Kolomb’a ait değil Müslüman denizcilere aittir!

Evet, bu sözler için hakkını teslim edecek sözlerdir. Besbelli ki haritanın çiziminde Osmanlı deniz kuvvetlerinden Rodrigo en büyük pay sahibidir.

Hele bir kıtaya ayak basılmaya görülsün, ardı arkasının zincirlemesine gelmesi kaçınılmaz hal alabiliyor. Nitekim Kristof Kolomb’dan sonra kıtaya dört kez ayak basıp adından söz ettiren sıradaki isim Amerigo Vespucci olacaktır. İlginçtir Vespucci kıtaya ilk adım atıp gördüğü manzaranın büyüsüne kapıldığında buraya Yenidünya anlamına gelen Mundus Novus demekten kendini alamayacaktır. Keza Alman haritacı Martin Waldsee Müller’de büyük bir vefa örneği gösterip buraya Vespucci’nin adını verecektir, yani ismiyle müsemma Amerigo…  Ancak buradaki yerliler bu ismi bir türlü kabullenip içine sindiremeyecektir.  Zira Amerikan ihtilalcılar bu hususta kendi ülkelerini Birleşmiş Müstemlekeler (UNİTED COLONİES) olarak isimlendirmişlerdi.  Tabii sonradan karşıt grupların ‘Kuzey Amerika Birleşik Devletleri’ tanımlamaları daha ağır basmış olacak ki, Thomas Paine bu tanımlamadan hareketle bu ifadenin baş kısmında ‘Kuzey’ kelimesini çıkarıp sadece ABD adını zihinlere yerleştirecektir. Dedik ya zincirleme  buralara ayak basış böyle bir şeydir bir bakmışsın Columbus’un Antilya’sı, Vespucci’nin Mundus Novus’u,  Martin Waldsee Müller'in Amerika'sı derken en nihayet Thomas Paine’nin damgasıyla ABD ismi kalıcılık kazanır.

Tabii ki keşfedilen bu kıta hangi isimle anılırsa anılsın, bizim açımızdan Piri Reisi anmak daha bir önem arz eder. Çünkü o rüzgâra göğsünü gere gere mavi sulara kendini adamış deniz fenerimizdir. Öyle ya,  madem bize ışık feneri olmuş, o halde bize de  “vira vira bismillah”  deyip adını mavi sulara yazmak düşer.

Malum olduğu üzere Piri Reis önceleri korsanlık yaparmış. İşte ‘Kitab-ı Bahriye’ adlı eserinde bahsettiği üzere korsanlık sayesinde; Kristof Kolomb’un çizdiği haritayı esir aldıkları bir denizci vesilesiyle ele geçirdiğini, bu haritadan yararlanarak bir dünya haritası çizdiğini beyan edecektir. Yine Piri Reisin hatıralarından anlaşıldığı üzere bu gün ABD olarak adından bahsettiğimiz kıta aslında o gün Antilya imiş. Şimdi Piri Reis bir kıtayı ismiyle cismiyle keşfederde Osmanlıda kendisini keşfetmez mi? Elbette ki böylesi hatıralara sahip bir deha, Osmanlı Padişahı II. Bayezid’in dikkatinden kaçmayacaktır. Derhal payitahta davet edilir edilmez kendisinden istifade edilecektir. Derken korsanlığı bırakıp Osmanlı’nın hizmetine amade olacaktır. Keza amcası da Yavuz Sultan Selim döneminin gözde bilge âlimiydi. Tabi amcası Kemal Reis’in vefat ettiğinde bu kez amcasının yokluğunu aratmayacak şekilde 1513 yılında Avrupa ve Afrika’nın batı kıyı şeridini ve Güney Amerika’nın doğu şeridini gösteren dünya haritasını Yavuz Sultan Selim’e sunacaktır.  Tarihler 1526 yılını gösterdiğinde şu meşhur Kitab-ı Bahriye adlı eseriyle mührünü vuracaktır.  1528 yılına gelindiğinde ise Kuzey Amerika Haritasını tamamlayıp Kanuni Sultan Süleyman’a takdim etmekle çok büyük takdir kazanır. Elbette ki;  pek çok hizmet alanında takdire şayanlığı terfi etmesine yetecektir. Malumunuz Piri Reis'in Osmanlı donanmasında terfi ettiği en son görev Mısır kaptanlığı olmuştur. Belki de idam edilmeseydi daha da terfi edecekti. Yani bir sefer esnasında kuşatmayı kaldırmak, donanmayı bırakmak hasebiyle yargılanacaktır. Her ne kadar kendisi bakımsız donanmayla denize açılmanın sakıncalarından bahsederekten savunma yapsa da bu savunma idam edilme hükmünü kaldırmaya yetmeyecektir.

Her ne kadar Piri Reis’imizin bu şekilde dünyadan göç etmesini arzu etmesek de sonuçta ardından şu fani dünyanın haritasını miras bıraktı ya, bu bizim için kıymet değer göçtür diyebiliriz. Hele Osmanlının bakiyesi üzerine kurulu Türkiye Cumhuriyetine geçişte gün yüzüne çıkan o müthiş mirasıyla gerçek kıymetini daha da idrak edip gönül tahtımızda hep anarız da.

Malumunuz 1929 tarihi itibariyle Topkapı Sarayı müze haline getirilirken, restorasyon çalışmaları esnasında Milli Müzeler Müdürü Halil Ethem (Eldem)’in  bir an gözü Topkapı Sarayı arşivinde saklı  halde bulunan deve derisine işlenmiş tomar evraka ilişir. Bir de ne görsün sağ yanı kopmuş halde bir harita. Oysa bu bir Piri Reis haritasıdır. Hayretler içerisinde seyre dalacaktır Tabii seyre daldıkça iyiden iyiye incelemeye koyulur, ama işin içinden çıkamaz. Ama paha biçilmez bu kıymet eser bir şekilde kendini ele verecektir.  Şöyle ki; ilk Piri Reis haritasının kayıp parçalarının aranmasına hız verildiğinde, bu kez ceylan derisine işlenmiş ikinci bir harita daha bulunur. Böylece ceylan derisi haritanın birinci haritayla karşılaştırılması yapıldığında birincisinin güncelleştirmiş hali olduğu anlaşılır. Böylece bu ikinci bulunanın günümüz verilerine daha bir uyumluluk gösteren bir harita olduğu ortaya çıkar. Şimdi gel de bulunan haritalar karşısında hayretler içerisinde kalma.  Düşünsenize ele geçen bu haritaların bugünkü verilerle neredeyse birebir örtüşen Amerika kıyılarının tam isabetli diyebileceğimiz çizimi söz konusudur.  Hele Piri Reisin haritası bir temaşa edilmeye görülsün sanki karşında duran harita değil, devasa bir ansiklopedi sanırsın. İlginçtir bulunan haritalar sadece çizime dayalı haritalarda değil,  kıtada yaşayan bilumum tüm hayvanlardan tutunda yetişen tüm bitkilere ait birtakım bilgilerle de donatılmış.  Yetmedi haritada Amerika’nın hem kuzey hem güneyini içini kapsayacak şekilde dizayn edildiği de gözlerden kaçmaz.  Daha da yetmedi harita içeriği için Antarktika kıtası ve üzerindeki dağlarını da kapsadığı söylenebilir.

Velhasıl, harita üzerinde kim ne söylemde bulunulursa bulunsun, sonuçta bizim açımızdan Piri Reis’le okyanus ötesine açılmak çok daha mühim hadisedir. Yani işin içinde bizi cezbeden Piri Reis pusulasıyla Nizam-ı âleme yelken açmak vardır.

Vesselam.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1634/piri-reis-ve-dunya-haritasi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar