TÜRK MUHAFAZAKÂRLIĞI NEREYE?

Zannedilir ki, “muhafazakârlık” kavramı salt bize has bir düşüncedir: oysa ki, tüm ülkelerde sosyal vetirelerden sonra meydana gelen sosyal bir düşünce ve yaşayış şeklidir, muhafazakârlık.

Bizde,   Osmanlı’nın son dönemlerinde,  bazı fikir adamlarının yazılarında tanışıyoruz bu kavramla…

Özellikle Ziya Gökalp’in araştırmalarında ve yazılarında   “Türkleşmek-İslamlaşmak, Garplılaşmak”  üçlüsünün inşasında görülür, muhafazakarlık. Gökalp toplumumuzun iki ana omurgasının yanına yarınki “emel”i de katarak bir yaşama şeklini önümüze seriyor ve yarınımızı bu üçlü ilke ile çerçeveliyor.

Yeni bir devletin/Türkiye Cumhuriyeti/ kuruluş felsefesine Gökalp’in bu dönem de etkisi vardır, ancak daha sonra  belirli bir döneminde bu kavram gündemde değildir. Ancak 1950 sonrası inancı yaşama talepleri ile birlikte milliyetçilik, Müslümanlık ve “asrın medeniyet seviyesine” yükselme arzusu ile sınırları çizilmiş muhafazakârlığın fikir dünyasında yoğun şekilde yer aldığını görmekteyiz:  Peyami Safa, İ.Hakkı Baltacıoğlu, Ali Fuat Başgil, Hilmi Ziya Ülken, Osman Turan bu düşüncenin taraftarları gözükürler. Daha sonraları da Nurettin Topçu, Mümtaz Turhan ve Erol Güngör’ü görüyoruz. Bu düşünce adamları muhafazakârlık düşüncesini irdelerken pek fazla ihtilafları olmamasına rağmen yine de kendi görüşlerini ve itirazlarını ortaya koymaktalar. Çatışma yoktur; itiraz vardır. Gökalp’in cemiyeti öne çıkaran ve fertlerin hukukundan öte cemiyetin çok geniş hukukunu savunması, hatta ferdi bir anlamda dışlayan, ferdi toplum ve devlet çıkarları için feda etmesi düşüncesine karşı Andolucu Nurettin Topçu ferdi  önemseyerek  mihvere oturtur. Gökalp’in yolundan giden Osman Turan ve bilahare Erol Güngör de de aynı düşüncededir.   Tüm bu görüşler aydınlar arasındaki atmosferde yaşandı: zaten toplumun muhafazakârlığı algılaması sadece dini ve milli meselelerdeki algılayış ve yaşayış şeklinden ibarettir. Toplumda; muhafazakârlık konusunda fikri bir derinlik görmek mümkün değil! Bu konu daha çok fikir adamları ve yazarlar tarafından gündeme getirilip, tartışılıyor, yazıya dökülüyordu… ayrıca muhafazakârlığın halk arasındaki algılama ve uygulama yönündeki tavrını ortaya koyan saha araştırmalarına da rastlanmıyor..

1960 sonrasında “siyasal İslâmın”;   siyaset ortamında, Milli Nizam ve Milli Selamet Partileri ile milliyetçilerin ise  Adalet Partisi, Millet Partisi, Cumhuriyetçi  Köylü Millet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ile ortaya çıkmaları sonucunda muhafazakârlık değişik yorum ve hayat tarzı ile karşımızdadır

Günümüzde ise “siyasal İslamcı bir gelenekten gelen” Ak Parti’nin  “muhafazakâr demokrat” kimliği ile ortaya çıkması üzerine yeni araştırmalar yapılıyor ve yeni söylemlerle karşılaşıyoruz: Ak Parti milletvekili Yalçın Akdoğan’ın “Muhafazakar Demokrasi” kitabı parti yayını olarak yayınlanıyor. Bu kitaptaki tablo ile muhafazakârlık ayrı bir kulvara yöneliyor. Yine Yasin Aktay’ın yazı ve kitapları da bu amaca yönelik. Burada muhafazakârlık kavramı islami ifadeler ile paraleldir. Daha çok Dini ritüellerin ve yaşam tarzının empozesi gibidir.

Milliyetçi Muhafazâkar cenah da ise ortaya konan tez yoktur: daha doğrusu milliyetçi muhafazakârların Erol Güngör’den sonra böyle bir meseleleri de yok gibi.

   Murat Belge, Tanıl Bora, Ömer Çaha, H.Bülent Kahraman, İhsan Dağı, Ali Bayramoğlu, Mümtazer Türköne, Mustafa Erdoğan, Akif Emre  gibi akademisyenler ve yazarlarda muhafazakarlığın geçmişi ile kritikleri üzerinde görüş bildiriyorlar. Ama bunu en kapsamlı şekilde inceleyen Mehmet Akıncı ve Hasan Aksakal’ın incelemelerinde, kitaplarında detaylı olarak görebiliyoruz.

Bugüne bakarsak: sadece Recep Tayyip Erdoğan’ın ideolojik bir kavram olarak karşımıza çıkardığı muhafazakâr demokrasisi; islâmi bir kaide üzerine bina edilen ve düşünsel derinlikten çok yaşam tarzı ile sınırlandırlımıştır. Milliyetçi muhafazakârlık reddedilmiştir. Türk muhafazakârlığının 70 li yıllardan beri süregelen ayrıştırmasına  sürmektedir. Mütedeyyin Müslümanın dini inanç ve bunun getirdiği yaşama tarzı üzerine bina edilmiştir.

Milliyetçi muhafazakâr ise sahipsizdir: mazisindeki kavramını bile idrâktan acizdir. Sadece sığ milliyetçilik ile günümüzde gelişen popüler vatan- millet-devlet-dil-bayrak vb hamasi siyasi söylemlerin baskısı altındadır. Bu kavramın içini dolduracak araştırmalar olmadığı için yeniden yorumlama  ve öneriler getirildiğini de göremiyoruz.

Bu konulara kafa yoran,  yazar Taha Akyol dan başkası aklımıza gelmiyor. Peki “Türk toplumunun büyük ekseriyeti milliyetçi muhafazakârdır” demek ne kadar doğru? Buna bakarak bu kavram, sadece, R.Tayyip Erdoğan’ın islâmi muhafazakâr demkokratlığına havale edilmiştir ki; bu da araştırılmaya muhtaçdır.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1654/turk-muhafazakrligi-nereye.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar