DARBECİLERİN PSİKOLOJİSİ

Osmanlı dönemi gibi, genç Cumhuriyet tarihimiz de darbe teşebbüsleri ve darbelerin sıkça yaşandığı bir dönemdir. Demokrasiye ayar vermek için “Balans ayarları” yapıldı (*), darbe teşebbüslerini gördük (**) darbeleri/ihtilâlleri yaşadık: dokuz subayın darbe teşebbüsünde bulunduğu yıl ortaokul talebesiydim. Üç sene sonra 27 Mayıs 1960 ihtilalinde ise ortaokul son sınıfta,  babası göz altına alınan Demokrat Partili bir ailenin çocuğu idim. Daha sonraları bir çok muhtıra verildiğini, darbe teşebbüslerini ve yapılan bir darbeyi daha gördüm: 12 Eylül 1980 darbesi ile 1960 darbelerinde ailece çok acılar yaşadık… Başkalarıda…

Askerlerin muhtıra verip, darbe teşebbüsleri ve yaptığı darbelerin sosyolojik ortamı ve psikolojik boyutu da çok önemli olmasına rağmen böyle bir araştırmaya rastlamadım. 27 Mayıs 1960 darbesini yapan kadronun bazı subayları ile aynı parti çatısı altında görev yaptım ama eylem yaptıkları günkü darbenin ortamında nasıl bir psikoloji içinde olduklarını anlayamadım. Her ne kadar darbeci Emin AratHepimiz hastaydık.” der ve  teşhisi  şöyle koysa da; “ İhtilalcilik bir hastalıktı. Hem de çok sari ve tehlikeli bir hastalıktı. O zaman içimizde  bu hastalığa tutulmuş olduğunu kabul edenler yok denecek kadar azdı.” ne yazık ki, demokrasisi  böyle kişilerle çokça muhatap olmuş bir ülkenin bilim adamları tarafından bu konu araştırılmamış ve ortaya konulamamıştır. Bazı eserlerde gerekçeler üzerinde durulurken kısaca temas edilmiş ve yazarının düşüncesindeki şekliyle sunulmuştur.

İki darbe teşebbüsünde bulunan Albay Talat Aydemir’in savunmasını okuduğumuzda bir pişmanlık göremeyiz.

İlk önce olayın psikolojik boyutuna bakmakta yarar vardır. Bizde darbelere teşebbüs eden askerlerin hiçbirinde ne teşebbüs sırasında ne de sonraları psikolojik araz gösteren tavırlara rastlanmamıştır. Fakat bu psikolojinin ip uçlarını eğitimlerinin şekillendirilmesinde aramak lazımdır. Bu teşebbüste bulunan subayların birçoğunun orta sınıf/memur, köylü/  insanların çocukları olduklarını görmekteyiz. O zamanların baskıcı aile düzeni içinde disiplinli bir şekilde yetişmişlerdir. Aile bağları çok güçlüdür. Aile yuvasında aldığı terbiye/eğitim de geleneklerin derin izleri gözlenmiştir. Her Türk ailesinde/ Türk, Kürt, Çerkez, Boşnak vb…/ askerlik kutsal bir görevdir. Asla ihmale ve kirletilmeye gelmeyen bir görev!

Çocuğun askerlikle ilgili ilk aldığı duyum ve terbiyede dini motiflerde rol oynamıştır: asker ocağı “Peygamber’in ocağıdır”. Elbette ki dini ve milli motiflerin rol oynadığı bir ortamda disiplinin kurulmasında “yasaklar” önemli bir rol oynar. Zaten Türk toplumunun tüm kesimlerinin yetişmesinde yasaklar yaygındır.

Subay adayı çocuk; askeri okula giderken aileden ve çevreden aldıklarını beraberinde askeri okuluna da taşımıştır. Okulda subay adayının şekillenmesi başlarken taşıdığı hamasi duygulara hiç dokunulmadan bunun geliştirilmesi düşünülmüştür. Buradaki eğitimde de, çocukluğunda olduğu gibi bazı kavramların dokunulmazlığını sağlamak için baskı altında tutulmuştur.

Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarında tespit edilen ve uygulamaya konulan Kemalist ilkeler; askeri okullar vasıtasıyla yetişmekte olan genç subay adaylarına da empoze edilmiştir. Bu eğitimle yarının ordu kademesini oluşturacak öğrenciler gerek okul hayatlarında gerekse subaylık  hayatlarında bu ilkelerden sapma göstermemişler, bu atmosferden çık/a/mamışlardır. Hatta emekliliklerinde bile tek tip düşünce sisteminden çok azı uzaklaşabilmiştir.  Subayın hayatı kışlanın içindeki lojmana hapsedilince; kendisini dışlanmış hisseder. Tehdit algılaması başlar…  Öyle ki o yıllarda verilen öğreti ile devletin kurduğu parti/CHP “sevgisi” de aşılanmıştır. 1946 yılında basılan “Askerin Bilgi Kitabı”nda  “Cumhuriyet Halk Partisi halkın partisidir. Halkın yükselmesi için elinden geleni yapar. Bu suretle ulusumuzun ilerlemesine hizmet eder.” (***)

Yine aynı kitapdaki şu ibareler yukarıdaki tezimizin ne kadar doğru olduğunu göstermektedir: “ Türk inkılabının temelini; Halk Partisi’nin değişmez prensipleri kurar. Halk Partisi’nin bu esasları bayramlarda üzerinde altı ok bulunan bayraklar çok iyi anlatır. Bu altı ok bize şunları hatırlatır: 1-Cumhuriyetçiyiz, 2-Milliyetçiyiz, 3-Halkçıyız, 4-Devletçiyiz, 5- Laikiz, 6- İnkılapçıyız

Yeni cumhuriyetin ilkelerini; cumhuriyet idaresinin kurduğu bir partinin alması kadar olağan bir şey olamaz. Ancak askeri eğitim için yazdırılan bir kitaba alınması, verilen eğitimdeki etkilemeyi çok güzel anlatmaktadır.

İşte bu yüzdendir ki, askerİ ta 19232’lerde rejimin ve rejimin ideolojisi olan Kemalizm’in korunmasının yasal zeminini gerçekleştirmiştir. Devleti ve rejimi, inkılâpları koruma bilinci; görevi yazılı ve değişmez hale getirdi. Asker de buna dayanarak zaman zaman muhtıra verdi, darbe yaptı. Bazıları da kendilerine miras bırakılan “devleti ve rejimi/inkılâpları kollama” görevi gereği darbe teşebbüslerinde bulunurken bunun devlete karşı bir başkaldırı, demokrasiye karşı bir suç olabileceğini düşünememiştir bile.

Yasalardaki bu kollama ve koruma görevinin gerekçesini askerlere eğitim için yazılan Askerin Bilgi Kitabından,  askerin görevleri bölümünü okuyalım. Kitaba göre askerin görevi.

,”Cumhuriyeti, ulusu, yurdu sevmek ve korumak. Her Türk askerinin en büyük görevi  Cumhuriyetini içten sevmek, ulusunu yükseltmek ve yurdunu korumaktır. Bunlardan her hangi birisine içten ve dıştan gelecek bir tehlikeyi yok etmektir. İcabında  bu uğurda malını, mülkünü vermek, canını esirgememektedir yüreği yurt sevgisi, ulus saygısı ve yurt bağlılığıyla çarpan  her Türk dünyaya bedeldir…. Asker: hepimiz bir ve beraber büyük bir Türk varlığı halinde cumhuriyetimizi koruyacağız, ulusumuzu yükselteceğiz, yurdumuzu koruyacağız. İşte bu bizim düşünce birliğimizin  ifadesidir) (****)

Darbeci albay Talat Aydemir anılarında kendilerini yetiştiren askeri okul’un yapısını şöyle anlatır. “…o mektep öyle bir yerdir ki, inandığın fikirlerini savunmaya hiç imkan vermez. O baskı altında yetişen subaylar hayatta insiyatiflerini kaybederler. Daima ‘evet efendimci’ olurlar. Hakıkâtleri haykırmak istedikleri halde halde yapamazlar. Daima boyun eğerler. İçlerinden bu halet-i ruhiyeden sıyrılıp çıkan çok azlarını kahraman olarak gösterirler.”

İşte bu ortamda ve bu ruhla yetişen subay sadece ve sadece kendisinin “ülkenin, cumhuriyetin” yegâne koruyucusu olduğunu gördüğünden garnizonların dışındaki her şeye kuşku ile bakmıştır. Devlet denilen yönetim çarkını oluşturan bürokratlar, siyasetçiler demokrasinin gereğidir ama zamanla yaptıkları hatalar dolayısıyla güvenilmemesi gereken kurumlardır. Zaten yapılan devrimler/inkılâplar darbeci Talat Aydemir’e göre ancak “ Orduya dayanarak yapılabilir”

Bir hususu gözden kaçırmamak gerekir: dünyadaki darbeler ve darbe teşebbüsleri ile ülkemizdeki darbeler ve darbe teşebbüsleri arasında psikolojik durum ve amaç bakımından benzerlik yoktur. Türkiye’deki darbeciler hiçbir zaman başta diktatör olarak sürekli kalmak arzusunu içlerinde duymamışlardır. /Buna uzun bir süre iktidarda kalmak isteyen Ondörtler de dahildir/ Amaç olarak da yine fark gösterirler. Yapılan bir araştırmaya göre  “ 1945 ve 1970 yılları arasında dünyada meydana gelen 229 askeri darbenin sadece 19 tanesi gerçekten reformist dürtüler ile gerçekleşmiştir. Yine darbe teşebbüslerinin sadece % 8’i ekonomik, sosyal ve siyasal adaletsizlikleri ve suiistimalleri önlemek ve düzeltmek  amacıyla yapılmıştır. İdari başarıyı artırma amacı sadece, askeri darbelerde  nadir olarak görülen bir faktördür.” (******) (55)

Türkiye’deki darbe teşebbüsleri, muhtıra vermeler ve darbelerde amaç kişisel değildir: reformist ve ülke çıkarı ile ilgilidir. Ortama baktığımızda askerin de o günkü ortamın şartlarından memnun olmadığı için bunlara teşebbüs ettiğini görüyoruz: sivil hükümetlerin başarısızlıkları, ülkede kardeş kavgasının görülmesi, ülkeyi geri götürme çabaları, laikliğin tehlikeye düşmesi, rüşvet-yolsuzluk-kadrolaşma gibi iktidar uygulamalarının yarattığı ortam bulunduğu/kendilerince/ zamanlar darbelerin yapıldığı zamanlardır. Yani sosyal sistemin bozulmaya çürümeye başladığı dönemlerdir. Bu zamanı çok iyi takip ettikleri gibi faktörlerin oluşmasını da beklerler. Darbeci general Kenan Evren’de hatıralarında “ darbe ortamının” oluşmasını beklediklerini söylemiştir.

27 Mayıs İhtilâli/darbesi özellikle genç subaylar arasında başarı olarak kabul edildi.  Siyasi zafiyet ve kaos, anarşi ortamlarında kendilerini ülkenin hakiki sahibi kabul eden “Ordu Gençliği/ albaydan teğmen’e kadar rütbedeki subaylar/ cuntalaşma ve darbe hevesini içlerinden atamadılar, canlı tuttular… Hatta öyle ki;  darbe yapan bu subayları gördüklerinde heyecanlanıyorlardı, gıpta ediyorlardı.

Subay için tüm bu şartlar; darbe yapılması için kendisine görev düştüğü bir zamanın geldiği inancındadır.  21 Mayıs ikinci Aydemir darbe girişiminde başarısız olup idama mahkûm edilen bnb. Fethi Gürcan  yargılanması sırasında “ Bir gün serbest kalırsam yine ihtilal yaparım. Kışlasına girip de çıkamayacağım birlik yoktur. Çünkü ben sapına kadar ihtilalciyim”  Zaten okullarda, askerlik hayatının evrelerinde  “gerektiğinde darbe yapılması” düşüncesi empoze edilir.  Bu telkin hiçbir zaman “ darbe yapın!” şeklinde değildir.  Kutsal değerlerin yok olması ve ülkenin kaosa sürüklendiği ya da parçalanacağı zaman, yani vatan tehlikede olduğunda; “Ülkenin siyasal hayatında rol alınmasının zamanı geldiği”  hatırlatılır. Bu hatırlatma da siyasetçilerin davetlerini de göz ardı etmemek gerekir. Müdahale sırasında komutanlar; hareketlerinin asla demokrasiye müdahale  olduğu inancında değildirler. Bilakis demokrasiyi koruma ve kollama görevini yerine getirdikleri inancındadırlar. Bunun için ölümü bile göze alırlar. Darbeci Aydemir; darbecilik düşüncesi kafasına ilk yerleştiği yıllarda arkadaşlarına  “bunun nihayetinde muvafak/başarılı olmamak/ da vardır. Veya akamete /kesintiye/ maruz da kalınabilinir. O zaman ceza büyüktür. Bir manga askerin karşısınada kurşuna dizilmeye razımısınız?” diye sorar.

Darbeci subaylardan Adnan Çelikoğlu anılarında ordudaki darbecilik psikolojisini şu satırlarında itiraf ediyordu: “ Yalnız o devirde canımızın istediği zaman ihtilal yapabileceğimizi düşünüyor ve üstümüzde bir güç olabileceğini hayal bile edemiyorduk. 9 Şubat protokolü’nün imzası sırasında Refet Ülgenalp Paşa  bağırarak ‘benim işim var, getirin şunu imzalayayım’ diyebiliyordu. Bu, ihtilal yapmanın ne kadar basit bir hadise olduğunu göstermesi bakımından çok enteresandır ve o günkü orduda/daha doğrusu subaylarda- YN/  esen havanın bir ifadesidir.”

Fetö terör örgütü/PDY darbe girişimine katılan subayların tutukluluk süreleri içinde de bu konuda bir çalışma yapıldığını duymadık. Yukarıda da belirttiğim gibi hiçbir bilim adamı/ psikologlar; onların psikolojik yapılarını araştırıp, araştırmasını siyaset biliminin hizmetine sunmamıştır.

Yaşananlar ise  bir yanda darbe yanlılarının övgüleri,  diğer yanda  darbelerden acı çekenlerin  sızlanmaları ve mağduriyet edebiyatıdır. Darbecilerin psikolojik yapıları üzerine hiçbir araştırma olmadığı gibi, darbe sonrası toplumda yarattığı psikolojik ve sosyolojik değişimler, travmalar konusunda da belli başlı bir eser verilmemiştir.

(*) bkz: Balans Ayarları/Cumhuriyet Döneminde Askeri Muhtıralar/ Erol Maraşlı, Metropol Yay İst. 2008

(**) bkz. Türkiyede Askeri Darbe Teşebbüsleri, Erol Maraşlı Bilgeoğuz Yay.İst. 2015

(***) bkz.Darbeli Demokrasi. Prof.Dr. Mahir Kaynak ,.Timaş yay. İst.2006

(****) bkz. Askerin El Kitabı.Necdet Uluboy. Askeri Mat.İst 1945

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1683/darbecilerin-psikolojisi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar