DARBE İÇİNDE DARBE VE ONDÖRTLER OLAYI

Cumhuriyet tarihimizde Ondörtler olayı (*)diye anılan olay 13 Kasım 1960 tarihinde yaşandı. Yani bundan 57 yıl önce!

27 Mayıs 1960 tarihinde ilk kez serbest seçimle iktidara gelen Demokrat Parti İktidarına karşı askeri bir darbe yapıldı:  iktidar partisinin başta başbakanı Adnan Menderes, cumhurbaşkanı Celal Bayar  ve  bakan ve milletvekillerinin tümü ile, Genelkurmay başkanı org. Rüştü Erdelhun ve bazı generaller ile birlikte birçok DP’li yönetici, parti mensubu, bürokratlar tutuklandılar. Rahmetli babam da…

İhtilalciler; ihtilalin kadrosunu uzun tartışmalardan sonra 38 kişilik bir Milli Birlik Komitesini tespit ederek Türkiye’nin idaresi ihtilalden sonra eski kara kuvvetleri komutanı org. Cemal Gürseli’in başkanı olduğu bir komiteye teslim edildi. Gürsel Paşa da Devlet Başkanı, Milli Birlik Komitesi Başkanı, Genel Kurmay Başkanı ünvanları ile tepedeki adamdı. Milli Birlik Komitesi 8 kişilik bir komite tarafından seçildiler.  Bu komite nasıl seçildi derseniz onu da anlatayım: o gün genelkurmaya postu seren ihtilalci subayların bazıları ekip kurarak çoğunluğu ele geçirmek peşindeydiler.  Elbette ihtilalin yapılmasında katkısı unutulmayacak olan İsmet İnönü/paşa da vardı. Kur.alb. Alpaslan Türkeş de ihtilale hâkim olabilmek için neredeyse Genelkurmaûda yatıp kalkıyordu.  İhtilalciler arasındaki ilk ayrılık/hizipleşme MBK seçiminde yaşandı.

Bu arada Türkeş kendisini Başbakanlık Müsteşarı olarak ilan etti: bu unvanın önemi ilk başta anlaşılmadı ama daha sonra devletin ipleri ihtilalin kudretli Albay’ı Türkeş’in  eline geçince anlaşıldı.

Türkeş artık komite üstünde bir icraata sahipti: Devlet Başkanı Gürsel Paşa ile görüşmek isteyenler, atamalar, büyükelçileri kabûl,  ve devlet mekanizmasının çalışması Türkeş’in organizasyonları ile yürütülüyordu. Ayrıca Gürsel’i etkileyerek, sivil hayata geçiş için acele edilmeyecek, bir seri reformlar yapıldıktan sonra Milli Birlik Partisi/ihtilalcilerden oluşan/ni kuracaklar ve seçimlere gireceklerdi.   Ayrıca Türkeş ÜLKÜ KÜLTÜR BİRLİĞİ adlı bir proje üzerinde de çalışıyordu: Alparslan Türkeş’in düşünsel alt yapısını oluşturduğu, geliştirdiği ve zaman içinde MBK içinde, özellikle de Ondörtlere empoze ettiği ÜLKÜ KÜLTÜR BİRLİĞİ düşüncesinin Ondörtlerin büyük bir bölümü tarafından MBK eliyle hayata geçirilmek istenilmesiydi. Ülkü Kültür Birliği projesi MBK içindeki İsmet İnönü/Paşa taraftarları ve İnönü’nün işaretiyle bazı gazeteler ve onların yazarları tarafından hedefe oturtuldu. Bunların başını da İnönü’nün damadı Metin Toker/ Akis dergisinde/ ve Bülent Ecevit/Ulus gazetesinde/ çekiyordu. Onlara göre bu proje devlet içinde başka bir devlet yapılanması ki bu faşist bir yapılanmaydı. Ayrıca Türkeş’in eşi Muzaffer hanımın da şirket ortağı olduğu ÖNCÜ adlı bir gazeteyi de yayın hayatına soktu. Ondörtler sürgüne gönderildikten sonra gazete imtiyaz sahibinin elinden alınıp İnönü ekibinden Turan Güneş ve Nilüfer Yalçına verildi.

MBK içindeki çatlak büyüdü ve Türkeş başbakanlık müsteşarlığını bırakmak zorunda kaldı. İsmet Paşa kartlarını diziyor ve komite içindeki yandaşlarını yeni bir darbeye hazırlıyordu. Hatta bazı MBK üyelerine ÖMÜR BOYU SENATÖRLÜK rüşveti teklifini de yaptığı biliniyordu… SSCB Ankara Büyükelçisi ile baş başa yedikleri bir yemekte Türkeş’e “kendisine karşı bir darbe yapılacağını ve bunun arkasında ABD’nin olduğunu” söylemiş ama Türkeş bunu ciddiye almıyor. Bu arada Gürsel Paşa’ya da Türkeş’in, Mısırdaki albay Cemal Abdülnasır gibi, Devlet Başkanı Necip’i nasıl devirip iktidar olduysa, Türkeş de Gürsel’i devirip iktidara oturacaktı. Gürsel Paşa kendisini devlet başkanlığı koltuğuna oturtan Türkeş hakkında yürütülen bu propagandaya inanarak general Cemal Madanoğlu/9 Mart 1971 sol bir darbe teşebbüsünde tutuklandı/ ile birlikte düğmeye basınca Türkeş ve Kabibay ekibinin ipi çekildi.

13 Kasım 1960 günü 14 MBK üyesi/Alparslan Türkeş, Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı, Mustafa Kaplan, Muzaffer Karan, Şefik Soyuyüce, Dündar Taşer, fazıl Akkoyunlu, Münir Köseoğlu, Rifat Baykal, İrfan Solmazer, Muzaffer Özdağ, Numan Sabit Esen ve Ahmet Er/ devlet müşaviri adıyla yurt dışına sürüldüler.

Peki kimdi bu ondörtler, neler yaptılar?  Bunlardan bazılarını tanımak şansına erdim.  Aynı parti saflarında çalıştım. Bunlar: ihtilalin genç ateşli radikalleriydi… Beklide bazıları bunları “İttihat ve Terakki”nin genç subayları ile kıyaslanmıştı… hatta Jön Türk hareketi ile benzeştirenler de oldu.Ama ben bunlarda o dokumaları göremedim: bunlar olsa olsa vatan ve milletin sorunlarına karşı kendilerini yetiştirmiş, hizmet aşkıyla yanan genç subaylardı…  Meslekleri askerlik olan bu genç subaylar birden bire kendilerini ihtilalin kudretli atmosferinde bulduklarında bile kendileri için bir şeyler beklemiyorlardı; için için yanışları ülkeleri ve Türk milleti içindi. Bunun için, 27 Mayıs ihtilaline katılmışlar /kendileri öyle söylüyorlar/dı. Jön Türkler gibi kendi devletine karşı yabancı devletlerle işbirliğine girmediler; bilakis onlarla işbirliğine “hayır!” demişlerdi. Bunların; İttihat ve Terakki’nin genç subayları gibi para ve pul ile ilgileri de olmadı /ihtilalin kaptan köşkünde iken/, toplumdaki yozlaşmaya neden olan getirilere karşı da hevesleri yoktu. Belki bu noktada benzeşebilirler…

Yaptığımız sohbetlerde siyasal iktidarın yaptıkları yanlışlıklara ve geri kalmışlığımıza, ekonomik ve siyasal bağımlılığa karşı olan tepkilerinin onları ihtilal kadrosunun içinde yer almaya ittiğini gördüm.         Ondörtler uzun süre iktidarda kalarak, düşüncelerini yapacakları devrimlerle gerçekleştirme imkânını yaratamadılar, zaten onlara bu imkânı vermezlerdi de! Nitekim verilmedi: özellikle İhtilal bildirisinde; bağlı olduklarını söyledikleri Nato ve ikili anlaşmaların tarafı olan ülkelerde buna izin vermezdi, vermediler de. Af edilip yurda döndüklerinde de siyasette de aynı çatı altında ol/a/madılar. Oysa ki hepsinin ilk adımdaki ülküleri aynı gibiydi.   Ama ihtilal sonrası rüzgârın getirdiği siyasi atmosfer içinde savruldular.  Bir devrin, darbe ile gelen krallarının bir iç hesaplaşması bu!  Kısacası darbe içinde darbe; ihtilalin değişmez kuralı olarak bir noktada “ihtilalcilerin; ayaklarına bağ olacağına inandıkları  arkadaş larını yeme” olayıdır ki, önce omuzlarına basarak yükseldikleri kader arkadaşlarını yemişler, daha sonraları da başkaları onları yemek için teşebbüs etmişlerdir. Ondörtler; ordu, üniversite hocaları, üniversite gençliği ve mağdur kesimler içinde efsane haline geldiler; tıpkı bir dönemlerin Enver’i, Resneli Niyazi ve ittihatçı subayları gibi. Onlara inananlar bir gün bu “kahramanların” yurda dönüp “milletin makûs talihini değiştirecekleri”ne olan inançlarını kaybetmediler. Ondörtleri umut ve efsane haline getiren Türkiye’nin o günkü hayat şartları ve geri kalmışlığı idi. Ondörtlerin  “halaskar zabitler” den tek farkları ayaklarının yere basması, ütopya peşinde koşmamalarıdır. Ondörtler; ordu, üniversite hocaları ve gençliği, mağdur kesimler  içinde efsane haline geldiler; tıpkı bir dönemlerin Enver’i , Resneli Niyazi ve ittihatçı subayları gibi. Onlara inananlar bir gün bu “kahramanların” yurda dönüp “milletin makûs talihini değiştirecekleri”ne olan inançlarını kaybetmediler. Ondörtleri umut ve efsane haline getiren Türkiye’nin o günkü hayat şartları ve geri kalmışlığı idi. Ondörtlerin  “halâskâr zabitler” den farkları ayaklarının yere basması, ütopya peşinde koşmamalarıdır

3 aylık süre içinde o gün için yine de reform sayılabilecek işlere imza attılar: mesela Devlet Planlama Teşkilatının kurulması ve planlı ekonomiye geçiş sağlanarak plansız programsız yatırımların  önüne geçildi.. Üniversite reformu yapılarak üniversitelerdeki şişirilmiş kadroların tasfiyesine gidildiyse de burada bazı hataların da yapıldığı görüldü…Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun kurulması ve bu yolla üniversitede okuyan öğrencilere kalacakları yurtların yapılması, öğrenim giderlerini karşılamak için kredi ve bursların verilmesinin yolu açıldı..İlk Öğretim yasası ile  ilk öğretime çeki düzen verildi..Basın İlan Kurumu’nun kurulması ile hükümetlerin ilan yoluyla kendilerine basını beslemesinin önüne geçilerek tüm basın kuruluşlarının özellikle de Anadolu basınının  bu imkanlardan eşit şekilde yararlanması sağlandı…212 sayılı yasa ile basın iş kolunda çalışanlara birçok haklar getirildi..Devlet personel Dairesinin kurulması..Türk Standartlar Enstitüsünün kurulması ile üretime standardizasyon esası getirildi..Silahlı Kuvvetler reformu yapılarak ordudaki şişkin kadrolar  tasfiye edilmesi düşünüldü. Ancak buradaki uygulamalarda da haksız ve  uygunsuzluklara sapıldığı  görüldü. Bu arada insan onuruna yakışmayan “emir erliği”  kaldırıldı. Ordu yardımlaşma kurumunun/OYAK kurulması ile ekonomik durumları kötü olan subay ve astsubaylara bazı imkânlar getirildi. Yine askeri lojman yasası da bu dönemde çıktı.   Gülhane Tıp Akademisi’nin özerkliğe kavuşması ve eğitim ile araştırma fonksiyonlarını elde etmesi de bu döneme rastlar. Ayrıca lise mezunu olanlara tanınan yedek subaylık hakları ellerinden alınarak bu hak sadece Üniversite mezunlarına tanındı.

Ondörtler kalsaydı o güne kadar Türkiye’nin görmediği birçok reforma daha imza atılacağı muhakkaktı: özellikle Toprak ve Tarım reformu baş hedefleriydi. Bu yolla yıllarca Doğu ve Güneydoğu’da sömürü düzeninin baş aktörü olan ve hâla devam eden feodalite yıkılmış olacaktı. Çağlar üstünden atlama, teknoloji devrimi, üniversitelere özerklik, milli savaş sanayinin kurulması; Ondörtlerin yarım kalan reformları arasındaydı.

(*) bunların hikayesini “Darbe İçinde Darbe/13 Kasım 1960- Ondörtler Olayı Bilgeoğuz yay. 2010 baskısı tükenen kitabımda anlattım.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1706/darbe-icinde-darbe-ve-ondortler-olayi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar