MİLLİ BİR DURUŞ VAKTİDİR!

Türkiye kendi milli tankını, milli helikopterini, milli silahını yaptı. Milli otomobilini de hayata geçirmek için adım attı. Tabii ki bunlardan rahatsız olan dış güçler hemen harekete geçti ve ülkemizi içerideki işbirlikçileri ve dışarıdaki müttefikleri ile zayıflatmak için düğmeye bastılar. İşte şimdi tam bir “milli duruş” sergilemenin zamanıdır. Hiçbir güce boyun eğmeden yola devam etmenin vaktidir. Yerli mallarını kullanmanın, yerliye destek vermenin tam da günüdür. Ar-Ge’ye daha fazla önem vermek için şimdi daha çok titizlenmek gerekir. İthal ete, ithal buğdaya “dur” demek şimdi daha önemli.

Yaşanmış Bir Süttozu Hikayesi !

İlkokul 2. sınıfa gidiyordum. Kula ilçesi Eroğlu Köyü İlkokulu’nda okuyordum. Köyümüzde hemen hemen her ailenin koyunu, keçisi ya da inekleri vardı. 50-60 kişilik okulda iki öğretmen görev yapıyordu. Bir gün öğretmenimiz dış ülkelerden gıda yardımı geldiğini söyledi. Her bir öğrencinin eline birer poşet içinde süt tozu verdi. Marshall Yardımı ile ülkemize gönderilen içeriğinde ne olduğu şüpheli süt tozlarını annelerimize kaynattırıp içmemizi, ertesi günü soracağını söyledi.

Verilen süt tozu poşetini eve götürdüm. Ninem sordu “Elindeki nedir?” “Yurtdışından yardım gelmiş öğretmenimiz verdi” deyince ninem “İyi bir şey olsa göndermezlerdi, sakın içme!” diye tembihledi. Ama öğretmen emretmişti ve bizim için öğretmen her şeyi iyi bilir ve zararlı bir şeyi bize vermezdi. Annem süttozunu suyla kaynattı. Bir kaşık tadına bakmak için ağzıma aldığım ile dışarı koşmam bir oldu. Bulantı ile sütü çıkarttım. Annem, içmediğim sütü köpeğimiz Akkuş’a verdi, ama o da içmedi.

Ertesi günü öğretmen sıra ile her çocuğa soruyor, herkes içtiğini ifade ediyordu. Ben gerçeği söyledim, “Süttozunu içmeye kalktım ve kustum, hatta köpeğimiz Akkuş bile içemedi” deyince öğretmen yerlere yatarcasına güldü.

Bizler köylerde sütün içinde olan çocuklar olarak öğretmenlerimiz “Evlerinizde süt var, yoğurt var, her gün bir bardak tüketeceksiniz” diyeceği yerde dış ülkelerden gelen, ne idiğü belirsiz süttozunu içirmeye çalışıyordu. Devletin hiçbir yetkilisi de “Bunun içinde ne var, insanı kısırlaştıran bir hormon, genetiğimize zarar veren bir kimyasal var mı” diye sormuyor, hatta itiraz bile etmiyordu.

Beslenmede özümüze dönmeliyiz. Zeytinyağının en iyisi bizde ama kişi başı ortalama 3 litre zeytinyağı tüketiyoruz. Komşumuz Yunanistan 20 litre kişi başı zeytinyağı tüketiyor. Üzümü biz üretiyoruz ama yıllık kişi başı 250 gram tüketirken, bizim sattığımız İngiltere ve Almanya’da tüketim kişi başı 1600-1700 gram. Biz onlara üzüm, çilek, kiraz satarken onlardan kola, fanta ve ilaç alıyoruz.

Fast food tüketimi gün geçtikçe artıyor. Aynı şekilde bizde de hastalıklar hızla artmakta. Diabet yaşı çok aşağılara indi, kısırlık oranları ve bunama hastalığı arttı. Bütün bunlar çevre faktörleri, dengesiz beslenme, aşırı ilaç kullanımı, radyosyon ve cep telefonu kullanımının artması gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır. Özümüze dönüp çevremizi ve yediklerimizi kirlilikten arındırmadığımız müddetçe ileride bizi daha kötü günler beklemektedir.

Şifa kaynakları bitkiler bizde, kaplıcalar bizde, güneş ve toprağın en verimlisi bizde ancak biz Batı hayranlığına devam ediyoruz. Köklerimize dönmemiz gerekiyor. 6 yıl tıp eğitimi içinde Tıbbı Nebevi’den bahsedilmiyor. Öğrenciler Tıbbı Nebevi ve Geleneksel Tıp konusunda ne bir makale, ne bir kitap okumadan mezun olmaktalar. Fakülteden mezun olurken yapılan yemine Hippokrat Yemini deniliyor. Nedir bu Batı hayranlığı? Neden Batı’nın bilim adamları için hazırladığı yemin bizde kullanılır? Batı Tıbbı’nın yanında Doğu Tıbbı, Tıbbı Nebevi de öğretilmelidir. Hipokrat ve Galen’in yanında İbn-i Sina, Merkez Efendi gibi bizim değerlerimiz de anlatılmalıdır.

İthal ete, ithal hayvana ve ithal buğdaya da karşı olduğumu ifade etmeliyim. Oradan canlı hayvan geliyor gelmesine de o hayvanlar ne yiyerek beslendiler? Domuz kemiği konulmuş yemler mi, GDO’lu gıdalar mı verildi? Bunları bilemiyoruz. Bir kilo ithal et yiyeceğinize yarım kilo yerli et yemek daha güvenilir. “Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı” diye bir slogan var ya, tam da zamanıdır.

Özümüze ve kendimize dönmeliyiz. Batı ve Doğu’nun analizini yaparak insanlığın hizmetine sunmalıyız. Batı’nın ilaç deposu ve tıbbi cihaz çöplüğü olmaktan kurtulmamız gerekiyor.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1769/milli-bir-durus-vaktidir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar