ZARRAB OLAYINI OKUMAK-2 / GELİŞMELER

İran’a ilk ambargo, devrimden önce Muhammed Musaddık'ın başbakanlığı döneminde 1951 yılında yapıldı:. "Petrolün millileştirilmesi" politikasını güden Musaddık, İngilizlerin İran petrolü üzerindeki kontrolünü sona erdirmişti.  Artık İran, kendi petrolünü dünya pazarına ihraç edecekti. İngiltere ise İran’daki sömürüsünün kalkması karşısında İran’a ambargo uyguladı. ABD destekli Ajax operasyonu adı verilen askeri darbeyle Musaddık devrilince de ambargolar kaldırıldı.

1980 yılında üniversite öğrencilerinin Tahran'daki ABD Büyükelçiliğini işgal etmesi ve 66 diplomatı rehin almaları üzerine ABD, İran’a uzun süre uygulanacak bir ambargo koydu ve Şah Rıza Pehlevi yönetimi ile imzalanan anlaşma gereği İran'a hareket etmek üzere hazırlanmış ve bedeli ödenmiş 300 milyon dolar değerindeki askerî yedek parça yüklü gemiyi durdurdu; gasp etti ve parasını ödemedi. Carter döneminde; İran'ın ABD bankalarındaki 12 milyar doları bloke edildi. Aynı yıl ABD'den İran'a gıda ve ilaç dışı ihraç ürünleri durdurulurken, İran'dan ithalat da yasaklandı. Rehin tutulan ABD diplomatlarının  on beş ay sonra salıverilmelerinin ardından İran'a uygulanan ambargolar kaldırıldı, fakat ABD bankalarında İran'ın dondurulan 12 milyar dolarlık varlığının üstüne yattılar..

Bu arada ambargoya rağmen ABD, bir yandan da İran’a gizlice silah satmaya devam ediyordu. 1995'de başka ülkelerin İran'a kimyasal veya teknolojik silah ihracatına engel olmak üzere ambargoyu yaymaya başladı.  İran ve Libya'nın enerji sektörlerinde önemli yatırımlara girişen yabancı şirketlerin cezalandırılmasını öngören bir yasa ile İran’ı yalnızlaştırdı. Ahmedinejad döneminde (2004-2011) ambargolar arttırıldı. 2005 de İran, nükleer enerjiye sahip olma çalışmaları kapsamında uranyum zenginleştirmeye devam etti. İran'ın "Sarı kek" olarak bilinen yeni uranyum oksit üretim tesisi kurması ve yeni füze denemeleri üzerine, bir kez daha batılılarla Tahran yönetimi arasındaki ipler iyice koptu ve 2006'da bu ülkenin nükleer faaliyetlerini içeren dosya ilk olarak BM Güvenlik Konseyi'ne götürüldü. BM üyesi ülkelerin oylamasıyla da bu ülkeye uygulanan ambargolar, BM kararı hâline geldi. BM'de ambargoların süresi 4 kez uzatıldı. 2006 Eylül ayında, "İran Sadırat Bankası", terörizmi ve Lübnan'daki Hizbullah örgütünü destekledikleri; 2007 yılı ocak ayında "İran Sepah Bankası", kitle imha silahları satın aldıkları suçlamasıyla ambargo listesine alındı;  yaptırım uygulanmaya başladı.

2007 haziranında 27 İranlı iş adamı ve bazı kuruluşa da kitle imha silahı edinme suçlamasıyla ambargo uygulandı. "İran Milli Bankası", terörist faaliyetlerde bulunmak suçlamasıyla ambargoya dahil edildi.  Hava taşımacılığı da ambargodan nasibini aldı. Ama ABD, Ürdün ve Lübnan üzerinden bazı şirketler vasıtasıyla İran’dan petrol almaya devam etti. Bazı AB ülkeleride... Bu arada İranlı iş adamlarının banka hesapları bloke edildi ve ihracatları engellenip, yurt dışı faaliyetleri durduruldu

İran ekonomisi ambargo sebebiyle büyük bir darbe yiyince Ahmedinejad yönetimi, haklı olarak yaptırımları delecek yollar bulmaya çalıştılar.

eryaman escort escort eryaman eryaman escort bayan

İşte buradan sonra Zarrab'ın macerası başlıyordu.  Bir çok ülke değişik yollardan ambargoyu delerken İran’daki bazı iş adamları da tıpkı batılı iş adamları gibi bu işin içine girdiler: Bu kişiler, İran'ın  petrol ve doğalgazını satmak, yine ABD'nin kara listesine aldığı İran Merkez Bankası'nın para hareketlerini devreye sokmak için milyarlarca dolarlık  kayıt dışı ekonomi yaratıp ülkelerine hayat damarı açtılar. Türkiye ve Dubai arasında mekik dokuyan Reza Zarrab ve babası, ilk olarak Dubai finans ve para piyasalarında faaliyet göstermeye başladılar. Petrol sattılar; altın ticareti yaptılar; ülkelerine lazım olan parayı getirirken kendileri de karunlaştılar.

Bu işleri yaparken rüşvet ve hediye çarkının içine girmemek mümkün mü? Onlar da kara para dünyasının raconuna göre hareket ettiler.

Reza Zarrab nasıl çalıştı? Patronu Zencani'den aldığı emirlere göre hareket ediyordu. Zencani’nin ise Dünyanın en önemli istihbaratı MOİS’in denetim ve yönlendirmesinde olmaması mümkün değil. Yani işin bir ayağı İran istihbaratı ise diğer ayağı ülkeyi yöneten Mahmud Ahmedinecat idi. Zencani’nin de patronu bunlardı.

OLAYIN TÜRKİYE AYAĞI

Türkiye’de siyasetçiler, bürokratlar ve bazı iş adamları, Rıza Sarrab'ı 'çok iyi tanırken kamuoyumuzun belirli bir kesimi hiç tanımıyor; magazin haberlerini takip edenlerce bir iş adamı ve sanatçı Ebru Gündeşin eşi olarak tanıyorlardı. Flaş adam olması, 17-25 FETÖ/PDY sının operasyonu sonucu tanıdı.

"Sarraf'ın şirketleriyle Türkiye’de yaptığı işleri normal ticarî kurallar çerçevesi içinde görmek mümkün mü?" derseniz biraz şüpheli. İran, Sarraf’ın patronu Babek Zencani ile beraber ambargo döneminde yürüttüğü kayıt dışı para trafiğinde 14 milyar dolarlık bir varlığı yönettiğini ve bu paranın önemli bir bölümünün de Türkiye'de değişik şekillerde 'saklandığını' öne sürmüştü. Cevabı yok.

Sarraf'ın şoförü ve yardımcısı olduğu söylenen Turgut Happani, Türkiye’den Rusya’ya bavullarla 150 milyon dolar taşırken gözaltına alınmıştı. Soruşturmada Sarraf, Happani’yi tanıdığını söylemiş; şoförü olduğunu ise yalanlamıştı. Gizlenen neydi? Hatırladığım kadarıyla gümrük müfettişleri, bunu raporlarına yazmışlardı. Olayla ilgili suç duyurusunda da bulundular; ancak soruşturma takipsizlikle sonuçlandı. Sarraf'ın bakanlar ve oğullarıyla yakın ilişkilerine vurgu yapan raporda aynı zamanda ticarî faaliyetlerine, para ve altın ticaretine dair bilgilere de yer verilmiş ve "İlişkiler ortaya çıkarsa hükümet aleyhinde kullanılabilir." denilmişti.

Taşıdığı yük 1500 kilo ‘değersiz maden’ olarak beyan edilen uçakta, 30 milyon lira değerinde 320 külçe altın bulunmuştu. Altınların, Rıza Sarraf’ın olduğu ortaya çıktı. Önce Tahran’a uçacağı beyan edilen uçak, 18 Ocak 2013’te içindeki altınlarla birlikte Dubai’ye gitmişti.

Türkiye’de bazı bakanlara, bakan çocuklarına, devlet memurlarına rüşvet verdiği iddia ediliyordu, netice alınmadı.

Peki sistem nasıl çalışıyordu derseniz; İran’da devletin imtiyaz tanıdığı bazı iş adamları bulunuyordu ki dış ticaret yapan bu isimlere, devlet, daha düşük kurdan döviz sağlıyordu. Tüm işlemler, uluslararası piyasalarda geçerli para birimi olan ‘dolar’ olarak değil ‘euro’ olarak yapılıyordu. Bunun da sebebi, dolarla yapılan işlemlerin ambargodan dolayı ABD’nin sıkı takibinde olmasındandı. İşte bu işi yapanlardan ikisi Zencani ve onun ortağı Rıza Sarrab'dı. Rıza, elinde  bulunan  parasını 2.150 tümen karşılığı 1 euro hesabından dövize çeviriyor; başka birisi, İran piyasasında bu işlemi yapmak istediğinde daha yüksek bir kur olan 2.250 tümenden 1 euro’ya alabiliyordu. İmtiyazlı işadamı, daha sonra İran’dan euro’ya çevirdiği yüklü miktardaki parayı Türkiye’ye getiriyor ve altın alıyordu. Bunun ardından ise satın aldığı altınları İran’a ihraç ederek, ülkesinde bunu yüksek kurdan elinden çıkarıyor ve aradaki kur farkından kâr elde ediyordu.

İlk başlarda İran, altını direkt kendi ülkesine taşırken daha sonra bu alışverişi Dubai üzerinden de yapmaya başlamış.

BİR ABD ORGANİZASYONU: Rıza/Reza Zarrab‘ın ABD’ye götürülüşü ve bundan sonraki yaşananlar, bir ABD/CIA kurmacasıydı. Peki ne amaçlanıyordu?

Önce yıllardan beri süre gelen Batının kurallarına göre devlet yönetmek zorunda olan iktidarlar yerine,  Batının çizdiği, elbette baş patron ABD’nin gösterdiği yoldan sapan bir lider ve partisinin iktidardan uzaklaştırılması gerekiyordu: Ak Parti ve Erdoğan

Çünkü Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) eş başkanlığı payesini verdikleri Erdoğan, kendilerine aykırı gelecek bir yol tutturmuş, adeta kendilerinin kovanına çomak sokuyordu. Sadece kendi ülkesi için değil de başka ülkelere uygulanan sömürü düzenlerine engel olmaya çalışıyordu…

Ülkesini IMF'nin kıskacından kurtarmaya çalışıyordu. Türk ekonomisini ayakları üzerinde durdurma kavgasındaydı. Türk iş adamaları, artık sadece tarım ürünü ihracıyla yetinmiyor, ürettikleri ağır sanayi ürünlerini de beş kıtaya ihraç ediyor, dünyanın birçok yerinde yatırımlar yapıyorlardı. Hava alanları, yollar, barajlar daha birçok yatırımlara imza atıyorlar, yabancı şirket evliliklerine girişiyorlardı. Türkiye'ye yatırım yapmaya koşan bir çok şirket vardı ve yatırım yaptılar da. MB’nin elindeki döviz rezervi çok yükseklere çıkıyordu.

Erdoğan, savunma ve havacılık sanayisine büyük yatırımlar yapıyor; ürettiklerinin bir bölümünü ihraç ediyor; hibe yoluyla bile olsa tedavülden kalkan batı silahlarına burun kıvırıyor; silah alımında Nato standardını deliyor ve füze  almak için anlaşmalar yapıyordu. Özellikle beş büyük ülkeden Rusya ve Çin'le yatırım ortaklığına giriyor; Şangay beşlisine göz kırpıyordu. Geçmişteki bazı siyasetçilerin, (Menderes, Demirel, Ecevit) Rusya ile yakınlaşmaları sonrası darbeyle alaşağı edildiklerini unutmuştu. (bkz. Türkiye'de Askeri Darbe Teşebbüsleri/Erol Maraşlı- İst.2015)

Mazlum ve sömürülen milletlere umut olmak istiyor ve “ Dünya beşten büyüktür” diyordu…

Türkiye’yi enerji dağıtım koridoru hâline getirmek gibi büyük organizasyonlara imza atıyor; enerjide arz güvenliğini sağlamak için nükler enerji yatırımlarına girişiyordu.

Bunlar, batı ve ABD için af edilecek suçlar(!) mıydı?

Önce “gezi olayları” ile darbe  teşebbüsü testi yapıldı. Ergenekon ve Balyoz kumpaslarıyla Türk ordusuna tezgâh kurularak, FETÖ/PDY ile  beli kırılmaya çalışıldı. Ele geçirdikleri FETÖ'cü yargı mensupları sayesinde ABD karşıtı subayları tasfiye ettiler. Daha sonra 17-25 Aralık ekonomik operasyonu ile Türkiye’yi zor duruma sokmak istediler. Yetmedi, 15 Temmuz darbe girişimini sahneye koydular.

Başaramadılar.

ŞİMDİ BAŞKA TEZGÂH!

Şimdi İran ambargosunu delme iddiasıyla yine çok iyi bildikleri hukuk kumpasını kendi ülkelerine kurup tiyatro oynamaya kalkıyorlar. Bunun için, İran'da hapiste olan Babek Zencani ve onun görünen yüzü Rıza Sarrab etrafında şekillenen suç ağı örüldü. Bu ağ örülürken Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında itiraf adı altında iftiralar atılarak Erdoğan hedef hâline getirilirken; esas hedef, büyüyen ve gelişen Türkiye idi

İşte burada seçilen aktör Rıza Sarrab’dır. Önce bir CIA tezgahı ile ABD’ye gitmesi sağlandı. Sonra gözaltına alındı ve komediyi çağrıştıran bir mahkemede önce sanık, sonra tanık koltuğuna oturttular. Oysaki dertleri gerçekten ambargonun delinmesi falan değildi. En başta İran ambargosunu kendileri ve bazı batı ülkeleri delmemişler miydi?

Sarrab'ın, gerek muazzam serveti, gerekse kirli ilişki ağı sebebiyle Türkiye'de can güvenliğinden endişe etmeye başladığı; bu nedenle ABD'ye giderek kendisini kasıtlı olarak tutuklattığı; verdiği ifadelerde bağlantılarını açıklamak suretiyle mal varlığının bir kısmını koruyabilmek yönünde bir anlaşmaya varabilmeyi planladığı şeklindeki olaylara baktığımız zaman yukarıda dediğim gibi bir CIA planı, aynen işledi.

17-25 Aralık operasyonu yaptıranlar, olayın uluslararası bir boyuta çekilmesinin algısını yaratmaya çalışıyorlar.

Zencani,  İran'da idam cezasına çarptırıldı. İran, bu kez Zarrab'ın mal varlığının peşinde.

Ayrıca ABD, Reza Zarrabın babası Hossein Zarrab’a, İran yaptırımlarını ihlâlden 9.1 milyon dolar ceza kesti. Hossein Zarrab’ın ABD yetkilileriyle işbirliği yapmasının ardından ise ceza 2.3 milyon dolara düşürüldü.  Burada da aynı şey uygulanacak. Amma velâkin burada amaç, Zarrab değil. Hedefteki kişi Erdoğan ve hedefteki ülke Türkiye. Kurulan mahkeme dışarıdan gazel okuyanların dediği gibi adil bir mahkeme değil, onları oraya getiren akıl istediği kararı çıkartmadan önce Zarrab'ın kusmasını  sağlayacak. ABD'li Savcı Preet Bharara'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında kara para aklama, banka dolandırıcılığı ve İran yaptırımlarını ihlâl etmek suçlarından tutuklanan Zarrab'ın 75 yıla kadar hapsi istemişti. Zarrab da babası gibi anlaşma yoluna giderek kurtulacağı muhakkak da çıkacak kararın ucu nereye gidecek, o belli değil.

Bizde ise çok kişi bunu anlamak yerine olayı, cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’ın iktidardan gitmesi için yapılan kurmacaya inanarak yürek soğutmak istiyorlar.. Yoksa Türkiye zarar görürmüş, millet zarar görürmüş, kriz çıkarmış, onların umurunda değil.

Bir de şu husus gözden kaçmamalı: Zarrab’ın yurt dışına çıkışı neden engellenmedi ve  kaçışında kimler görev aldılar? Bunlar, ortaya çıkarılmalıdır.

SONUÇ

Eğer Zarrab, işlediği suçlardan yargı önüne çıkarılıp ve yargılandıktan sonra Türkiye’de cezası kesilseydi ABD mahkemesine yapacak iş kalırmıydı acaba? Kimler engel oldu?

Ayrıca rüşvet olayına karışan bakanlar, Yüce Divan'a gönderilmeliydirler.

Türkiye ve Türkiye'n,n Cumhurbaşkanı mı önemli yoksa Zarrab'ın/Sarraf'ın suç ortağı olduğu iddia edilen bakanlar, bakan yakınları, bürokratlar mı önemli?

Hiç kimse, Türkiye ve onun Cumhurbaşkanından önemli değildir!

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1803/zarrab-olayini-okumak-2-gelismeler.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar