KILIÇDAROĞLU ÜLKÜCÜ MÜ?

Affınıza sığınarak 25 Aralık 2016 tarihinde Yeni Vizyon gazetesine yazdığım bir yazıyı sizinle tekrar paylaşmak istiyorum. Çünkü ne yazık ki; tarih hep tekerrür ediyor. Eğer ders alınsaydı tarih, tekerrür eder miydi?

Bu soruya cevap vermeden önce haberi okuyalım:

“CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Kayseri’de PKK’lı caniler tarafından şehit edilen erimiz Kamil Tunç’un Afyonun Hocalar ilçesindeki baba evini taziye ziyaretinde, ‘MHP’li arkadaşlarıma şunu söyleyeyim: Siz ne kadar ülkücüyseniz, vatanseverseniz, milliyetçiyseniz biz de ülkücüyüz, vatanseveriz, milliyetçiyiz. Eyalet sistemini getirmek istiyorlar. Bunu Apo istiyor. Eyalet sistemini savunanlardan biri de Recep Tayyip Erdoğandır.’ demiş.

Bu sözleri, Meclis’te görüşülecek olan ‘Anayasa değişikliği yasa tasarısının oylaması’ sırasında MHP’li ve Ülkücü milletvekillerinin desteğini almak, onların sempatisini kazanmak ve 330 rakamının bulunmaması için söylemiş olabilir. Diyeceksiniz ki pragmatist bir yaklaşım. O da olabilir.

Ülkü kelimesi, Türk Dil Kurumu’nun Türkçe olmayan kelimelere eş anlamlı kelime ürettiği dönemde ‘mefkûre’ kelimesine karşılık olarak üretildi. Özellikle 1950 sonrası yayınlanan bazı dergilerde derginin başlığının altında ‘Ülkü Dergisi’ ibaresi vardır. Ülkü isimli milliyetçi dergide Bülent Ecevit’in hamasî şiirleri de yayınlandıydı. Ancak yaygın olarak kullanımı, rahmetli Alparslan Türkeş’in siyasî hayata atılmasından sonradır.

Türkeş, 1960 İhtilâli’nin ‘ Kudretli Albayı’ olduğu dönemde  ‘Ülkü Kültür Birliği’ kanun tasarısını, ihtilalin milliyetçi subaylarından Dündar Taşer, Muzaffer Özdağ (İYİ milletvekili Ümit Özdağ’ın babası) ve Numan Esin’e hazırlattı. Ancak o dönemin CHP’lileri ve CHP’ye yakın yazarlardan Bülent Ecevit, Abdi ipekçi, Kurtul Altuğ, İnönü’nün damadı Metin Toker, bu yasa tasarısını Akis ve Kim dergileri ile Ulus gazetesinde ‘Nasyonal Sosyalist- Faşist bir kuruluşun tasarısı’ olarak lanse edip, ortalığı ayağa kaldırdılar. Bunun detaylarını DARBE İÇİNDE DARBE/ 13 Kasım 1960- Ondörtler Olayı kitabımda detaylı olarak anlatmıştım. Siyasî literatürümüzde ise Türkeş’in CKMP’nin (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) genel başkanı olmasından sonra telaffuz edilmeye başlandı.

CKMP’ye gönül veren ve Türkeş’i lider olarak kabullenen gençlere, Türkeş, ‘ülkücü’ vasfını lâyık gördü. Çok sayıda ülkücü dernekler kuruldu. Türkeş’e göre ülkücüler, ‘Anadolu’nun uç beyleriydi’ ve ‘karda leke olur, ülkücüde olmazdı.’ 12 Eylül sonrası ‘fetret döneminde’ ülkücüler, DSP ve CHP dahil, çeşitli partilerde bakan, milletvekili, belediye başkanı, meclis üyesi, il ve ilçe başkanı olarak görev aldılar. Özellikle Anavatan Partisi ve Doğruyol Partisi’nde, bir zamanların efsane ülkücüsü Ayvaz Gökdemir (komando Ayvaz), Namık Kemal ZeybekSadi Somuncuoğlu, Yaşar Okuyan, Mustafa Taşar, Halil Şıvgın, Tuğrul Türkeş ve daha başka birçok ülkücü bakanlık yaptılar. Rahmetli Nevzat Kösoğlu da siyasette başka kulvardaydı. Hakeza rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun BBP’si de ülkücülerin partisiydi.

Fakat ülkücülüğün tapusu, Ülkü Ocakları’na aittir. Ama birisi, ‘ben ülkücüyüm’ dediğinde ‘hayır, siz değilsiniz!’ demek ne kadar doğru, ne kadar geçerli?

Sayın Kılıçdaroğlu’nun ılımlı tutum ve davranışı ile milliyetçiliği ve vatanseverliğinden kimse şüphe edemez! Ancak partisi bunu kabullenecek mi? Meselâ; PKK’lı teröristin cenazesine giden, mezarı başında fotoğraf çektiren Kürt milliyetçisi, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu ve PYD'ye katılıp Kobani'de öldürülen teröristin cenazesinde boy gösteren ve gözyaşı döken CHP'li Gamze Akkuş İlgezdi(Kocası Ataşehir Belediye Başkanı iken görevden alındı.), belki de bu sözlerden hiç memnun olmamışlardır. Zaten bazı CHP’liler, Kemal Bey’in bazı tasarruflarına karşı çıkarak, çıkardığı adaylara da oy vermediler: Meselâ; Ankara Belediye Başkanlığı’na aday olarak gösterilen Sayın Mansur Yavaş’a oy vermek yerine, HDP’nin adayına oy vereceklerini deklare eden birçok CHP’li vardı. Yine CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdiği Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermek yerine, Kandil Dağı’nda terörist olan Nurettin Demirtaş’ın kardeşi Selahattin Demirtaş’a (şimdi terör suçlamasıyla tutuklu) oy vereceklerini söyleyen ve oy verenler yok mu idi?

Niçin?

Öyle ya Mansur Yavaş, eski bir MHP’li, başarılı bir belediye başkanıydı. Seçimi de yüzde birlik fark ile kaybetti. Kimin sayesinde? CHP’li olup da bazı aşırı sol partilere oy veren veya seçimde oy vermeye gitmeyenlerin sayesinde. Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu da MHP’ye yakın bir isimdi (şimdi MHP milletvekili); Türkeş’e danışmanlık yapmıştı. Sayın Tuğrul TürkeşBey ile bacanak sayılırlar.

CHP’nin adayını içlerine sindiremediklerini söyleyip, karşı çıktılar ve gidip Selahattin Demirtaş’a oy verdiler. Eğer Demirtaş seçilseydi, Kandil’e gitmek üzere iken kendisini götüreceklerin yakalanması sonucu (Bu söz Demirtaş’a ait) vazgeçen, kardeşi Kandil’de terörist olan bir cumhurbaşkanını Türkiye’ye hediye edeceklerdi.

Kemal Bey’in bunlarla işi çok zor! Bu kadar dikenin içinde bir gül ne anlam ifade eder? Gerçekten üzülüyorum.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1836/kilicdaroglu-ulkucu-mu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar