HÜSAMETTİN ARSLAN DA GÖÇTÜ

Bu yoğun gündemin içinde, her şeye değen bir dostu yitirmenin acısıyla yazıyorum dostlar!...

Hüsamettin Arslan’ı, sevgili Hüsam’ımızı yitirdik!... Hüsam, gündem yoğunluğunda kaybolacak bir beyin değildir; onu yazmazsak tarih eksik kalır.

Kamuoyu Prof. Dr. Hüsamettin Arslan (12.01.1956-02.01.2018) “Epistemik Cemaat” adlı, üniversite eleştirisi kitabıyla tanıdı. Biraz geç tanıdı ama nitelikli bir tanıma oldu bu.

Gençliğini, kısır bir sosyal zeminde harcamışlardandır Hüsam. Derinlikli düşüncenin aforoz edildiği, itaat ve sadakat kültürünün egemen olduğu bir harekete mensuptuk ikimiz de. İnsanı zenginleştirmeyen ortamda, okuma ve yazma işini ciddiye alan bir grup genç idik Ankara Yüksek Öğretmen’de. “Ben bir Descartes, bir Spinoza olamazdım. Neden olamazdım? Bu bir kromozom meselesi değil. Hotantolar içinde büyüdüm.” diyen Cemil Meriç gibi Hüsam da Hotantolara mahkum edilmişti.

TANIŞMAMIZ

Onunla 1976’da tanışmış olmalıyız. Nezihi tanıştırmıştı. Hüsam’la Nezihi, Tunceli Öğretmen Okulu mağdurlarındandır; yani aralarında bir “mağduriyet kardeşliği” vardır.

Hüsam, Ordu-Mesudiyeli ve dar gelirli bir ailenin çocuğu. O yüzden hayata parasız yatılı (leyli meccânî) başlamış biri. Öğretmen Okulu ve gurbet…

Bir yandan fakirlik, bir yandan gurbet, bir yandan 12 Eylül öncesinin kaosu…  Bütün olumsuzluklara rağmen içindeki dizginlenemez öğrenme ve analiz etme aşkı… Hüsam’ı bu özellikleriyle tanıdım önce.

Fikirtepe Eğitim Enstitüsünü bitirmişti ama o tahsil düşündüklerini gerçekleştirmeye yetmediği için Hacettepe Tarih’te lisans telafi yapmış, arkasından da Yüksek Lisansını tamamlamıştı.

Bizim Hüsam ile dostluğumuz o yıllardadır…

VE İSTANBULLU YILLARI…

Sonra İstanbul’a gitti… Cemil Meriç ile tanıştı. Cemil Meriç’i en iyi anlayan ve en iyi anlatan ender insanlardan biriydi. Sonra Cemil Meriç’in kızı Ümit Meriç’in danışmanlığında doktora yaptı.

Kendini bir yandan akademik olarak geliştirirken, bir yandan da tamamen kendi gayretiyle İngilizce öğrendi ve Batı birikimine da vakıf oldu.  Böylece yerellik ve evrensellik çizgisini son derece sağlam bir şekilde çizdi ve korudu.

Ona “aydın” demek, onu hafife almak demektir. O, tam manasıyla bir “münevver”di ve ehl-i irfan idi. Geleneğe bağlı idi ama gelenek onun elini kolunu bağlamamıştı. Konuşurken, tarihten değil, günümüzden ve gelecekten seslenirdi.

SÖYLEYECEK SÖZÜ OLAN BİRİYDİ

İstanbul Üniversiteleri, herkese açtığı kapılarını ona açmadı; o da gitti Bursa Uludağ Üniversitesi’nde çalıştı. Yıllarca İstanbul-Bursa arasında mekik dokudu. Hafta sonları İstanbul’daydı. Zaman zaman denk getirir görüşürdük. Bir ara “Edebiyat Terimleri Sözlüğü” işine soyunduk ama başaramadık.

Kurduğu “Paradigma Yayınları” ile etki alanının genişletmeye çalıştı. Para kazanamasa da ideali uğruna yayınevi mücadelesini sürdürdü.

Bizde “epistemoloji” konusunda ilk ciddi çalışmayı yapan ve biraz da bu terimi kamuoyuna mâl eden kişi Hüsam’dır. Onun “Epistemik monopol” lafını bir üniversite senatosunda kullanmıştım da 1999’da rektör hariç kimse ne dediğimi anlamamıştı.

Hüsam, sırtında yumurta küfesi olmadan düşünür ve korkusuzca analiz ederdi. Türkiye’nin geçmekte olduğu badirelerle ilgili en sağlıklı tespitlerden bazıları ona aitti.

Yüksek Öğretmen’de, bizlere o teatral tavrıyla Bahaeddin Özkişi’nin “Göç Zamanı” hikâyesini okurdu.  Münâdî (seslenen, çağıran)’nin ölüme çağırması ve bir dedenin göçesi hikâyesidir bu. Günde 5-10 gencin öldüğü bir dönemden geçiyordun ve o münâdînin sesini çok sık duyuyorduk.

İşte şimdi o münâdî sevgili Hüsam’ı çağırmış. 2 Ocak 2018 günü o kötü hastalık yüzünden aramızdan ayrıldı sevgili Hüsam.

Biliyorum… Daha söyleyecek çok sözü vardı… Her yarım kalışın ardında bıraktığı acılarla gitti!...

Allah rahmet eylesin. Başta Yüksek Öğretmenli dostları olmak üzere sevenlerinin başı sağ olsun.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1871/husamettin-arslan-da-goctu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Ş.Demirel
07.01.2018 20:32
İyi günler kıymetli Hocam, başınız sağolsun. Rahmetli Hüsamettin Arslan Hoca ile tanışmama vesile olduğunuz için gecikmiş bir taşekkürü dile getirmek istedim. Yanlış hatırlamıyorsam 1993 yazında tez konusu bulmak araştırmak için İstanbul'a Süleymaniye kütüphanesine gitmemi istemiştiniz. İstediğiniz ikinci şey de Çorlulu Ali Paşa Medresesine gidip orada Erenler kıraathanesinde Hüsamettin Bey ile tanışmamdı.Hoca ile tanışmam, nargile fokurtuları arasında bir-iki saati aşan sohbet. Ve sonrası...

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar