Yerli Akıl ve Milli Heyecanla Savaşıyoruz

‘Zeytindalı’ harekâtı ile ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde bir terör devleti kurma planı darmadağın oldu. Ordumuzun bütünüyle yerli silah ve mühimmatlarla ama daha önemlisi yerli akıl ve millî heyecanla harekete geçip, konumu son derece stratejik olan Burseya dağını ele geçirmesi, Türkiye’nin gücünü, kararlılığını göstermeye yetmiştir. Afrin şehir merkezine yönelecek ordumuzun sivil, terörist ayrımında ne kadar mahir ve merhametli olduğunu bütün dünya bir kez daha görmüştür, asıl bundan sonra görecektir.

Türkiye, bizi doğrudan etkileyen bütün acı ve sıkıntılara rağmen sorumlu olması gereken bütün güç ve odaklara, insanların mağdur edilmemesini yıllarca anlattı. Sürdürdüğümüz diplomasi, barış ve huzuru temin ve tesis etmek içindi. Çabamız sağır kulaklara konuşmaktan öte gitmedi. Son çare olarak onların anladığı dilden konuşmak mecburiyetinde kaldık: Silahla ve yıllar boyu savunmasız insanlara yaşattıkları acının çok az bir kısmını onlara tattırarak! Hiçbir kıymeti olmayan bizimkilerinin tersine onların canı çok tatlı olduğu için şimdi bas bas bağırıyor, feryat ediyorlar: “Kurtarın bizi!” Artık çok geç. Firavun imanıyla gösterdiğiniz nedamet fayda vermeyecek. Şimdiye kadar bağışlamasını istismar ettiğiniz imanın gazabını tadacaksınız. Boyunuzu çok aşan cürüm ve cinayetlerinizin karşılığı olarak cezanızı vermeden sizi elimizden kimse alamaz artık.

ABD’nin teröristlerle ittifak kuracak ölçüde bir devlete yakışmayan aymazlık ve azmanlıkla attığı her adım, yok oluşunu hazırlayan süreyi kısaltır, kısaltıyor. Hâlâ pazusunu göstererek kazanacağını, daha doğrusu sindireceğini sanma yanlışında ısrar ediyor. Herkesin gözünü korkutarak egemen olduğu dünyada, her şeyi yapma patavatsızlığını kendine ait bir hak görüyor. Bunun için kanun, kural, meşruiyet, ahlâk, insanlık, hiçbir şey umurunda değil. Adaletten, insanlıktan, haktan hukuktan bahsedenlerinse ya yeterli güçlerinin ya da güçlerini gösterecek cesaretlerinin olmadığını, olamayacağını sanıyor.

Mazluma merhametli, zalime acımasız bir ümmetin, maddi güç manevi kudret bakımından hazırlıklı olarak karşısına çıkabileceğine ihtimal vermedi. Daha doğrusu verdi de şimdiye kadarki kötü alışkanlıkları, zaten kalmayan basiretini iyice köreltmişti. Körelmese terörü siyasi enstrüman olarak kullanır mı? Körelmese devletleri bırakıp terör örgütleri ile iş yapar mı? Esasen tam da bu körlükle, uzak düştüğü gerçekleri kavrayamıyor. Hatasını anlayıp toparlanamıyor. Demek ki, bir devletin yıkılışı böyle başlar, böyle belirgin bir hal alırmış: Akıl çıkmaza girer, yönetici şımarır, şaşırır, kendini müstağni görür, zaafa düşer. Şaşırma ve korku iç içe geçer, şaşkınlık panik oluşturur. Denge bozulur, çaresizlik çözümsüzlüğü, çözümsüzlük çaresizliği çoğaltır. Güç elden gider. Devlet, zulüm ve şiddetle yaşatılmak istenir.

Burseya Dağının düşmesinin ardından bu esen kasırgayı hiçbir önlemin durduramayacağı anlaşıldı. En imansız en zalim savaşçılar için en sağlam malzemelerle tahkim edilmiş katıksız beton koruganlar, olanca hazırlığa rağmen ordumuza ancak birkaç saat dayanabildi. Bunu herkes gördü; korkması gerekenler korktu, güvenmesi gerekenler güvendi. Bilinmelidir ki bu vuruşmada sadece silah gücümüzle cepheleri dağıtıyor,  mevzileri düşürüyor değiliz. ABD’nin en ileri teknolojilere sahip 5 bin tır silahının şimdilik pek bir işe yaramadığı görüldü. Önemli olan imanla savaşmak, iman için savaşmak, haklı bir davanın mücadelesini vermektir. Biz vatanlarından sürülen, öldürülen,  mazlum ve yetim bırakılan milyonların mağduriyetini gidermek için savaşırız. Kimsesizlere kimse, çaresizlere çare olmak için. Onun için, onlar için savaşıyoruz. 600’den fazla terörist etkisiz bırakıldı. Buna mukabil bir tek sivil bile zarar görmedi. İki şehidimiz var. Bu cesur adaletin, bu kuvvetli merhametin Afrin’i, ardından Azez’i, Münbiç’i, Aynel Arab’ı saracağını gördüler, görüyorlar. Paramparça olmuş yüreklerine bir ateş yürüyor ki sormayın.

Kılıç kınından çıktı, ok yaydan fırladı bir kez. İşin bu aşamaya gelmemesi için yaptığımız girişimleri, azgın şımarıklıklarıyla korktuğumuza yordular. Mazlum, mağdur Suriye halkı için yıllar önce önerdiğimiz ‘Güvenli Bölge’ fikrini alelacele gündeme getirdiler. Bu önerimiz o zaman için doğruydu. Bu önerimiz karşılık bulsaydı sıkıntı bu boyuta gelmeyecekti. Siz de DAEŞ’i PKK’yı bu kadar palazlandıramayacaktınız. Ancak ABD’nin derdi insanların mağduriyetini gidermek değil. Bütün çabası, telaşı orada ne yapıp edip bir terör devleti yani ikinci bir İsrail kurmak. Fox Tv’de siyasi içerikli bir programda ABD’li emekli yarbay Ralph Peters’ın şu sözlerini bir kenara yazın ve sakın unutmayın: “Ortadoğu'da İsrail'den sonra ABD'nin en önemli müttefiki PYD/PKK’dır.” Yarbayın sözü çok da anlamlı değil, ancak bu tarz kişilerin konuşmaları, hâlâ irtibatlı oldukları siyasi yapının karanlık arka odalarındaki bilinci veya bilinçaltını yansıtması bakımından önemli. Hızını alamayan yarbay programda Türkiye’nin NATO’dan çıkarılması gerektiğini de söyledi. Artık bölgede kurulan ABD, İsrail ve terör üçgenini, sahipleri bile gizleme gereği duymuyor. Ordumuzun son derece başarılı operasyonları sonrasında bu şeytan üçgeniyle kurulan plan bozulmuştur, bozulacaktır. Şimdi ABD, silah verip eğiterek karşımıza sürdüğü teröristleri kurtarmanın kurnazlığı ile hamle yapıyor. Ne gülünç duruma düştüğünü anlamayacak kadar aptal. Ya da herkesi aptal sayacak kadar kendini akıllı sanıyor. Bu sanrı, ona birlikte iş tuttuğu terör örgütlerinden bulaşmış olmalı.

Sıkıntı da burada zaten; ABD’nin bir devlet gibi değil terör örgütü gibi düşünüp, davranmasında. Türkiye bu zalim kurnazlığın bayağı numaralarını yutmaz. Oyunları bozuldu. Devletin en yüksek katından, güvenli bölgenin kurulması için önce bozulan güvenin tesis edilmesi gerektiği ifade edildi. Yani güvenilmez karakteriyle ABD sahtekâr, yalancı, ikiyüzlü bir devlettir. Başkalarının haklarına duyarsız olduğu zaten tescillenmiştir. Bölge ve insanımız için asla iyi şeyler düşünmemektedir. Şimdi de  ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı General Joseph Votel, CNN televizyonuna yaptığı açıklamada Menbiç'ten ayrılmayı düşünmediklerini söyledi. Bunun ABD’nin resmi görüşü olup olmadığını veya ABD’nin bu niyet için kullanılıp kullanılmayacağını şimdilik bilmiyoruz.

Beyanatlarında samimiyseler oradaki teröristleri korumaya devam edecekler demektir. Burası bizim sınırımızın hemen yanı başında ve buradaki her sıkıntı doğrudan Türkiye’yi etkiliyor. O nedenle bizim burada sulhu, düzeni sağlamamız, gerçek sahiplerinin oraya dönmesinin yolunu açmamız lâzım. İyi de ABD niçin orada veya burnumuzun dibinde? O silahlar kime karşı kullanılıyor, kullanılacak? Esad’a karşı mı? Daha dün PYD, Afrin’in yönetimini Esad’a devretmeye hazır olduğunu duyurdu. Bu silahlı militanlar DAEŞ’e mi karşı olacaklar? DAEŞ bitmedi mi? Vahşetle işgal ettikleri yerleri PYD’ye devreden DAEŞ’in bu emperyalist Siyonist oyunda ara eleman olarak kullanıldığını bilmeyen mi kaldı? Son gelen haberler Suriye’de terör örgütleri PYD/PKK ile DEAŞ arasındaki kirli pazarlıklara yönelik yeni ayrıntıları gün yüzüne çıkardı. PYD/PKK’nın, bir kısım DAEŞ’liyi, bizimle savaşmaları için Fırat Nehri’nin doğusundan Afrin’e taşıdığı öğrenildi. (Siz bu yazıyı okurken hâlâ taşıma işlemi sürüyor olabilir) Bu organik birlikteliğe rağmen bir de kalkmış utanmadan Türkiye’nin DAEŞ’e odaklanması gerektiği yönünde beyanat veriyorlar. Hiç merak etmeyin biz de tam bunu yapıyoruz. DAEŞ’ın başı’da aklı da ABD’dir. Ne kalleşçe, ne kirli, ne alçak ilişki değil mi? Herkes biliyor ki, PYD, YPG, PKK, DAEŞ ABD’nin emri ve desteği ile amaçlarını ifa ediyorlar. Bizzat Trump, seçim konuşmalarının birinde DAEŞ’i Obama’nın kurduğunu söylememiş miydi? Siz bunu DAEŞ’i ABD’nin kurduğu şeklinde anlayın. İşleri bittikten sonra son kalanları başka yerlerde görevlendirmek için tırlarla, otobüslerle tahliye etmediler mi?

‘Bizimle savaşacaksanız dürüst düşmanlar olarak savaşın’ dememiz bundandır. Şimdi Mümbiç’i terk etmeyeceklermiş. Kendileri bilir. Oranın gerçek sahipleri olarak biz geliyoruz. Terk etmeyin de görelim. Siyasi analizi güçlü ünlü Rus gazeteci Dmitri Kiselyov, Türkiye ile savaşmanın ABD'nin işine gelmeyeceğini söyledi. Grup konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bu noktadan sonra artık gözümüz kimseyi görmez. Suriyeli kardeşlerimiz kendi evlerine güven içinde dönene kadar durmayacağız” demesi, sonraki gelişmelerin ne yönde ilerleyeceği hakkında açık, önemli işaretler veriyor.

Onursuzca yaşadığınız hayat, onurlu bir ölümü göze alacak cesaretinizin olmadığının kanıtıdır. Haydi bakalım, el mi yaman bey mi yaman? Şimdi bölgeyi kan ve gözyaşına boğan bütün zalim ve zorbalardan hesap sorma zamanı. Ama başta ABD olmak üzere, peşine takıldıkları İsrail korsanlığının huzuru için kimi çılgınlıklar yapabilir. Böyle bir çılgınlık yapıldığı an, harekât, Afrin’le, Münbiç’le, Suriye ile sınırlı kalmaz. Daha derinlere iner. Bunun ne demek olduğunu Tel Aviv de Washington da anında anlar.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1954/yerli-akil-ve-milli-heyecanla-savasiyoruz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar