Biraz Şahadet Göderin'den Kızılema'ya

Tasavvufla uğraşanların çok iyi bildikleri ve birbirlerine keyifle anlattıkları güzel bir kıssa vardır.

Belh Sultanı İbrahim bin Ethem sarayında yatağına yatmış uyumaya ve günün yorgunluğunu gidermeye çalışırken, olacak bu ya, sarayın çatısından sesler duyar.

Yattığı yerden seslenir:

“Kim var orada?”

Çatıdan cevap gelir:

“Devemi kaybettim de, çatıda devemi arıyorum.”

İbrahim bin Ethem öfkeyle bağırır:

“Be şaşkın adam deli misin?

Çatıda deve aranır mı?

Bu ne acayip iştir!”

Çatıdaki adamın cevabı hazırdır:

“Asıl şaşkın sensin!

Sen atlas yatak içinde Allah’ı arıyorsun acayip olmuyor da; benim çatıda deve aramam mı acayip oluyor?”

Çatıdaki adamın sözü İbrahim bin Ethem’in yüreğine hançer gibi saplanır.

Uykusu da huzuru da kaçmıştır.

Bir o yana bir bu yana dönerek, gözüne tek damla uyku girmeden, sabahı etmiştir.

Giyinir kuşanır, çatıdaki adamın sözleri kulaklarında, acısı yüreğinde, düşüncesi beyninde gider tahtına oturur.

Fakat o da ne!

Yün çorapları şalvarının üzerinden dizlerine doğru çekilmiş kaba saba bir adam, askerlerin “dur nereye gidiyorsun” ihtarına aldırmadan, elinde uzun asasını sarayın mermer zeminine vurarak kendisine doğru gelmektedir.

İbrahim bin Ethem, hiçbir uyarıyı dikkate almadan tahtına kadar gelen adama, uykusuzluğun da verdiği öfkeyle sorar:

“Be adam!

Böyle nereye gidiyorsun?”

Adam gayet sakin cevap verir:

“Yolcuyum!

Burası kervansaray değil mi?

Konaklamaya geldim!”

İbrahim bin Ethem’in kafası atar:

“Ne kervansarayı be adam!

Burası benim sarayım!”

Adam hiç istifini bozmadan sorar:

“Bu saray sana kimden kaldı?”

İbrahim bin Ethem:

“Babamdan!”

Adam sorar:

“Ona kimden kaldı?”

İbrahim Ethem çattık der gibi cevaplar:

“Dedemden!”

Bu sefer öfkelenme sırası adamdadır:

“Birinin göçüp birinin kaldığı yere kervansaray denmez mi?”

İbrahim bin Ethem sorulan soruya cevap ararken, adam cevap beklemeden, elindeki asasını sarayın zeminine vurarak, geldiği gibi gider.

İbrahim bin Ethem’in kafası da gönlü de allak bullak olmuştur.

İçinde bulunduğu durumdan kurtulmanın yolu, ava çıkmak, at koşturmak, yay çekmek, ok atmaktır.

Adamlarını alır ve Belh’in güneş geçirmez ormanlarında ava çıkarlar.

İbrahim bin Ethem, ormanların tertemiz havasında olanları biraz unutmuş, biraz da olsa kendine gelmiştir.

İşte tam da o sırada önüne bir ceylan çıkıverir.

İbrahim bin Ethem yayını doğrultup okunu tam çekecekken iç sesini duyar:

“Ya İbrahim!

Sen bu dünyaya av avlamak için mi geldin?”

İbrahim bin Ethem’in yayı elinden düşer, ceylan ormanın derinliklerine doğru süzülüp gider.

İbrahim bin Ethem iç sesinin sorusuna cevap vermeye zaman bulamadan bu kez atının eyer kaşından bir ses duyar:

“Uyan ya İbrahim!”

“Uyan ya İbrahim!”

“Uyan ya İbrahim!”

İbrahim uyanmıştır!

Atından iner, koyunlarını otlatan bir çobanla giysilerini değiştirir ve zamanın derinliklerine doğru yürür gider, tıpkı asalı adamın gittiği gibi...

Ve hikâyesi dilden dile dolaşan İbrahim bin Ethem (ks) olur.

Bu kıssayı anlatanlar derler ki:

“Allah cc bir insanı doğru yola getirmek istediğinde Hızır’ı da, İlyas’ı da gönderirmiş.”

Ve eklerler:

“Çatıda dolaşan İlyas, tahtın önüne kadar gelen ise Hızır’dı.”

Ya da tersi olsa ne fark eder…

Önemli olan hak olanı bulmak değil mi?

Nasıl mı?

İşte şöyle:

“Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin.

Fakat Allah, dilediği kimseyi doğru yola eriştirir.

O, doğru yola gelecekleri daha iyi bilir.” (Kasas/56)

Rabbim bu aziz milleti PKK’yla Rabinoğlu Fetullah ve Haşhaşileriyle, PYD’yle, Domuzsever Sığır Çobanlarıyla uyandırdı.

Silkeledi, kendine getirdi, içindeki cevheri görmesini sağladı…

Tıpkı şu gencimizi uyandırdığı gibi…

Delikanlı Domuzsever Sığır Çobanlarının ülkesine okumaya gitmiştir.

Bir Amerikalı kıza gönlünü kaptırır.

İş evlenme noktasına gelince, kız delikanlıya birden bire:

“Hristiyan olacaksın” der.

İşte tam o anda delikanlının Müslüman olduğu aklına gelir.

Ve genetik kotlamasındaki cevabı verir:

“Hayır, ben Hristiyan olmam!

Sen Müslüman olacaksın!”

Çekişme uzayınca, kız bakar ki delikanlı ciddi, Müslüman olmayı kabul eder.

Fakat nasıl Müslüman olacaktır, bunu maalesef delikanlımız da bilmez.

Delikanlı sorar soruşturur, Müslüman olmak için kelime-i şehadet getirmek gerekmektedir.

Delikanlı hemen Türkiye’mize yazar:

“Bana bir miktar kelime-i şehadet gönderin!”

Şimdi mi?

Şimdi tankın üzerindeki gencimiz, “nereye gidiyorsun” sorusunun cevabını, küffarın yüreğine saplanan hançer olup veriyor:

“Kızılelma’ya!”

“Kızılelma’ya!”

“Kızılelma’ya!”

Yani ufukların ötesindeki ufuklara…

Bu milletin Kızılelma’sına sınır olmaz ki…

Ben İslamın son ordusuyum

Ufuktan ufuğa koşar giderim

Asla meylim yoktur bu dünyaya

Dokuz talakla boşar giderim

http://enpolitik.com/kose-yazisi/1955/biraz-sahadet-goderinden-kizilemaya.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar