Üniversitelerdeki usulsüzlükler, TBMM’de dile geldi de ne oldu?!..

İnanın tasarı- görüşmelerini  izlerken utandık, kendimizi suçlu gibi hissettik...Neden mi? Y.Doç.liği sözde kaldıran, henüz Cumhurbaşkanımızca imzalanmayan  tasarı görüşmelerinde; AK Parti, CHP, MHP,HDP MV’nce  neler söylendi neler?!. Neler yapılıyormuş neler?!. Öğrendik ki; yabancı dil sınavları yanlış yollarla/soru çalmalarıyla aşılmış!.. Tezler para karşılığı yazılıyormuş!.. Usulsüz yollarla  unvan alan Doç. ve Prof. olanlar sistemi tıkayacakmış!.. Üniversitelerle ilgili o kadar çok yazı yazılıyor ki…Özellikle 2010-2015 arası yapılanlar artık ayyuka çıktı...Bekledik ki, ertesi gün, bir çalışma başlatılacak/soruşturmalar başlayacak!.. Heyhat….  
Bir süre önce TBMM’den de ses gelmişti;
“TBMM Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu, bazı kurumlara ilişkin tespitler yaptı. Komisyonun Sözcüsü ve AK Parti İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır, önemli açıklamalarda bulundu; Akademik personelin yükselmesi için İngilizce sınavlarını geçmeleri gerektiğini hatırlatan Satır, ancak YÖK'te özellikle 2013-2015 arasında doçentlik sınavlarına İngilizce sınavlarında sistem değişikliğine gidildiğine dikkati çekti. Satır, "10 kez İngilizce sınavlarına girip kazanamayanlar var ama FETÖ'ye ait vakıf üniversitelerinde sınav sistemi değişikliğiyle İngilizce sınavını geçip önce doçent, sonrasında 5 yıl bekleyip profesör olmuşlar. FETÖ'cüleri kamudan, üniversitelerden, kuruluşlardan temizlemenin yolu bu sınavlarda soru çalıp belli makamlara gelenler ve sistem değişikliği yapılarak sınavları geçenleri tespit edip bunlar için gerekenin yapılmasıdır. Artık bundan eminiz." değerlendirmesini yaptı.
Bizde kaç yazıdır; usulsüzlük/yanlış yapmayanların, etik olanların, devletine ihanet etmeyenlerin –özellikle Y.Doç.ler- bir yönetmelikle yabancı dil barajından kurtarılması lazım” diyoruz. Ama, denizde dalga olup kayboluyor yazdıklarımız, yaprak kımıldamıyor!...
Sn. B.Satır devam ediyor; "Normal şartlarda bir devlet memuru yurt dışına, hatta şehir dışına çıkarken uyması gereken prosedürler var. Amirine haber verip izin alması gerekiyor. Üniversitelerde,son yıllarda (2008-2015) izin prosedürü işletilmemiş. Konuyla ilgili sorumluluk sadece siyasetçiler veya yöneticilerde değil, her kurum yöneticisinindir. Üniversitede  bölüm başkanının elemanın nereye gittiğini takip etmesi lazım. Yasa gereği bildirim yapıp çıkması gerekiyor ama bunlar yapılmamış, takip edilmemiş, Adil Öksüz 100 kez yurt dışına gitmiş. Kimse 'niye, nereye gidiyorsun?' diye sormamış. Bunların sorumlusu siyaset kurumu değil, kurumların idari amirleri." ()
İşte büyük bir yanlış daha.
Kimse görevini yapmamış!
Öğrenciler neden şikayette bulunmamış?
Bulunmuş ta gerekli işlem mi yapılmamış? 
Ya öğretim elemanları?
20 saat dersi olup, haftada bir gün kuruma nasıl geliniyor?
Haftada 2-4 saat ders vermeler  -yönetmeliklere rağmen- nasıl sağlanıyor?
Bölüm Başkanı olduğu halde -yönetmeliklere rağmen- göreve gelmeyenler neden kollanıyor?
Görmedim/duymadım diyenler kimler?
O görevdekiler şimdi ne yapıyorlar?
Neden Sakarya Üniversitesi bu yapının merkezi olmuş?
Kimse duymamış mı?  
Bu nasıl sağırlık?!...
Acaba maddiyat mı devreye girmiş?!..
Bu sağırlık/görmezlik paranın gücünden mi gelmiş? 
En çok paylaşım alan yazılar akademik alanla ilgili olanlar.193 üniversitede çok sayıda öğretim elemanı var. E-maille bir çok akademisyen kurumları ve kendileri ile ilgili bilgi veriyorlar. En çok dile getirilen; “mobbing, taciz, intihal, adam kayırma, ötekileştirme, unvan aldığı halde kadro verilmeme v.b.”
Bir akademisyen şöyle yazmış:
“Sn.Göktan Bey, Kaleminize sağlık. Akademik alanda İntihal o kadar çok yapılıyor ki, haddi hesabı yok.! Benim yazdığım ''……..'' adlı  kitabımın yaklaşık 40 sayfasını Milli Eğitim Bakanlığı Mesleki Proje olarak aynen  basarak kopyalamış ve benim haberim yok. Projelerde malum büyük paralar dönüyor, birileri iyi iş yapmış ve  tabiri yerindeyse malı götürmüş.  Bu Bilim Etiğine uygun olmayan hırsızlığın ötesi bir durum. Dolayısıyla bu konuda; benim müracaatıma rağmen,  üniversite hukuk bürosu; ''Biz Milli Eğitim Bakanlığını Karşımıza Alamayız'' yaklaşımında bulununca,  hiç bir şey yapamadım. Maalesef hırsızlar kazandı. Saygılarımla.”
Bir akademisyen yazmış:
“Göktan Bey,……..üniversitesinde “etik olmayan ve kurumu maddi zarara uğratan” bir durumla ilgili olarak, araştırılması ve bilgi verilmesi için yeni atanan rektöre yazı yazdım. 3 sene oldu, tek bir cevap verilmedi. Bu arada zarara uğratan kişiye etkin bir görev verildi. Ben de “bana ne”, “memleketi ben mi kurtaracağım” diyerek bir üst  makama yazmadım. Saygılar.”
Bir akademisyen yazmış: “Göktan Bey, yazılarınızı ilgi ile okuyorum. Bizim rektör talimat vermiş; “Y.Doç.leri benle görüştürmeyin, yardımcılarımla görüşsünler” diye. Çok etik değil mi? Saygılar.”
Bir akademisyen yazmış: “Göktan Bey, merhabalar…Bir konuda ………..üst makamla ters düştüm, ama benim haklı olduğum anlaşıldı. İşler ondan sonra ters gitmeye başladı. Bir gün rektör beni odasına çağırdı; “Bana bak!..Ben seçilmedim, atandım… Ayağını denk al, sana suizan yaparım, altından kalkamazsın” dedi. Ben de sinirlendim; “yapmazsan adam değilsin” dedim, şimdi Prof.’luğumu vermiyor; “acelen ne bekle” diyor. Birde Müslüman geçiniyor, bu nasıl Müslümanlık!..Saygılar”
TBMM de yapılan –B.Satır dahil- konuşmalardaki  hangi cümle yanlış...
Biliyoruz ki her satırı doğru..
Peki, bunlar  sözde mi kalacak?
Kim yetkisini kullanıp gerekeni yapacak?
Atı alan Üsküdar’ı geçmiş mi olacak?...
Ey etiklik ruhu, geldiysen iki defa vur!...

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2039/universitelerdeki-usulsuzlukler-tbmmde-dile-geldi-de-ne-oldu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar