Ahmet Yenilmez'den Abdülhamit Tiyatrosu

Yoğun gündem, etrafımızdaki güzellikleri dile getirmemize engel oluyor maalesef. Mesela geçen hafta tiyatro ve sinema sanatçısı Ahmet Yenilmez’den seyrettiğimiz Usta oyunu… Abdülhamid Han (21 Eylül 1842-10 Şubat 1918)’ın hayatından kısa bir kesitin verildiği oyun. Bütün siyasî yoğunluğa rağmen yazmasak olmazdı.

TALİHSİZ HAKAN

Abdülhamid Han’ın vefatının 100. yılı münasebetiyle oyunu Ahmet Yenilmez kaleme almış ve sahneye koymuş. 3 kişilik bir kadro şeklinde kurgulanan oyunda Ahmet Yenilmez, Sultan Abdülhamid  Han’ı oynuyor.

Abdülhamid Han, ne yazık ki Türk tarihinin objektif olarak değerlendirilmeyen hanlarından biridir. En büyük talihsizliği, yönetim şekline ayak değiştirmenin ilk adımını atan bir padişah olarak vefatından 2 sene sonra temsilcili, 5 sene sonra da cumhûrî bir sistem kurulmasıyla, redd-i miras zihniyetinin gadrine uğramış bir hükümdardır. Ona saldıranlar sloganlarla saldırdılar (Kızıl sultan, istibdad), ne yazık ki savunanlar da sloganlarla savundular. Atsız “Gök Sultan” dedi, Necip Fazıl “Ulu Hakan”… Başlarda lehine her iki slogan da işe yaradı ve Abdülhamid sevgisini diri tuttu ama artık mesele sloganlar seviyesini aşmalı ve bir tarih bilincine yönelmeliydi. Slogan yerine bilgi ve hikâye hâkim olmalıydı. Ahmet Yenilmez bunu yapmış. Hem bilgi hem hikâye…

SLOGANDAN HİKÂYEYE METİN

Hikâye, Abdülhamid’in kızının ağzından anlatılıyor. Yazar iyi bir tercih yapmış… Kızı babasını anlatıyor… Yani imparator yerine bir baba, sade bir insan anlatılıyor oyunda.

Oyun, sultanın kızının (Tilbe Germencik) keman ile bir şarkı icrasıyla başlıyor ve yaveri-lalası rolünde Özhemşehri (Zülfü Demirtaş)’nin önce şarkı, arkasından bir türkü söylemesiyle devam ediyor. Bu sahneler seyirciyi baştan kavrıyor. 1.200 kişilik salonda tık çıkmadan oyuna kilitlenen seyircilerin nabzını tutmak kolay değildir; oyun baştan bunu başardı.

Oyun, iki kişinin de katkısı olmakla beraber tek kişilik bir oyun şeklinde seyrediyor.  Sürgündeki Abdülhamid, iktidarı devrinde bu millet ve ümmet için yaptıklarını kahırla anlatıyor. Metne egemen olan duygu kahır olmakla birlikte, Abdülhamid asla millete küsmüyor; sadece yaptıklarını hatırlatarak kendi kendine kahırlanıyor. Bu bir tür iç muhasebe. Zaten metin zaman zaman dışına çıkılsa da bir monolog şeklinde gelişiyor. Abdülhamid Han bu monologlarda imparatorluk için yaptıklarını anlatıyor. Ziraat Bankasını kurması, Pastör’e hayvan sağlığı konusunda yaptığı çalışmalarından dolayı 10.000 altın göndermesi, ülkede ilk tiyatro sahnesini Yıldız Sarayında açması gibi pek çok faaliyetini anlatıyor. (Ben olsam metne, 1893 yılında Orhun Abidelerini çözdüğü için Danimarkalı bilgin Vilhelm Thomsen’e madalya vermesini de dahil ederdim. Çünkü bu olay imparatorluğun Türklükten uzaklaştığını iddia edenlere çok güzel bir cevaptır.) Anlattıklarında elbette siyasi sahneler de var ama genel olarak anlatılanlar, siyasî yönünden ziyade insanî boyut ön plana çıkıyordu. Şayet siyasî yön ağırlık bassaydı, oyun basit bir “sloganik metin” olmaktan öte gidemez ve seyirciye hiç tesir etmezdi. Yenilmez bundan dikkat ve hassasiyetle kaçınmış.

VE SAHNE

Gelelim sahneye…

Oyun tek kişilik bir oyun özelliği gösterse de Yenilmez, geniş sahneyi çok ustaca kullanıyor. Yani sade dekor içinde zengin bir insan figürü dolduruyor sahneyi. Yenilmez, makyajıyla tipolojik bir zenginlik sergilemekle beraber, tavır olarak da bir hakanı yansıtmayı mükemmel bir şekilde başarmış.

Sultan’ın kızını oynayan Tilbe Germencik, asıl itibariyle bir müzik ustası ama babasıyla ilgili düşüncelerini anlatırken, kırk yıllık bir tiyatro sanatçısı gibiydi ve salonu ağlattı.

Gelelim Zülfü Demirtaş’a…

Oyun başladığında büyük kapının önünde sesiyle bizleri büyüleyen sanatçının tavrı Harput’u andırıyordu… Ses de tanıdık geliyordu… Yüz de mi tanıdıktı ne?... Kostüm içinde pek anlayamadım.  Oyun esnasında bir padişahın has adamı olma rolünü hakkıyla oynadı. Oyun bitince tebrik için sahneye çıktığımda, Zülfü’nün “Bizim Zülfü” olduğunu anladım. Sarıldık… 25 sene öncesine gittik. Sevgili Zülfü, Elazığlı günlerimizde sesini çok dinlediğimiz bir sanatkardı. Veteriner Fakültesi öğrencisiydi. Okulu çoook uzatmış ve sonra terk etmiş. Şimdi hayatını sesi ve oyunuyla kazanıyormuş.

Böyle bir eserin ortaya çıkmasını sağlayan Ziraat Bankasına teşekkür ederiz. Oyunculara da hassaten teşekkür ederiz. Tabii Ahmet Yenilmez’e hem metin hem de yönetmenliğinden dolayı ayrıca teşekkür ederiz.

Oyun 81 ili gezecekmiş. Vakit ayırın ve mutlaka seyrederek hikâye insaniliğiyle ve hüznüyle Abdülhamid Han’ı içselleştir

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2042/ahmet-yenilmezden-abdulhamit-tiyatrosu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar