Sayın Cumhurbaşkanının delikanlısı olmalı

1992 Yılın Ağustos ayı başlarında, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğüne seçildiğim sırada, İzmit’te, akrabalarımın yanında yıllık izindeydim.
Van’a gidip göreve başlamadan önce, YÖK’ten gelen bir yazıyla, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın yeni seçilen üniversite rektörlerini Cumhurbaşkanlığına ait Marmaris Okluk Koyu’ndaki yazlık mekânında kabul edeceği bildiriliyordu.
Ailece, özel arabamıza binerek, biraz da gezmek amacıyla Çanakkale’ye İstanbul-Eceabat üzerinden gitmeye karar verdik.
İstanbul’u geçtikten sonra durduğumuz bir dinlenme tesisinde bir şey dikkatimizi çekti.
O kadar çok tuvalet varken, Japon turistler bir tuvaletin önünde kuyruk olmuşlardı.
Hayretle öğrendik ki, Japon turistler alaturka tuvalet için sıradaydılar.
Demek ki o yıllarda, halka açık yerlerde, daha bizim kadar modernleşmemişlerdi!
Belki şimdi onlar da, halka açık yerlerde modern olarak tanımladığımız tuvaleti kullanıyorlardır.
Kim bilir…
Yolumuza Eceabat-Çanakkale Feribotuna binerek devam ettik ve toplantıdan bir gün önce Marmaris’e ulaştık.
Marmaris’in girişinde küçük bir otele yerleştik.
Çünkü Merhum Turgut Özal Cumhurbaşkanı olsa da, eşimin başörtüsü o zamanlar tehlikeli maddeydi ve daha işin başında kimseye görünmemeye dikkat etmek zorundaydık.
Ertesi gün ben Merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın kabulüne gittim, eşim ve çocuklarım Marmaris çevresinde gezmeye çıktılar.
Okluk koyunda yapılan kabul ve Marmaris’in meşhur bir otelinde yapılan toplantıdan sonra yolumuzu Konya üzerinden Van’a çevirdik.
Geceyi Konya’da geçirdikten sonra ertesi gün bacanağım olan Dr Necdet Koru ile birlikte Tahir Büyükkörükçü hocamızı ziyarete gittik.
Niyetimiz hem duasını hem de nasihatlerini almaktı.
Yüzüncü Yıl Üniversitesine Rektör olarak atandığımı söylediğimde şöyle dedi:
“Bilir misin?
Köylerde kapı önlerini bekleyen küçük köpekler vardır.
Bunlar paçalardan ısırır.
Tıpkı bunlar gibi, senin de görevin sırasında paçandan ısıranlar olacak.
Bunlarla senin uğraşman ve bunlara senin cevap vermen olmaz.
Bunları def edecek, anlayacakları dilden cevap verecek ve susturacak delikanlıların olsun.”
O Güzel İnsan bunları dedikten sonra delikanlıyı şöyle anlattı:
“Hz Ömer (ra) Devlet Başkanlığı sırasında, Peygamberimizin Mescidinde hutbe okuyordu.
Bir kişi Hz Ömer’e laf attı.
Hz Ömer sustu.
Bir delikanlı laf atan adamı sert bakışlarıyla susturunca, Hz Ömer konuşmasına devam etti.
Fakat adam bir süre sonra Hz Ömer’e yine laf attı.
Hz Ömer konuşmasını yine kesti.
Delikanlı sert bakışlarıyla adamı yine susturdu.
Hz Ömer tekrar konuşmaya başladıktan bir süre sonra adam yine laf attı.
Delikanlı bu kez yerinden kalktı ve adamı Peygamber Mescidinden dışarı fırlattı.”
Tahir Büyükkörükçü hocamın nasihatine uyup da paçamı ısıranları başımdan def edecek delikanlılarım oldu mu, dersiniz?
Maalesef O Güzel İnsanın karakterini çizdiği delikanlılarım hiç olmadı.
Benim delikanlılarım, bana sövenleri haber vermekle yetinirlerdi.
Ben de o delikanlılarıma derdim ki:
“Onların ağzını dağıtın; siz onları bana değil de, onlar sizi bana şikâyet etsinler. 
Ben de onlara benim delikanlım senin ağzını niye dağıttı, diye sorayım.
O da, hocam ben sana sövmüştüm, delikanlın onun için benim ağzımı dağıttı, diyemez ve ağzının dağılmasıyla kalır.”
Fakat dedim ya, ne benim delikanlım bana sövenlerin ağzını dağıtabildi, ne de bana böyle bir şikâyet geldi…
Evet…
Vaktiyle benim delikanlım olmadığı gibi…
Sayın Cumhurbaşkanımızın da delikanlısı yok…
Hal böyle olunca uluorta konuşan, laf atan, gerektiğinde hakaret eden herkese kendisi cevap vermek zorunda kalıyor.
Bu da maalesef… 
Sayın Cumhurbaşkanını yoruyor, yıpratıyor ve elbet üzüyor.
Oysa yapılacak şey çok basit ve kolaydır:
Her konunun, rahmetli Tahir Büyükkörükçü hocamın tanımlamasıyla, bir delikanlısı olur.
O delikanlı uluorta konuşana, laf atana, hakaret edene, onların anlayacağı dilden cevap verir.
Böylece Sayın Cumhurbaşkanı da yorulmaz, yıpranmaz ve üzülmez.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2059/sayin-cumhurbaskaninin-delikanlisi-olmali.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar