ABD'de darbe, ABD'ye darbe

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un müsteşarıyla birlikte görevden alınması ile Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta emperyalist işbirlikçilere karşı yürüttüğü savaş arasında bir sebep sonuç ilişkisi var mı? Tek sebep olarak değil ama sonuca etki eden bir sebep olduğu söylenebilir.

Obama’dan sonra Trump yönetimi kendi ekibini bir türlü belli bir anlayış ve korelasyon içinde tutmayı başaramadı. ABD yönetimi bir bütünlük arz etmiyor. Çok parçalı, ama bundan da kötüsü çelişkili, tutarsız, birbirini zora sokan, nakzeden tutum takınıyorlar. Adeta ABD devlet yönetimi içinde her kurumun kendi iktidar alanı içinde bir hesabı var ve her kurum iktidar alanını diğerine rağmen yaygınlaştırmak istiyor. Tillerson’un azledilmesi de bununla ilgili olmalıdır.

İşin perde arkasını anlamak için onun bu görevden önce Ceo’luğunu yaptığı ExxonMobil şirketinin faaliyetleri ve ilişkileri üzerinden bir kanaate varacaklar olabilir. Ama ben onun geçen haftalardan birinde Lübnan’a yaptığı resmi ziyarette muhatabı tarafından karşılanmamasını, salonda saatlerce bekletildiğini hatırlayarak bir çözümleme yapmanın daha uygun olacağını düşünüyorum. Bir ABD bakanının, ölçek itibariyle bizim bir kaymakamlığımız kadar bile icraî hükmü olmayan bir ülkede böyle karşılanması sadece teamüllere aykırı değil ayrıca yakışıksızdır. Bu durum bakanı küçültücü bir harekettir. Ancak ben şimdi daha iyi anlıyorum ki, meğer bu olay CIA’nın küçük bir yıpratma operasyonuymuş. Meğer derin ABD, adamcağızı itibarsızlaştırıp, makamdan düşürmek istiyormuş. İşte o operasyonla bakanın görevden azledilme gerekçelerinden biri oluşturuldu. Tillerson başarısız ilan edildi. Gerçi ABD’ye göre hangi durumda başarılı olunup olunmayacağı ayrı bir konu.

Bu ABD’lileri anlamak pek de kolay olmuyor. Bana göre ABD’de Trump’la birlikte bir darbenin düğmesine basıldı. Yani ABD’de şu an bir darbe süreci yaşanıyor. Başta Trump olmak üzere yönetici irade bütünüyle etkisiz duruma getirilmiş olarak yönlendiriliyor. Şu andan itibaren Trump ve olmayan ekibinin etki ve yetkileri bütünüyle devre dışı kalmıştır. Evanjelist Siyonistlerin yönetici ve yönlendirici olduğu çete bütün ABD seçmeninin, halkının iradesini devre dışı bırakmıştır. Bütün bir ABD halkının iradesi bir kez daha gasp edilmiştir. Bu gaspın fütursuzluğu Katar’a diz çöktürmek için yapılan iğrenç ittifakların hamleleri ile daha belirgin oldu. Ama asıl niyet Kudüs’ü konu eden tek yanlı ve BM kararlarının tersine verilen kararla ortaya çıktı. Irak ve Suriye’de daha fazla kan ve gözyaşı üretecek parçalanmayı kışkırtan, destekleyen çabalar da diğer açık kanıttır.

Türkiye, başından beri bu oyunu gördü. Hem Katar’a hem Suriye halkına sahip çıkma kararlılığı ile ABD’nin karşısına dikildi. Şimdi ABD’den aldığı destekle bölge halklarına saldıran, onları sürgün eden, işkence eden PKK ve bağlı unsurları çok feci şekilde cezalandırılıyor. Sadece cezalandırılmıyor, bütün dünya da Türk ordusunun merhametli, çevik, hızlı, cesur ve usta harekâtını imrenerek izliyor. Bu ordu son derece savaşçı bir ordu ve karşılarında durulmaz. En son ABD’nin generaline sormuşlardı. ‘Türk ordusu Münbiç’e girerse onunla savaşacak mısınız?’ Verdiği cevap terörü destekleyen herkese belki bir fikir verir: ‘Karşımızda hiçbir şeyden korkmayan, savaşmayı çok iyi bilen ve asla geri çekilmeyi düşünmeyen bir ordu var. Bu orduyla savaşmak çılgınlıktır.’

ABD, hiçbir hainliğinin, arkadan vurmalarının işe yaramadığını görecektir. Onlar kirli, karanlık emelleri için olanca güçleriyle çabalasınlar. Binlerce tır silahı bize ganimet kalacak korkulmasın. Ama her bir askerine peygamberinin ismini lâyık gören bu ordu, amacı, şekli ile Müslümanca savaşıyor. Sivil kayıpların olmaması için dikkat etmemizi söyleyen ABD, gerçekten oldukça karikatürize oluyor. Egemen olma sürecinden bu yana milyonlarca insanın ölümüne sebep olan ABD, şimdi kalkmış bize sivil hassasiyetten bahsediyor. Aslında bu beyanatların politik okumaları ‘mümkünse sivilleri de yok edin’ demek istediğidir. Eğer ABD sivil kayıplara karşı hassas olsaydı, Irak ve Suriye’de on yıllardır süren sivil katliamların, göçlerin baş müsebbibi olmazdı. Bu bölgede akan bütün kanların, bütün ölümlerin ilk sorumlusu ABD’dir. Maalesef diğer aktörler de sanki ABD zalimliğine imreniyor, öykünüyor gibi katliamda onunla yarışa girmiş gibidir. Dün Halep’te bu facia yaşandı. Bugün Doğu Guta’da bu zulüm ve katliam yaşanıyor. Oysa Türkiye şimdiye kadar ne Fırat Kalkanı’nda ne Zeytin Dalı’nda hiçbir sivilin burnunun kanamasına bile razı olmadı. Bu konuda çok hassas davranıyoruz. Bunu bütün dünya biliyor.

Gidip gâvurdan kurtardığımız her yerde insanlar, ‘Sizleri bekliyorduk. Niçin daha erken gelmediniz’ diye askerimizi bağırlarına basıyorlar. Türkiye, bölgenin en ciddi, en samimi, en yalansız, en güçlü kurtarıcısıdır. Zalime karşı, mazlumdan yanadır. Biz bu bölgeleri maddi ve manevi olarak sadece ihya ve imar ediyoruz. Asıl gönüller fethediyor, gönüllerle bütünleşiyoruz. Coğrafyanın rengini asıl bu duygu beraberliği değiştirecektir. Haritayı asıl bu yaklaşma, bu kucaklaşma, kaynaşma belirleyecektir. Biz zaferi, zalime çelik yumruk, mazluma kadife eldiven olarak kazanacağız. Dağıtılmak, bölünüp parçalanmak istenen coğrafyalar, derin bir bağlanışla tekrar toparlanmalıdır, toparlanacaktır. Bu konjonktürel bir beraberlik değil bir kardeşlik dayanışması olacaktır. Elbette bu birlik ve dayanışmadan, güç, kudret, direniş ve diriliş çıkacaktır.

Kısa vadede ABD iki önemli hedefi için bölgeyi kaosa itiyor. Bu iki hedefin biri İsrail’in güvenliğini sağlamak, diğeri enerji kaynaklarına hâkim olmaktır. Bütün işgalleri, yıkımları bunun içindir. Bizler de bunu çok iyi biliyor ve hamlelerimizi ona göre yapıyoruz.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Clapper’le başlayan üst seviyeden 10’a ulaşan istifalar ABD yönetimindeki kaynama ve çekişmeleri gizlenemez boyuta çıkarmıştır. Üstelik azledilmelerin twitter üzerinden yapılıyor olması, ciddiyeti kalmamış bir keyfiliğin göstergesi olarak ayrı bir rezalettir. Bundan sonraki aşama öngörülmez çılgınlıklara da şaşırtıcı bir şekilde şimdilik daha sakin bir yöne de evirilebilir. Oyunu bozulan derin güçler, daha fazla batmaksızın Türkiye ile anlaşıp yerlerde sürünen itibarlarını koruma kurnazlığına gidebilir. Münbiç için yapılan anlaşma veya uzlaşma, hem Türkiye nezdinde itibarlarını koruma hem de terör örgütlerini başka kullanımlar için geri çekme amacı güdüyor olabilir. Türkiye’nin İran ve Irak’la anlaşarak PKK’ya yapacağı operasyonlarla zekice sandıkları kurnazlıkları boşa çıkar. Unutulmasın ki fesat odakları başka karanlık senaryoları sahneye koymaya devam edeceklerdir. Türkiye bölgesel birliktelikleri asla ihmal etmeksizin yoluna devam etmelidir. Zor bir bölgede yaşıyoruz. Burada tutunmak da siyaset üretmek de kolay değildir. Yola çıkılmıştır bir kez. Allah yardımcımızdır.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2069/abdde-darbe-abdye-darbe.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar