Kütüphaneler, arşivler ve işi ehline vermek

Kütüphaneler, aydınlanmayı arayan ülkeler ve toplumlar için yaşamsal düzeyde, vazgeçilmez bir ihtiyaç, olmazsa olmaz bir gereksinimdir.

Farklı türlerdeki kütüphaneler, aynı zamanda, sürdürülebilir gelişme ve kalkınma için de hayatî önemi haiz kurumlar. Zira çağın en önemli sermayesi olarak evrensel düzeyde kabul gören ‘bilgi’nin yönetildiği ve etkin biçimde servis edildiği temel kurumlardır bu sistemler. ‘Halk kütüphanesi’, ‘üniversite kütüphanesi’, ‘özel kütüphane’, ‘çocuk kütüphanesi’, ‘okul kütüphanesi’ ve ‘milli kütüphane’ gibi türleri bulunan bu kıymetli kurumların yanı sıra, geçmişi bugüne taşıdığı gibi, bugünü geleceğe taşıyacak olan arşivleri de anmadan geçmeyelim.

Her biri ayrı ayrı kıymetli, her biri inkârı mümkün olmayacak düzeyde önemli… Birey, toplum ve devlet yaşamı bağlamında… ‘Bilgi güçtür’ sözünün ne anlama geldiğini iyi bilen gelişmiş ülkelerde, bu gerçek çok uzun yıllardır biliniyor ve gereği yapılıyor.

Öyle olduğunun müşahhas bir göstergesi olarak da, kütüphaneciler, arşivciler ve üst kimlikleriyle söylenecek olursa, “bilgi ve belge yöneticileri” ziyadesiyle kıymet görüp, el üstünde tutuluyor bu ülkelerde. Yaptıkları teknik hizmetler ve kullanıcı hizmetleriyle, kütüphane ve arşiv sistemleri içerisinde “olmazsa olmaz” kıymette profesyonel oldukları gerçeği, ne tartışılıyor ne de en küçük bir itiraz söz konusu oluyor bu konuda.

.....

Ülkemize bakıldığında ise, kütüphaneler ve arşivler ile kütüphanecilik ve arşivcilik konusu, “tüm zamanların en mağdur, en boynu bükük, en ilgi görmez konuları ve alanları” sıralamasında sürekli olarak listenin en üst sıralarında yer alıyor. Son dönemlerde yaşanan kimi iyileşmelere rağmen… Ne yazık ki…

Öz bir ifadeyle söylenecek olursa, güncel adıyla “bilgi ve belge yönetimi” alanının uygulama sahası olan kütüphaneler ve arşivlerde dert bir değil, elvan elvan

Hangi alt başlığa bakılsa, karşımıza bir problem ordusu çıkıyor. Mekânlar, koleksiyonlar, bütçe, yönetim anlayışı, insan kaynaklarındaki yetersizlik ve karmaşa…

Ve elbette politikasızlık… Yani bu konularda, temel kuralları ve yol haritasının esas adımlarını içerecek olan ana metnin yokluğu. Bilenler bilir, 2018 yılında, yani 21. yüzyılın ilk çeyreğinin tükenmeye başladığı şu günlerde dahi kütüphanecilik ve arşivcilik alanlarını bütün yönleriyle ele alan ve rehber olabilecek bir “Bilgi ve Belge Hizmetleri Temel Kanunu” yok ülkemizde.

Evet, yanlış okumadınız! Böyle bir temel kanun bulunmuyor; 2023, 2053 ve 2071 hedeflerinin sıkça dillendirildiği Türkiye’de… Altı yüz yıllık çok büyük bir Osmanlı Devleti geçmişine ve deneyimine yaslanan topraklarda...  Garip ama gerçek!

.....

Böyle olduğu içindir ki, kütüphane binası olmaktan çok uzak yapılarda kütüphane ve bilgi hizmetleri verilmeye çalışılır.

Böyle olduğu içindir ki, olması gerektiği kadar değil, adeta lütufta bulunurcasına bütçe ayrılır kütüphanelere.

Böyle olduğu içindir ki, içerisinde üniversitelerin ilgili bölümlerinden mezun kütüphanecilerin görev yapmadığı “kütüphanemsi”ler, ‘okul kütüphanesi’ diye yutturulmaya çalışılır. Ve binbeşyüz civarındaki “zenginleştirilmiş kütüphaneler” kapsamında bile bu büyük ve temel olumsuzluk aşılamamıştır.

Böyle olduğu içindir ki, bütün iyi niyetli gayretlere ve çok yakın zamanda alınan yaklaşık ikiyüz elli kütüphaneciye rağmen, halk kütüphanelerinde istihdam edilen uzman kütüphaneci sayısı, yüksek nitelikli bilgi hizmeti sunabilmeye imkân tanımaz. Ve bu çerçevede, o kütüphanelerde görev yapan kütüphaneciler ve diğer çalışanlar, insanüstü gayretle imkânsızı mümkün kılabilmenin mücadelesini verir sabahtan geceye kadar.

Böyle olduğu içindir ki, hiçbir şekilde ihtiyaç olmadığı ve hangi akla hizmetle yapıldığı anlaşılmaz halde, bilgi ve belge yönetimi bölümleri açılır çeşitli üniversitelerde. Üstelik içerisinde görev yapacak bilgi ve belge yönetimi bölümü mezunu üç tane doktoralı kütüphaneci bulunamadığı halde. Garip bir şekilde…

Ve böyle olduğu içindir ki, eğitim düzeyi ve üniversitede öğrenim gördüğü alan ne olursa olsun, herkes ama herkes kütüphaneler ve arşivlerde, bilgi ve belge yönetimi bölümü mezunu profesyonellerin yerine görev yapabilirmiş gibi düşünülür.  Hatta düşünülmekle de kalınmayıp, örneğin üniversitelerin çeşitli yüksekokullarında ‘emlak yönetimi’ vb. konularda iki yıl önlisans öğrenimi görenler, arşiv memuru/ arşivci olarak istihdam edilmeye kalkılır ilgili kamu kurumlarında.

.....

Kısacası, 54. Kütüphane Haftası’nın kutlandığı şu günlerde (26 Mart–1 Nisan 2018) dahi, bilgi ve belge hizmetlerinin önemi, devlet ve toplum nezdinde yeterince anlaşılamamış halde. Onlarca yıldır verilen mücadeleye rağmen… Bu konulardaki tartışılmaz evrensel gerçekleri inkâr edercesine…

Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından “Yeni Nesil Çocuklar, Yeni Nesil Kütüphaneler” temasıyla hazırlanan kutlama programının, her şeyden önce, bilgi ve belge yönetiminin başlı başına bir uzmanlık alanı olduğunun anlaşılmasına vesile olmasını ve bu konuda farkındalığın artmasına katkı sağlamasını dilerim.

Ayrıca dilerim, çok uzun bir zamandır beklenen, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü bünyesine arşiv memuru alımının daha fazla geciktirilmeden gerçekleştirilmesi konusunda da 54. Kütüphane Haftası vesile olur.

Ve elbette, doğal olarak, yani işin tabiatı gereği, yani ruhuna uygun olarak, beklenen iki yüz kadro, üniversitelerin ‘bilgi ve belge yönetimi’ bölümlerinden mezun “bilgi yöneticileri” için açılır ve işin ehli olanlar göreve gelir.

Ne diyordu o ilahi hüküm; “iş ehline verilmediğinde kıyameti bekleyiniz.

İşi ehline vermeyerek, yok yere kıyameti kopartmayalım!

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2103/kutuphaneler-arsivler-ve-isi-ehline-vermek.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar