Şeker Fabrikaları bağlamında 'Devlet'

Anadolu insanına devlet dendiği zaman, baş akla gelir…
Anadolu insanı için devlet olmazsa olmazdır…
Bu nedenle Anadolu insanı devletsiz bir dünya, devletsiz bir hayat, devletsiz bir düzen düşünemez…
Bunun içindir ki Anadolu insanı devleti biraz azizleştirir, devleti biraz kutsallaştırır, devleti biraz tanrılaştırır…
Anadolu insanının aşırıya kaçan bu tutkusunu dile getirebilmek ve devleti olması gereken yere oturtabilmek için önce “Devletin Tanrılaşması/ 1996”  sonra “Laika/ Sultanın Gözdesi/ 1996” ve “Sistemin Ahtapotlaşması/ 1997” kitaplarını yazdım…
Evet, devletsiz olmazdı…
Çünkü devletsiz olunursa…
Anadolu insanının o muhteşem “ya devlet başa ya kuzgun leşe” sözünde olduğu gibi, kuzgunlar leşe üşüşürdü…
Fakat ölçü kaçırılır, devlet dokunulmaz kılınır ve tabulaştırılırsa işler çığırından çıkar, bu kez kuzgunların yerini başkaları alır ve devlet adına zulüm başlardı…
Bunun içindi peş peşe “Demoklasya/ Tabular Ülkesi/ 1998” ve “İrtica/ Sultanın Korkusu/ 2002” kitaplarını yazışım…
Evet, devlet mutlaka gerekliydi…
Fakat devlet asla insanın önüne geçmemeliydi…
Bir şey ki insanın önüne geçerdi…
O şey ilahlaşır, insanın istismarı, insanın köleleşmesi, insanın en tabii haklarının çiğnemesi başlardı…
Öyleyse mi?
Öyleyse yapılacak şey ölçüyü kaçırmamaktı…
Çünkü biz vasat, orta, ölçülü bir ümmet olarak yaratılmıştık…
“Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık...” (Bakara/143)
Bizim inancımıza dayalı anlayışımızda abartıya, aşırılığa, ifrata yer yoktu…
Aslında bizim inancımızda tefrite de yer yoktu…
Bizim inancımızda esas olan herkesin hakkını herkese vermekti…
Zaten devlet demek, herkesin hakkını herkese veren, kendisini kuran milletin fertleri arasında fark gözetmeyen güç, otorite demekti.
Nitekim Hz Ebubekir (ra) göreve geldiği zaman yaptığı ilk konuşmada devletin insana bakışını şöyle ifade ediyordu: 
“Ey insanlar!
Ben sizin en hayırlınız olmadığım halde işlerinizi üzerime aldım. 
Başkasının hakkını kendisinden alıncaya kadar sizin en kuvvetliniz benim indimde zayıftır. 
Başkasındaki hakkını alıncaya kadar sizin en zayıfınız benim indimde kuvvetlidir.”
Anadolu insanına göre, inancından gelen anlayışla, devletin insana bakışı böyle olmalıydı…
Namaz nasıl dinin direği ise, devlet milletin direği idi…
Namaz nasıl müminin gözünün nuru ise, devlet milletin gözünün feriydi…
Dua nasıl dinin direği olan namazın çatısı ise, devlet milletin çatısı idi…
Devletin bunları ve daha fazlasını yapabilmesi için doğru bir şekilde yapılanması, şekillenmesi, biçimlenmesi gerekirdi.
Aksi halde, yönetime kim gelirse gelsin devlet asli görevlerini yani var oluş gerekçesini oluşturan görevlerini yapamazdı…
Devlet asli görevlerini yapamadıkça zayıflar, güç kaybeder ve millet nazarındaki heybetini de muhabbetini de yitirirdi.
Hal böyle olduğundaysa devlet önce “ebed müddet” olma hedefinden, sonra da “ya devlet başa ya kuzgun leşe” özelliğinden uzaklaşırdı…
Bu da milletin devlete olan güveninin azalmasından başka bir şey anlamına gelmezdi…
Yapılacak şey mi?
Yapılacak şey, devleti asli görevleri içinde yapılandırmak, şekillendirmek, biçimlendirmekti…
İşte bunun adı yani devleti yapılandırmanın, şekillendirmenin, biçimlendirmenin adı sistemdi…
Ve sistemler devletin asli görevlerini ne ölçüde yerine getirirlerse, ömürleri o kadar uzun olurdu…
Nitekim bu milletin binlerce yıllık tarihinde parlamenter sistemin yüz yıllık bile ömrünün olmayışı, bu sistem içindeki yapılanmanın, şekillenmenin, biçimlenmenin, devletin asli görevlerini milletin beklentilerine cevap verecek şekilde yerine getiremeyişinin sonucuydu…
Devletin asli görevleri mi?
Bir milleti devlet olmaya götüren…
Bir millete devlet çatısı altında yaşama gereğini hissettiren güvenlik ihtiyacıdır.
Bu bakımdan…
Devlet bir sistem çerçevesinde biçimlenirken, iç ve dış güvenliği en iyi, en etkin ve tam zamanında yapacak şekilde güvenlik teşkilatına sahip olmalıdır…
Devletin ikinci asli görevi adaleti sağlamaktır.
Hz Ebubekir’in sözlerinde ifadesini bulduğu gibi, devlet en zayıfın hakkını en kuvvetliden alacak şekilde bir adalet yapılanmasına sahip olmalıdır.
Devletin üçüncü asli görevi ise, ilkelerin ve örfün üzerinde, toplumsal düzeni sağlayacak olan kuralları ortaya koyacak bir yasama meclisinin varlığıdır.
Ve bütün bunları organize edecek, yerli yerinde hayata geçirecek olan bir yönetimin gerekliliği…
Devletin asli olarak bunların dışında görevi yoktur.
Elbet arızi olarak, zaman içinde milletin yapamadığı, mutlaka ortak irade olan devletin yapması gereken görevler olabilir.
Fakat ne şeker fabrikaları yapıp şeker üretmek, ne çiftlik kurup pancar üretmek, ne küspe üretip hayvan yetiştirmek devletin asli görevleri arasında değildir.
Son söz:
Devlet asli görevlerine ne ölçüde dönerse, o kadar güçlü olur…
Ve devleti görünür hale getiren sistem, milletin devletten beklentilerini ne ölçüde yerine getirecek şekilde biçimlenirse ömrü o kadar uzun olur.
Şu asla unutulmamalıdır:
Bir milletin tarih boyunca tek bir devleti vardır.
Bu nedenle yıkılan devlet değil sistemdir.
Ne var ki devleti görünür hale getiren sistemler olduğu için, Selçuklu Devleti, Osmanlı Devleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti diyoruz.
Anlaşılacağı gibi:
Devleti yıkılan milletler hayatiyetlerini devam ettiremezler ve tarih sahnesinden çekilip giderler.
“Devlet ebed müddet” anlayışına sahip olan milletler ise hayatiyetlerini sürdürürler…
Kıyamete kadar devletli olmak umuduyla…

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2108/seker-fabrikalari-baglaminda-devlet.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar