Bir kahramanlık hikayesi

Size bu yazımda tarihin tozlu raflarında gizlenmiş bir kahramanımızdan bahsetmek istiyorum.

Bu kahramanımızın hikâyesini geçen hafta dinledim.

Bu kahramanlık hikâyesinden öylesine etkilendim ki, hikâyeyi anlatan Kastamonu Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof Dr Mahmut Elp’e bu hikâyeyi yazmasını istedim.

Prof Dr Mahmut Elp hocamız da hikâyeyi bizim için yazdı.

İşte Prof Dr Mahmut Elp hocamızın kaleminden Birinci Cihan harbi Kahramanlarından Mustafa Ertuğrul’un hikayesi

*

Mustafa Ertuğrul Aker

(1892 Hanya/Girit - 1968 Antalya)

Fotoğraf: turizmdosyası.com

Anadolu insanı bugünlere kolay gelmedi. Tarihi süreçte gün oldu menzile ulaşmak için yokuş aşağı su gibi başını taştan taşa vurdu, gün oldu derin bir göl oldu durdu duruldu, olmadı olup bitenlere yokuş yukarı akarak kafa tuttu. Tüm bunlar iyiyi, güzeli, hakkı, adaleti bulma, bulup yükseltme arzusuydu. Günümüzde aldığımız kararlar ile nasıl ki geleceği şekillendiriyorsak, geçmişte aldıkları kararlar ve yaptıkları işler ile bugünü şekillendiren nice kahramanlar vardır. İşte size tanıtmak istediğim bunlardan biri.

Burada bizim kültürümüzde özel bir yeri olan su gibi bir kahramandan bahsedeceğiz. Ömrünü 100 yıl önce bizler için, ülkesi için vakfetmiş bir askerden. Görev verildiğinde Çanakkale’de, Aydın’da, Galiçya’da, Antalya’da canını ortaya koyan, Akıl ve Alın teri ile pişirdiği bugünleri bize sunan nice adsız kahramandan biri. Bu asker düşmanlarının bile hayran olduğu, Mondros mütarekesi gereğince top bataryalarının kamaları sökülürken “Gösterdiği kahramanlıktan dolayı bu batarya toplarının kamalarını sökmek askeri şerefe aykırıdır” denerek, bataryasına dokunulmayan bir kahraman. İçe dönük, sade ve mütevazı yaşadı. Ona ulaşana kadar da kendini bizlerden sakladı.

Dünya askeri tarihinde ilk defa bir deniz uçağı gemisini (Seaplane tender) batıran Türk subayıdır ve bu işi karadan dağ topu ile yapmıştır.

1892 yılında Girit'in Hanya kentinde doğdu, 1912 yılında Harp Okulu'nu topçu subayı olarak bitirdi. Çanakkale Savaşı'nda 27'nci Alay'da savaştı. Oradan Galiçya cephesine tayin edilen Mustafa Ertuğrul, 1916 yılında, emrine 4 dağ topu verilerek, Kaş'a tayin edildi. I. Dünya Savaşı'nın en sıcak günlerinde Meis Adası İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin denetimindeydi. Doğu Akdeniz geneli açısından stratejik önemi olan Meis Adası'na operasyon yapılmasına “çok gizli” emirle karar verildi. Bu emir çerçevesinde Mustafa Ertuğrul 4 adet 7,7'lik dağ topu olan küçük bir batarya ile Aydın'dan Kaş'a intikal etti. Başlangıçtaki plan adanın alınması olmakla birlikte, operasyon Meis Limanı'nda demirli filo ve adayı transit limanı olarak kullanan erzak ve mühimmat gemilerinin imha edilmesine dönüştürüldü ve verilen görevi büyük bir başarı ile yerine getirdi. Daha sonra İzmir’den Mersin’e kadar olan sahil hattında yağma yapan Fransız gemileri Paris II ve Alexandra’nın etkisiz hale getirilmesi emrini aldı ve her iki gemiyi de büyük bir stratejik plan ve uygulama ile batırdı. 1930 yılında kaleme alması bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından tavsiye edilmesi üzerine hatıralarını yazdı. Ama hiç yayınlamadı. Kendisine batırdığı gemiler sorulduğunda yüzünün bir çocuk mahcupluğu içinde kızardığını ve övünülecek bir şey olmadığını, sadece görevinin gereğini yaptığını anılarında yazmaktadır. Bu durumu anılarında “Türkler övünmeyi bilmediklerinden değil, övünmekten hoşlanmadıkları için yaptıklarını anlatmazlar” olarak tanımlamaktadır. Muhtemelen anılarını yayınlamama sebebi de budur. Batırdığı birçok düşman gemisi bulunsa da bunlardan 3 tanesi oldukça önemlidir. Bu nedenle günümüzde Antalya-Kemer’e yolunuz düşerse, meydanda göreceğiniz sembolik 3 adet gemi bacası Mustafa Ertuğrul Aker’i ve onun stratejik dehasını sizlere hatırlatacaktır.

Büyük bir stratejik zeka ile batırdığı gemileri mi merak ediyorsunuz?

İşte kısa bilgileri…

Batırılan ilk deniz uçağı gemisi:

Ben My Chree

Meis Adası İngiliz ve Fransızlar tarafından üs olarak kullanılmaktaydı. Bizim için önemli sorunlara sebep olan bir konumundan dolayı Adaya harekât yapılması öngörüldü. Mustafa Ertuğrul aldığı emir ile Limanda bulunan gemileri vurmak üzere bölgeye hareket etti ve planlamalarını yaptı. Topçu Mülazım Mustafa Ertuğrul Dünya savaş tarihinde bir ilki başararak 7.7 inçlik dağ bataryası ile bir deniz uçağı gemisini sulara gömdü. Batırdığı deniz uçağı gemisi ise, 120 metre boyunda, saatte 24,5 mil hız yapan ve altı deniz uçağı taşıyan İngiliz bandıralı Ben My Chree idi. Aynı gün Meis Limanı’na demirli büyüklü küçüklü pek çok tekneyi de batırdı.

Tüm bu başarıları dağ bataryası ile sağladı.

Fransız savaş gemisi Paris II

1.Dünya Savaşı yıllarında Akdeniz'de Fransız gemileri, Mersin-Antalya-İzmir arasında gıda taşımacılığı yapan gemileri yağmalayıp batırıyorlardı. Mustafa Ertuğrul aldığı emir üzerine etraftaki Rumların Fransızlara haber vermemesi için dağ toplarını develerin sırtında gündüz saklanıp, gece yol alarak bugünkü Kemer ilçesine getirdi. Birliği ile bir süre sonra Ağva Burnu üstündeki bir yere yerleşti. Yerleştikleri alan denizi geniş bir açı ile gözetlemeye uygun, etraftakilerin fark edemeyeceği nitelikte engebeli ve gemilerden gelecek top atışlarına karşı korunaklı bir noktadır.

Ve bekleyiş başladı…

Günlerce, haftalarca beklediler. Dört top 4 mevzi. Her şey hazırdı, tek eksik yağmacı Fransızlar. Önceden alınan istihbarat bilgileri yağma sonrası Kemer’e dinlenmek için geldikleri yönündeydi. Bu değerli bilginin meyvesini toplamak için mevsimin olgunlaşması beklendi. Toplar 1050 metreye ayarlanmış bekliyordu. 4. Bataryaya sıkı sıkıya tembihlenmiştir “sen ateş etmeyeceksin”. Bir süre bekledikten sonra Ağva koyuna giren yağmacı Fransız savaş gemisi Paris II Akdeniz’in şefkatli kollarına 13 Aralık 1917 tarihinde yapılan 145 top atışının 110 tanesinin isabeti ile gömülür. Bu atışlarda 4 bataryanın da katkısı olur. Ama emir atış emri 3 bataryaya verilmişti. 4. Batarya neden ateş etti? Komutanın emri dışına nasıl çıkılabilirdi? Her çavuş bildiğini okusa yapılan planlar nasıl uygulanabilirdi? Mustafa Ertuğrul çavuşu sorgular “emir olmadan nasıl ateş edersin?” Çavuş “Amacım emre itaatsizlik değildi sadece Arkadaşlarımızın sevincine ortak olmak istedik” der. Mustafa Ertuğrul halden anlayan büyük komutan durumu bu seferlik hoş görür ve çavuşu affeder.

Yağmacı Paris II mürettebatından kurtulup sahile doğru yüzenler arasında deniz erlerinin yanı sıra gemi subayları da vardı ve bunlardan bir tanesi Fransız şair Pierre Loti'nin yeğenidir. Bundan sonrasını Pierre Loti'nin bir Fransız gazetesinde yazdığı makalesinde yeğeninin ifadesinden dinleyelim.

"Her zamanki abluka seyrini yapıyorduk. Ağva Limanı'nın önüne geldik. Elimizdeki mükemmel haritalara göre oralara top getirmenin imkânsızlığını bildiğimiz için böyle bir baskına uğrayacağımızı aklımızın kenarından bile geçirmiyorduk. Birden geminin üstünde şimşekler çaktı ve müthiş bir gürültü ile denize üç mermi düştü. Fakat bu esnada gemimiz de sarsıldı. Dördüncü mermi lumbozların birinden girerek makine dairesine isabet etmişti. Manevra kabiliyetimizi kaybedince bütün toplarımızı bataryanın bulunduğu tarafa yönelterek ateşe başladık. Batarya çok iyi gizlenmişti, yağdırdığımız mermilerin hiçbir tesiri olmuyordu. Mesafe çok yakın ve Türkler çok iyi nişancı oldukları için gemimiz az zamanda delik deşik oldu. Kurtuluş ümidi kalmamıştı. Onun için gemiyi terk etme emrini verdik. Maksadımız, feci halimizi uzaktan seyretmekte olan kruvazöre sığınmaktı. Türkler önümüze şarapnel yağdırarak bizi geriye sahile dönmeye mecbur ettiler. Fakat bizi sahilde nasıl bir kader beklediğini bilmiyorduk. Sahil boyunca kazılmış siperlerden orasının boş olduğu seziliyordu. Sahile çıkarsak feci şekilde öldürülme ihtimalimiz de vardı. Denizde çok yorulmuş olduğumuz için kaderimize boyun eğip sahile çıkmaktan başka yapacak bir şeyimiz kalmamıştı. Sahile 40-50 metre kala siperlerden insanların fırladıklarını ve bir kısmının denize atlayarak bize doğru geldiklerini gördük. Denizde bir boğuşma mı olacaktı? Buna mecalimiz yoktu. Fakat korkumuz uzun sürmedi. Denizden bize gelenler ve sahilde bekleşenler bizi şefkatle kucaklayıp dışarı çıkardılar. Hepimiz kumların üzerine serilmiştik. Önce yaralılarımızı ayırdılar. Türk erleri kaputlarının eteğinde, kendileri için hazırladıkları harp paketlerini sökerek yaralarımızı sardılar. Bu savaşta Fransızlar kruvazörden başka, çok insan da kayıp vermişlerdi (Türklerin ise gerideki kayada patlayan bir Fransız mermisinin kopardığı bir taş parçası, bir askerin başına değerek ölümüne sebep olmuş, oracığa gömüldü). Türk erlerinden biri gömleğinden koparıp ayırdığı bir parça ile benim yaramı sardı. Yalnız ben değil, bu ulvi manzarayı gören bütün Fransızlar gözyaşlarını tutamadılar. Bize su getirdiler, kendi yiyeceklerinden verdiler. Çay gibi haşlanmış, güzel kokulu fakat şeker yerine kuru üzümle tatlandırılmış sıcak bir şey ikram ettiler. Biz ise küçücük kayıklarında yakaladığımız bu insanlara ne eziyetler, ne hakaretlerde bulunmuştuk."

Yazısının sonunda:

"Yeğenim Yüzbaşı Rolen şimdi Paris'te ve filanca adrestedir. Gidip sorabilirsiniz. Gelibolu'da bir kolunu kaybeden General Goro'nun anlattıkları da bunlardan başka mı?” diye yazıyordu Pierre Loti.

Paris II gemisini batırdığında yaralı düşman askerleri denizde ölümü beklerken, onların kıyıya çıkmasına yardım ederek yaralarını sardıran Mustafa Ertuğrul, sadece kahraman değildi. Paris II zaferini anılarına “Zaferden mütevellit neşemizi yaralı düşman askerlerinin acısına hürmeten göstermedik” diye yazabilecek kadar da insandı.

Yağmacı zorbaların kontrolündeki “Paris II” 50 metre boyunda, 8 metre eninde ve 551 groston idi. 6 uçaksavar topu ve 2 torpil kovanı bulunan geminin batırıldığı yer 1995 yılında keşfedildi. Dalgıç ve sualtı fotoğrafçılarının ilgi odağı oldu. Her yıl yaklaşık 150 bin dalışın yapıldığı Paris II batığı, dünyanın en iyi 100 dalış noktası arasında gösteriliyor.

Alexandra'nın batırılışı

Uçak gemisi Ben My Chree’nin ardından Paris II savaş gemisini da bir “dağ bataryası” ile batırılması, Müttefiklerin artık açıktan seyretmeye başlamasına neden olmuştur.

Mustafa Ertuğrul savaşın bu aşamasını hatıralarında, “Herhangi bir yelkenlinin kaburgasını kaplayan iç tahtaları sökülerek, mümkün mertebe fazla miktarda dinamit kaburga aralarına döşenecek, tam merkezine de bir top fünyesi yerleştirilecek. Fünye halkası bir telle portakal sandıklarından birisinin altına bağlanıp, kaburgalar tekrar çakılarak düzen hazırlanacaktı. Birbirine bağlı sandıklar mutlaka bir vinç yardımıyla kaldırılacaktı ki, fünye dinamiti ateşleyip geminin batırılmasını sağlayacaktık.” şeklinde aktarmaktadır.

Bu hazırlıklar meyvesini 8 Mart 1918 de verdi. Portakal sandıkları ile gizlenen yelkenli tekne Fransızların dikkatini çekmiş, hızla küçük bir teknenin yardımıyla yağmalanmak üzere limandan alınarak açıktaki Alexandra savaş gemisine yanaştırılmıştı. Bunun bir tuzak olabileceği ve portakalların zehirli olabileceği düşüncesiyle önce incelenmiş, güvenli olduğundan emin olunduktan sonra portakal kasaları gemiye alınmaya başlanmıştır. En alttaki sandığın yerinden kaldırılması ile yelkenliye gizlenen tuzak tetiklenerek patlama gerçekleşmiştir. Bu patlama sonrası Alexandra savaş gemisi Kemer açıklarında yaklaşık 100 m derinlikte ebedi istirahatgahı olan Akdeniz’in mavi sularında derin uykusuna çekilmiştir.

Akıl önemlidir, ama savaşıyorsan inanç ve strateji de gereklidir. Aklı, inancı ve stratejik bilgi birikimi ile geçmişten bugünü şekillendiren kuytu bir köşede ince bir tebessümle bizleri seyreden kahramanlarımızı bir kez daha minnetle anıyoruz

1.Dünya Savaşı bittiğinde, Mondros Mütarekesi gereğince, işgal edilen Anadolu topraklarında, tüm silah ve cephaneye el konuldu. Topların kamaları söküldü. O tarihlerde Aydın bölgesindeki birlikleri denetlemekle görevlendirilen HMS Benmy-Chree’nin eski komutanı Charles Rumney Samson ise “Gösterdiği kahramanlıktan dolayı bu batarya toplarının kamalarını sökmek askeri şerefe aykırıdır” diyerek, Mustafa Ertuğrul’un bataryasına dokunmadı.

Mustafa Ertuğrul soyadı kanunu ile birlikte verilen görevleri başarı ile yerine getirdiği için komutanı tarafından tavsiye edilen “AKER” soyadını aldı. Mustafa Ertuğrul AKER emekliliğini geçirdiği Antalya'da 1968'de vefat etti. Antalya il merkezinde Andızlı mezarlığında yatmaktadır.

İçe dönük, sade ve mütevazı yaşadı. Ta ki 1995 yılında “Paris II” batığı bulunup, yıllar süren bir araştırmanın ardından ona ulaşana kadar da kendini bizlerden sakladı.

2007 yılında Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından Atatürk Parkı'nda anısına bir heykel dikildi. Aynı yıl Kemer Belediyesi ve Akdeniz Üniversitesi Sualtı Sporları Topluluğu tarafından “Mustafa Ertuğrul’u Anma ve Paris II Batık Dalış” organizasyonu başlatıldı.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2126/bir-kahramanlik-hikayesi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar