“Millet ve bir olmak” iradesi, “akademisyenler” için de gerekli!

GÜNCEL/LİSANSIN HAKKI: Yazımızın sonundaki lisansın hakkını vermek bölümü ile ilgili YÖK olumlu bir karar verdi.  Yükseköğretim Kurulu (11.06.2018) “Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği”  için verilen ilanlarda;"Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği lisans" ile "Beden Eğitimi ve Spor Öğretimi Yüksek Lisans” olması gerektiğine, ayrıca "Beden Eğitimi ve Spor ABD ile "Beden Eğitimi ve Spor Öğretimi ABD Yüksek Lisans mezunlarının da eşdeğer kabul edildiğine, başvurabileceğine karar verdi. Buna göre müzik alanına kadroya başvuracak kişi; müzik lisans, müzik Y.L. (yüksek lisans) ve müzik Dr. mezunu olması gerekiyor. Yıllardır bunu söylüyorum… Yanlış nerde?

Millet olmak

Bazı camilerde namaz kılmak insana huzur veriyor. Özellikle hocaların düzgün Türkçesi, hitabeti, dili ve anlatımı bunda etken oluyor. Şişli, Sultanahmet, Süleymaniye, Ortaköy, Eminönü, Yıldız, Fatih vb. gibi. Şişli Mısırlı Camisi’nin hocası Mustafa Bey’de böyle... Konuşarak, soru sorarak, halkı içine çekerek vaaz veriyor..

Bayram namazında; “Millet olmak” kavramını işledi. Ve dedi ki; dünya üzerinde 300 küsur devlet var. Neden millet olamıyorlar? Çünkü “Millet olmak için önce vatan/toprak  şuuru gerekli. Sonra dil birliği, din birliği, kıble birliği gerekli. Sonra da bir amaç/hedef gerekli…”  Evet, dedikleri doğru… Ancak camilerde bile saf tutarken birbirine yanaşmayan, aralık koymaya çalışan, omuzlarını değdirmemeye çalışan insanların, dışarıda ne yaptığını da düşünmeden edemiyoruz!

“Millet kavramı ile ulus kavramında” önemli bir yanlışlık da “millet ile ümmetin” anlamdaş sayılması, ya da “ümmetin milletten daha geniş” bir anlamda düşünülmesidir. Topluluk anlamındaki mecazi kullanılışıyla “millet” tarihin belli bir döneminde ortaya çıkan insanları değil, belli bir inanca bağlı tüm insanları dile getirir. Bu nedenle İslam milleti dendiğinde, yalnız Hz. Peygamber’e (S.A.S) inanan Müslümanları değil, ilk peygamberden bu yana yaşamış tüm Müslümanlar belirtilir. Oysa ümmet; belli bir Peygamber’in izleyicisi Müslümanlara verilen addır.

Millet ya da ulus; “çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında; dil, tarih, ülkü, duygu, gelenek ve görenek birliği olan insanların oluşturduğu topluluk.” demektir.

Peki; bu şuur ve millet olmak iradesi, her kurum çalışanı için gerekli değil mi?

Bir kurumda çalışıyorsunuz, ama kurumla maaş dışında bağlantınız yok, sürekli olumsuzsunuz veya sessizsiniz, aleyhte konuş(m)uyor, bir kurtulsam şuradan d(em)iyorsunuz?

Bu davranışlara çevrenizde şahit oluyorsunuzdur. Görev yapan ama mutsuz veya sessiz insanlar!

Oluyor mu? Elbette olmuyor!

Onun için, bir kişi çalıştığı kurumun; kuruluşunu, tarihini, amaçlarını vb. mutlaka bilmeli, çalıştığı sürece de canla başla çalışmalı, kurum içinde; “millet olmalı...”

Örneğin yıllardır, çeşitli üniversitelerle ortaklaşa sempozyum düzenliyor, dinleyici sıkıntısı çekiyoruz. Yan tarafta kantinde/çay salonunda keyif yapan akademisyenler, salona gelmiyorlar.

Alan dışından tebrik/coşku çok ama; alanda; tebrik, helal olsun, çok iyi bir festival/sempozyum, 25 yıl dile kolay, bravo  vb. asla söz konusu değil!

Festival kitapçıklarını bile “ben yokum, bakalım ne var” diye içine bakıyor, yanına almayıp masaya bırakıyorlar!

3 gün boyunca neden uğramadınız? diye soruyoruz.

Şöyle diyorlar;

Sevmediğim kişileri görmek istemedim.(Benlik)

Bana kurulda yer vermemişsiniz. (Benlik)

Oturum başkanlığı vermemişsiniz. (Benlik)

Ne sunacaklar ki? (Benlik)

Hepsi bilinen şeyler? (Benlik)

Dersim/işim vardı? (3 gün)

Ben sempozyumları sevmiyorum…(Benlik)

Bana puan vermiyor ki! (Benlik)

Ve küsüyorlar. Senin derdini anlayan yok… Çünkü, önemli olan “kendisi”

Ya arkadaş, bu nasıl düşünce? Yarın sen de bir program yapınca onlar da sana gelmezler…

“Bir olmak”, paylaşmaktan geçer…

Senin akademisyenliğin sadece kendine mi?

Neden “biz” demiyorsun, arkadaşlarını izlemekten zevk almıyorsun?

Sen gelmeyince sempozyum yapılmıyor mu?

Mutlaka, basılı kitapları da okumuyorsundur, çünkü; içinde sizin bildiriniz, isminiz yok! değil mi? (Benlik)

İşte bu düşünce ile bir arpa yol gidemiyoruz?

Çoğu sanat okulları akademisyeni önüne YÖK kriterlerini almış; nasıl Doç. olurum, nasıl Prof. olurum derdinde... (Benlik)

Sempozyum dinlemeye puan yoksa, akademisyen ortada yok! (Benlik)

Ne ala bilim/sanat değil mi?

Unutulmamalı ki, YÖK kriterlerini yerine getirerek alacağınız/alınan unvan, kimseyi; en iyi, en büyük, en iyi bilen, en iyi idareci, en iyi çalan, en iyi söyleyen, en iyi araştırmacı, en iyi müzikolog, en iyi oyuncu, en iyi tiyatrocu v.b. yapmıyor, yapmadı da…

Kurum içinde unvanlarınızı bırakarak toplantılara girin, arkadaşlarınızla unvansızca konuşun, idari görevlerinizi arkadaşlarınızı harcamaya/ezmeye/mobbing yapmaya kullanmayın…

Açıklarınızı makamları kullanarak değil, kendinizi geliştirerek kapatın!

Paylaşımda bulunarak büyüyebiliriz.

Parçalandıkça küçülürüz.

Sanat alanı bütünleştiricidir…

Büyüklerimiz boşuna dememişler; “bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız” diye…

Ve bunlar içi boş sözler değil!

   Çok şeyler anlatıyor, ama anlamak/millet olmak isteyene!

    

       BİR KADRO  İLANI  VE LİSANSIN ÖNEMİNİ ANLAMAK!...

GOP tarafından verilen bir ilan yine basına düştü. Çünkü “alan dışı” bir kadroya atama isteniyordu ve en kötüsü “özel şartlar” bir kişiyi gösteriyordu. (Malum, ilanlar, kanunlar ve yönetmelikler bir kişiyi göstermemelidir.) Ama en üst makamlarda hala buna dikkat edilmiyor, basın da tarama yaparak ortaya çıkarıyor, bu doğru bir yöntem değil. Bu gibi ilanların mutlaka kurum içinde olumsuz yansımaları oluyor. Geçtiğimiz yazıda, akademisyenleri rahatsız eden bir konuyu YÖK’e sormuş, ama cevabını alamamıştık; lisans alanı dışında bir alanda Y.L. ve Dr./Sy. yapanlar, son yaptıkları Dr./SY. alanında kadrolu atanabilir mi? diye... İşte bu ilanda  “tersi bir” örnek; GOP İlahiyat Fak. Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Hasan Coşkun; lisansı, Y.L., Dr.sı  “İlahiyat alanında” yapmış.

2015’te, Y. Doç. olarak İlahiyat Fak.  Felsefe ve Din Bilimleri Böl. Din Bilimleri ABD atanmış. Her eğitimi “ilahiyat” olan kişi, şimdi bölüm/alan değiştirilerek İletişim Fak. Gazetecilik Bölümü’ne alınmak isteniyor… Ayrıca, özel şartlardaki; “Alevilik-Bektaşilik üzerine çalışmış olmak” yanlışına girmek istemiyorum.

İşte, yasa ve yönetmelikler, uygulanamaz duruma getirilirse, herkes kendine göre uygularsa olmaz!

YÖK, bu konuya derhal el koymalı; “lisans mezunlarının, başka alanlarda Dr. Sy. yapsalar da “lisans alanı”  dışında kadrolu olmalarının/unvan almalarının önünü kapamalı, ya da lisansı, Dr.sı aynı alan olanların, “başka alanlarda ders vermesine”, kadrolu olmasına/unvan verilmesine”  son vermelidir. Kurallar olmasa, birlik sağlamak mümkün olmayacaktır.

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2328/millet-ve-bir-olmak-iradesi-akademisyenler-icin-de-gerekli.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar