Manevi Tokat

Asıl olan Allah’ın(cc) adaleti olduğuna göre, mıskal kadar iyiliğin mükafatı, mıskal kadar kötülüğün cezasız kalmayacağını yüce Kur’an’ımız ferman ediyor.

O bakımdan, yaprağın bile sebepsiz yere kımıldamayacağını, yağmurun boşa yağmayacağını, depremlerin, sel felaketlerinin, yıkılışların, yok oluşların  tesadüfi gelip geçici olmayacağını bilmemiz gerekir...

Hesap günü... O günün de bilançosu bu günden itibaren tutuluyor...

...

İlk başta tüccar teraziyi tutarken bakıyor mu, malı müşteriye sunarken doğruyu söylüyor mü, avukat yalanları sıralıyor mu, siyasetçi halktan oy alacağım diye ters takla atıyor mu, takiye yapıyor mu, tarihçi yalan kelam yazıyor mu, kasap dana etine domuz etini katıyor mu? Daha neler, yoğurda bisküviye domuz jölesi...  Kim bilir her birimiz köfte, kıymalı pide diye kaç kara okka domuz eti yedik. Genlerimiz hasta, değerlendirmelerimiz hatalı...

Yeniden gen inşası yeniden dirilme...

...

Alemin özellikle Müslümanların perişanlığı olanlardan değil de nedir? Çocuklarımız elimizden çıkıyor, giderek nesillerimiz bozuluyor, çamurlu derde kayboluyoruz.

Üç kişi bir araya gelsek yaka paça. Üç kişi aynı kavilde birleşemiyoruz. Parti pürtü kulvarında kazanarak koltuk kapma hırsı her şeyi mubah kılıyor.

Bu sahada kıbleler bile zayıfladı, ilahlar çoğaldı.

O yüzden, bilim adamı yerine ilahiyatçı diyoruz. İlahların ilmini yapan kişi.

İlahçılar, ilahiyatçılar!...

...

Din adamı, din görevlisi, Hıristiyan’ı kavramlar.

...

Kirli siyaset tarihi bile gerçek yüzüyle anlatmaya engel oluyor.

Hak ve hakikati çiğnedik, yok oldu, onun yerine topluma örnek insan olarak ekranlardan sunduğumuz birtakım sanatçı kırığı ölçüsüzler, ilkesizler... Hangisini saysak, biri birbirini kovalıyor, o reyona girildiğinde hırs ve intikam, çekemezlik çıkıyor karşımıza.

Kazanma yarışı; heyecanlı nutuklar, asılsızlıklar, gereksizlikler...

Gözünün yaşına bakmadan sık anlının ortasına!

...

Sanki ezanın susturulması, İslam müesseselerinin lağvedilmesi, hilafetin kaldırılması gibi halkı asimle etmeye yönelik inkılapları yapanlara söyleyeceğimiz tek bir sözümüz yok. Aksine methüsena, yağcılık, şirin görünme. Meydanlara çıkarak biat ettiğimizi ilan ediyoruz.

Yüzümüz de kızarmıyor...

...

Yeri geldiğinde içki masasında bardağı kaldırıp günahı kutlamaktan da geri durmayışımız siyasetçiliğimizin gereğidir. O anda meleklerin nasıl bir şaşkınlık geçirdiklerini göremiyoruz. Halimize bakmıyoruz. O kesimlerden oy gelecek, alkış gelecek, aferin gelecek.

Ama hiçbirisi gelmiyor...

Tokat geliyor, hem de en acısından...

...

Belki bunun da farkında olmuyoruz. Amellerimizin rüzgara kapıldığını, durduk yerde hezimet sillesinin ensemizde şakladığını göremiyoruz. Görsek, yaptığımız hataları yeniden yapmayacağız. Beşli çeteye karşı dik durduğumuz gibi İslam karşıtı olanlara da dik durmasını bileceğiz. 1920 öncesinde şöyle dedi, şöyle söyledi uçtu kaçtı demeyeceğiz.

Her şey dobra dobra, değilse Müslüman’ın yerine göre susması onun en değerli ameldir. “Amelleriniz sizi kötülüklerden alıkoyar” ilahı ikazı...

...

İki yanlış her zaman bir doğruyu götürür. Onun ötesinde, yediğimiz tokatlar fiziki olmazsa da manevidir. Kalp gözü açık olanlar bu tokatları görür, kapalı olanlar bir şey anlamaz, zannederleri ki dışarıda yağmur yağıyor, Arap kızı da camdan bakıyor!..

Rehavet, ferasetsizlik, kayıtsızlık... 

http://enpolitik.com/kose-yazisi/2331/manevi-tokat.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar